İslâmi literatürde daha çok “İbn’ül-Arabî” diye tanınan ve tasavvufta yolunu takip edenlerce “eş-Şeyh el-Ekber” lakabını verilen Muhyiddin İbn’ül-Arabî, Endülüs’ün Mürsiye şehrinde 1165 senesinde doğmuş, 1240 senesinde Şam’da vefat etmiştir. İslâm fikir, ilim, tasavvuf hayatının ene önemli isimlerinden biri olan İbn-i-Arabî’nin eserlerinin sayısının 200 ila 500 arasında olduğu kaynaklarda zikredilir. İbn-i-Arabî devrinin ünlü düşünürlerinden yine Endülüslü olan İbn-i-Rüşd (öl.1198)’le de görüşmüş olması ve gerek İbn-i Rüşd’ün ve gerekse İbn-i Sina(öl.1037)’nın eserlerini okuması, onun düşünce dünyasının ne denli zengin olduğunu göstermektedir. Büyük bir İslâm düşünürü ve mutasavvıfı olan ve aynı zamanda dini felsefi ve tasavvufi bilgileri şahsında mezcetmiş biri olan İbn-i-Arabî’nin insan anlayışı, İslâm düşünce ve kültür tarihi açısından oldukça önemlidir. Nitekim, hemen bütün eserlerinde kimi zaman doğrudan, kimi zaman da dolaylı olarak O, insanla ilgili düşüncelerine yer verir. O, insanı mikro kozmos olarak görür, insanı varlıklar arasındaki en mükemmel varlık olarak görür. Ona göre “…insan, âlemin ruhudur…”[1]. Alemin ruhu olarak nitelediği insanla ilgili o, hem felsefi bakış açısını, hem de dini-tasavvufi bakış açısını kullanmıştır. İbn-i-Arabî’nin düşüncesinde insan, merkezde yer alan bir varlıktır. Adeta Yüce Allah insanı büyük kainatın bir örneği olarak yaratmıştır. Bu açıdan insanı iyi tetkik etmek, iyi anlamak gerekir. Böylece kainatı da iyi anlamak mümkün olur.
Muhyiddin İbn’ül-Arabî’de İnsan
İnsan, varlıklar arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İnsanın genel varlık ve özellikle de canlılar içinde çeşitli açılardan farklı bir konumu vardır. Felsefe, bu özel konuma sahip insanın nasıl bir varlık olduğunu sorgular. İnsan meselesi hem Batı hem de Doğu felsefelerinin en temel konularından birisidir.
Felsefe tarihinde ilk kez insanı felsefelerinin merkezine alan filozoflar sofistlerdir. Sofistlerden sonra gelen filozoflar da insanı genel felsefelerinin en temel konularından biri olarak ele almışlardır. Filozoflar, insanla ilgili birçok tanım yapmışlardır. Felsefede insanla ilgili yapılan genel tanımlardan bazıları şunlardır: İnsan, aklı olan canlı varlıktır. İnsan, dik yürüyen, ellerini kullanan, beyni özel biçimde gelişmiş olan, çevresini değiştirebilen, dünyaya ve evrene aşık olan, konuşan ve yaratıcı düşünme yeteneği olan, deney dünyasını aşabilen, eylemlerinden sorumlu olan varlıktır.[3] Diğer genel bir insan tanımı da şu şekildedir: İnsan, algı, yargı, bellek, arzu sahibi; dil, din, hukuk, devlet, sanat, bilim ve felsefe gibi eserlerle anlamlandırılmak durumunda olan bir varlıktır.[4]