Sınavlar AÖF, ÖSYM, KPSS sınavları hakkında bilgi ve paylaşımlar..


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Bilgi Kuramı 1 - Aöf Felsefe Dersleri
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
126
Konu Bilgileri : Sınavlar
Konu Basligi
Bilgi Kuramı 1 - Aöf Felsefe Dersleri
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
126

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 20 Aralık 2024, 14:12  
Çevrimiçi
 
Sürmenaj kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Bilgi Kuramı 1 - Aöf Felsefe Dersleri

Bilgi Kuramı 1 - Aöf Felsefe Dersleri

Bilgi konusu ilkçağdan beri üzerinde durulan bir konu olmuştur. Ancak bilgi kuramı konuları ve sınırları açık seçik biçimde belirlenmiş bir disiplin olarak Modern Felsefede ortaya çıkmıştır.

İnsanlar bilgi konusuna bir şekilde ilgisiz kalmışlar insanın zihinsel güçlerini pek fazla analiz etmemişlerdir. Bunun yerine daha çok varlığın bilgisini elde etmeye yönelmişlerdir.Modern felsefede bilgi konusu ön plana çıkar. Bunun sonucu olarak insanın zihinsel güçlerine insanın neyi bilip neyi bilemeyeceğine ilişkin bir araştırmayla modern felsefe başlar. Bu araştırma çerçevesinde bilgi kuramının en önemli ve en temel problemi “doğru bilginin imkanı olarak karşımıza çıkar. Burada söz konusu olan temel soru da “doğru genel-geçer ve kesin bilginin mümkün olup olmadığı “ sorusudur.

Bu problem karşısında iki farklı görüşten söz edilebilir. Birincisi insanın gerçekliğin kendisini hiçbir zaman bilmeyeceğini savunan kuşkuculuktur. (Septisizm). İkincisi ise insanın kendisinin dışındaki gerçekliğin bilgisini elde edebileceğini insanın dış dünyayı bilebileceğini savunan dogmatizmdir.

1. Doğru Bilginin İmkansızlığı

Doğru bilginin insan için olanaksız olduğunu dile getiren felsefi akıma kuşkuculuk (Septisizm) adı verilir. Bu akımın kurucusu İlkçağ filozofu Pyrrhon (M.Ö 365-275)’dur. Ancak Pyrrhon’un görüşlerini önceleyen başka filozoflar vardır. Bunlardan biri Elealı Zenon (M.Ö 490-430) diğeri de Demokritos (M.Ö 460-360)’tur.

Zenon hocası Parmenides’in görüşlerini savunmak amacıyla Zenon paradoksları olarak bilinen ünlü kanıtlamalarını öne sürmüştür. Bunların arasında en çok bilineni Akhilleus (Aşil) ile kaplumbağa arasındaki yarış kanıtıdır. Bu yarışta kendisinden biraz önce yola çıkan kaplumbağaya Akhilleus hiçbir zaman yetişemeyecektir çünkü başlangıçtaki kaplumbağa ile kendi arasındaki mesafeyi koşmak için geçen zaman içinde kaplumbağa az da olsa biraz ilerlemiş olacaktır. Akhilleus’in bir de bu aralığı koşması gerecektir ama bu arada kaplumbağa pek az da olsa ilerlemişti; bu böyle sonsuza kadar gider.

Zenon’un diğer paradoksları şunlardır: Koşu pisti ve uçan ok örnekleridir.

Zenon’un bu keskin antinomileri şunu göstermek içindir: Var olanı bir çokluk ve hareket diye düşünürsek çelişmelere düşeriz öyleyse varolan ancak “bir” ve hareketsiz olabilir.

Demoktiros (M.Ö 460-360) da aynı düşünce çizgisini devam ettiren başka bir filozof olmuştur. Ona göre duyular asıl gerçeği yani nesnelerin artık bölünemeyen son parçalarını (atomları) bilebilecek gibi keskin değillerdir. Renkleri görmemiz sesleri işitmemiz sıcaklığı duyulmamamız tatlıyı acıyı tatmamız ancak bir duyu yanılmasıdır. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu gerçek yapısını göremez bunu ancak düşünen akıl kavrayabilir. Bir insanın duyumu diğer insanların duyumlarından farklılık gösterdiğinden objektif genel-geçer ve doğru bilgiden söz edilemez.

İlkçağda yaşamış doğa filozoflarının aynı konuda farklı sonuçlara ulaşmaları kuşkuculuğun gelişiminde etkili olmuştur. Thales varlığın kendisinden çıktığı madde su derken Anaksimenes havadır der.Herakleitos evrende bir değişme olduğunu söylerken Parmenides evrende değişme olmadığını iddia eder. İşte filozofların aynı konularda farklı hatta çelişik sonuçlara ulaşmaları insanların dış dünyayla ilgili olarak doğru bilgi elde edilemeyeceğini düşünmelerine neden olmuştur.

