27 Aralık 2024, 18:46
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Dini Hikayeler | Yüreği Olan Görüyor Elbet Dini Hikayeler | Yüreği Olan Görüyor Elbet “Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir.” Hz. Ebû Bekir
Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzerek dolanır. Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider.
Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını. Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar ve çıkardıkları sesler derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan. Namaz bir şekilde biter bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar. Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.
İmama kadar ulaşır bu sesler. İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki: “Oğlum böyle namaz mı olur? Sırtında odunlar… Sen ne yaptın böyle? Hem kendini, hem de çevreni rahatsız ettin. Bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”
Bunu duyan meczup, mahsun ama manalı bir bakışla sorar: “Âdetiniz böyle değil mi?”
“Ne âdeti?!” der imam.
Cemaat de toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra.
Der ki meczup bu kez: “Hocam ben namaz kılmak İçin girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki âdet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte. Neden kızıyorsun? “Benim sırtımda da mı vardı?” diye sorar. “Evet, “ der meczup, “Hepimizin sırtı yüklüydü!”
Cemaatte ise hafiften, “Deli işte!” manasında, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır.
Meczup bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocuk gibi heyecanla bağırır: “Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca, “Boş yok, hiç yok!” diye tekrarlar.
O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde ve şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!
Aynen doğrudur dedikleri çünkü…Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği…
Biri açtır, aklında yiyeceği tavuk; birinin sırtında sevdiği kadın; diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.
“Peki öyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle imam.
O da der ki: “Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!”
Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, öldü mü ölecek mi, diye düşünürmüş namazda.
“Harabat ehlini hor görme sakın, defineye malik viraneler var. Bildirince bildiren, yüreği olan görünüyor elbet…”
Alıntı | |
|
| |