İstemez...
Gölgesi boyundan büyük lafların altında kaldım,
Herkes birer mimar kesildi yıkık duvarlarıma.
Söz cambazları kuşattı dört yanımı boş vaatlerle,
Meğer hepsi rüzgâr bekleyen kağıttan kaleler imiş.
Söz kervanları geçti yüreğimden, yükü ağır, içi boş,
Her "biz" diyenin heybesinde binlerce "ben" buldum.
Gürültülü merhametlerin sahte yankısı dindiğinde,
Kendi yaramı sarmak için yine kendime kuruldum.
Dilinize dizgin vurmadınız, nasılsa sükûtum garantiniz,
Bağıramayışımı bir zayıflık, bir teslimiyet sandınız.
Kırılan kalbin sesini duymayan o sağır kibrinizle,
Uysal limanıma sığınıp, kıyılarımı ateşe verdiniz.
Hastalık nöbetlerimde sadece tavanla konuştum,
Hüznün o en koyu rengini tek başıma kuşandım.
Siz konforlu cümlelerin tahtında hüküm sürerken,
Ben kendi enkazımdan, tırnaklarımla yeni bir ben kazdım.
Artık lisanınızdaki o süslü vaatleri bohçalayın,
İcraatı olmayan sevda, dilde sadece bir yüktür.
Gölge etmeyin, brasska ihsan istemez bu yorgun can,
Zira kendi başını kaşıyan tırnak, her elden büyüktür.
Ya canla gelin, baş koyun bu dik yokuşa,
Ya da kelimelerinizi alıp susun, gidin uzağa.
Dost dediğin dar günde dilsiz bir eylem olmalı,
Laf kalabalığınız sığmıyor artık bu sessiz ocağa.
C.