Bu yüzden sofistler bu durumun sonucu olarak doğaya ilişkin araştırmadan insana ve devlete yönelerek doğru bilginin imkansızlığı konusunda daha da ileri giderler.

a.Sofistler
Sofistler “Başarılı yurttaş nasıl yetişir.” Sorusunu ele almış şehir şehir dolaşarak para karşılığında bu konularda dersler verirlerdi. Sofist “Yunanca “bilen bilgili kişi” demektir. Sonraları “söz söyleme sanatı (retorik hitabet) üzerine ders veren kimse anlamını kazanmıştır. En ünlü Sofistler Protagoras ve Gorgias’tır.

Protagoras : Bilginin yalnızca duyumlara dayandığını belirterek doğru bilgiden söz edilemeyeceğini iddia etmiştir. Ona göre “İnsan her şeyin ölçüsüdür varolanların varolduklarının varolmayanların varolmadıklarının da ölçütü insandır.” Örneğin; rüzgar üşüyen için soğuktur üşümeyen için soğuk değildir. Bu yüzden bilginin genel geçer ve nesnel bir bilgi olmayıp kişiden kişiye değiştiğini savunmuştur.

***8594; Gorgias : Doğa felsefesinin bir ana sorunu olan asıl gerçeği varolanı bilemeyeceğimizi şu üç sav ile kanıtlamaya çalışır: (1) Hiçbir şey var değildir.

(2) Bir şey varolsa bile bilinemezdi.

(3) Bilinse bile başkalarına aktarılamazdı. Çünkü bildirme sözlerle olur söz ise varolandan başka bir şeydir. Örneğin bir başkasına bir renk tasarımını nasıl bildirebiliriz. Çünkü kulak renkleri işitmez sesleri işitir birbirinden farklı olan iki kişide aynı bir tasarım nasıl olabilir.Bu yüzden doğru olan tek bir şeyden söz edilemez.

b.Septisizm (Kuşkuculuk)

Septisizmin kurucusu Pyrrhon (M.Ö 365-275)’dur. Pyrrhon’un bilgi kuramı öğretisi ahlak görüşüne dayanır. Buna göre insan yaşamının amacı bu dünyada mutluluğu elde etmektir. Bunun için de insanın ruh dinginliğine (ataraxia) ulaşması gerekir. Ruh dinginliğine hiçbir konuda yargıda bulunmayıp yargıyı askıya almakla (epoche) ulaşılabilir. Bu yüzden felsefe problemlerine kayıtsız kalarak kabul ya da inkar doğru ya da yanlış hiçbir yargıda bulunulmamalıdır. Pyrrhon’a göre felsefenin ödevi hayatı son ereği mutluluğa göre düzenlemektir.

Pyrrhon’un öğrencisi Timon (M.Ö 320-230) hocasının öğretilerini temellendirmiş ve daha ayrıntılı hale getirmiştir. Bu temellendirme faaliyetini getirdiği birtakım kanıtlamalarla gerçekleştirmiştir. Bu kanıtlamalardan bazıları şu tezleri ifade eder:

(1)İnsanlarda bazı yapısal farklılıklar vardır.
(2)Duyu organları insandan insana farklılık gösterir.
(3)Özneyi etkileyen koşullarda farklıdır.
(4)Nesnenin yeri ve uzaklığı duyuma olumsuz bir biçimde etki eder.
(5)Yasaların gelenek ve göreneklerin insanların üzerinde farklı etkileri olur. İşte bu nedenlerden dolayı aynı şeyler farklı insanlara farklı şekillerde görünür.

2.Doğru bilginin imkanı
Varlık hakkında doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını savunan aşırı kuşkucuların karşısında doğru bilgiye ulaşılabileceğini savunan filozoflar da vardır. Doğru bilginin mümkün olduğuna inandıkları için bu filozofların bilgi konusundaki tavırları dogmatizm olarak ifade edilir. Bu görüşler şunlardır:

a.Rasyonalizm (Akılsalcılık)

Bilginin akla ve düşünceye dayandığını akılda gerçekliğin bilgisini veren önsel bilgiler bulunduğunu savunan akımdır. Yani insan aklı doğuştan bilgilere sahiptir. İşte doğru bilgi de bu doğuştan getirilen bilgidir. Bunların doğrulukları duyusal algıda değil düşüncede akılda temellendirilmektedir.

Rasyonalist filozoflar bilginin mükemmel örneği olarak matematiği görürler. Matematiğin bilgileri hem geçmiş hem gelecek için geçerli olan bilgilerdir. Matematiksel bilgi herkes için doğru olan bilgidir. Bu nedenle onlar kişiden kişiye değişmeyen kesin doğrulardır. Rasyonalist filozoflar arasında Sokrates Platon Aristoteles Farabi Descartes ve Hegel sayılabilir.

(1)Sokrates (M.Ö 469-399)

Sokrates insanın ahlaklı olabilmesini sağlayacak bilginin ahlaki doğruların ve erdemlerin bilgisi olduğunu söyler. Ona göre bu erdemlerin bilgisi deney ya da tecrübe yoluyla sonradan kazanılmaz. Bu bilgi doğuştandır. İnsan aklı doğuştan bu bilgilere sahiptir. Ancak bu bilginin hatırlanması ve bilinç düzeyine çıkarılması gerekir.

Sokrates bu bilginin açığa çıkartılması için doğurtma (maieutike=mayotik) ve tartışma yöntemini önerir. Bu yöntemin temelinde disiplinli sıkı bir düşünme ile doğrunun bulunabileceğine inanma vardır. Akılda doğuştan gelen bilgiler var; bunlar herkes için ortak olan doğrulardır. Bunlar sorup soruşturma ile tartışma ile açığa çıkarılabilir bilinir bir hale getirilebilirler.

Tartışma boyunca Sokrates yeni bir bilgi vermez yalnızca soru sorar. Bununla da insanların ruhlarında bulunan fakat onların kendilerinin tam olarak bilincinde olmadıkları doğruları gün ışığına çıkarmayı amaçlar.

(2)Platon (M.Ö 427-347)

Asıl adı Aristokles’tir. Sokrates’in öğrencisidir. Bilgi öğretisi varlık felsefesi temeline dayanır. Platon iki varlık alanı belirler: İdealar evreni ve Gölgeler (görünüşler) evreni.

İdealar evreni sürekli varolan hiçbir zaman oluş halinde olmayan cisimsel olmayan uzayın ya da cisimler dünyasının hiçbir yerinde bulunmayan gerçekten varolan asıl varlık alanıdır. Gölgeler evreni ise hep oluş halinde olan duyularla algılanan cisimler halinde cisimler dünyasıdır.

Platon’a göre sürekli değişen oluş halindeki evren bilinemez. Çünkü değişen bir şeyi bilmek mümkün olmaz. Bu yüzden gerçek bilgi ideaların bilgisidir. İdealar evreni akıl bilgisinin konusudur. Dolayısıyla duyularla değil akılla düşünmeyle kavranırlar. İdeaların bilgisi apriori yani deneyden bağımsızdır.

Platon’a göre ruh ölümsüzdür. Birçok defalar yeryüzüne gelmiştir. Bu arada yeryüzünde ve öbür dünyada bulunan her şeyi görmüştür. Yeryüzünde her şey de birbirine bağlı olduğu için ruh bunlardan birini görünce sürekli bir araştırma ile ötekilerini de bulabilir ve hatırlayabilir. Ruhta doğru tasavvurlar önce bilinçsiz bir halde bulunurlar; bunlar ilkin bir rüya gibi kımıldanırlar uygun sorular ve araştırmalarla sonunda aydınlık bir bilgi haline gelirler. Buna göre: Öğrenmek eskiden bilinmiş bir şeyi yeniden hatırlamaktan başka bir şey değildir.

(3)Aristoteles (M.Ö 384-322)

Aristo doğru bilginin değişmez olanın bilgisi olduğunu savunur. Gerçek anlamda bilimsel bilginin varlıkların nedenlerine ilişkin ispatlanmış bir bilgi olduğunu söyler.

Aristo’ya göre varolan bir şeyle ilgili olarak gerçek bilgiye sahip olabilmek için onun varlığa gelişini sağlayan dört nedenin bilinmesi gerekir. Bu dört neden :

(a)Maddi neden : Varlığı meydana getiren maddenin ne olduğunun bilinmesidir.

(b)Formel neden : Varlığın şeklinin nasıl olduğunun bilinmesidir.

(c)Fail neden : Varlığı varlığa getirenin kim olduğunun bilinmesidir.

(d)Ereksel neden : Varlığın hangi amaç için meydana geldiğinin bilinmesidir.

Aristo bununla varlıkla ilgili olarak tekil olanın bilinmesini amaçlar : Şu insan şu ağaç gibi tek tek varlıklar.

Alıntı

 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
aÖf, bilgi, dersleri, felsefe, kuramı


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor