“Bahçedeki Kadın” – Travmanın ve Suçluluğun Gerilimi

Son yıllarda korku filmleri, vampirler ve testere kullanan katillerden ziyade suçluluk, travma ve depresyonla mücadele eden karakterleri ön plana çıkarmaya başladı. “Bahçedeki Kadın” da bu eğilimin tipik bir örneği. Reklamlarda sıradan bir doğaüstü gerilim gibi sunulsa da, hikaye izleyiciyi psikolojik bir gerilimin içine çekiyor. Ancak bu potansiyele rağmen, kesik kesik ve dolaşıklıklarla dolu senaryo, Danielle Deadwyler’ın güçlü performansına rağmen filmi tam anlamıyla taşımaya yetmiyor.
Ramona, oğlu Tay (Peyton Jackson) ve kızı Annie (Estella Kahiha) ile Georgia’daki ücra bir çiftlikte yaşıyor. Kocasını bir trafik kazasında kaybetmiş ve bacağı kırıldığı için hayatına devam etmekte zorlanıyor. Bu zorlayıcı durumlar arasında faturalar ödenmemiş, elektrik kesilmiş ve bir sabah, ön bahçede uzun siyah peçeli ve gizemli bir kadının oturduğunu fark ediyorlar. Kadın (Okwui Okpokwasili) Ramona’ya garip ve rahatsız edici sözler söylüyor; kanlı ellerini gösteriyor ve “Bugün o gün” diyerek gizemini koruyor.
Ramona, çocuklarını sakinleştirmeye çalışsa da, bahçeye gelen bu gizemli kadının varlığı aileyi ve evin düzenini sarsıyor. Özellikle Tay’in komşuya telefon kullanmak için gitmesine izin vermemesi, gerginliği tırmandırıyor. Film, bu gerilimi yeni ve sürprizli bir yöne doğru ilerletse de, spoiler vermemek için detaylara girmiyorum. İzleyiciler, MPAA’nın PG-13 derecesine neden verdiğini anlayacaklardır.
Yönetmenliğini Jaume Collet-Serra’nın üstlendiği film, “Unknown”, “Non-Stop”, “Jungle Cruise” ve “Black Adam” gibi yapımlardan tanınan bir isimden geliyor. Collet-Serra, daha önce “Orphan” ve “The Shallows” gibi türü altüst eden zekice gerilim filmleriyle dikkat çekmişti. Bu beklentiler ışığında, “Bahçedeki Kadın” merakla beklenmiş olsa da, senaryonun kederin derinliklerini yeterince aktaramaması ve parçalı anlatım, filmi beklenen seviyeye taşımıyor.
Danielle Deadwyler, Ramona rolünde olağanüstü bir performans sergiliyor. Çocukları için her şeyi bir arada tutmaya çalışan, keder, öfke ve suçluluk duygularını kontrol etmekte zorlanan bir kadını başarıyla yansıtıyor. Diğer oyuncular da iyi performans sergilese de, Deadwyler sahnelerde açık ara öne çıkıyor.
Yine de, güçlü oyunculuklara rağmen film bütünlük oluşturamıyor. Senaryo, M. Night Shyamalan’ın bazı eksik fikirlerini hatırlatır şekilde, yarım kalan parçalarla dolu. Fragmanlar ve reklamlar, izleyicide farklı beklentiler yaratmış olsa da, film kendi başına psikolojik bir gerilim denemesi olarak ilgi çekici ama eksik bir iş olarak kalıyor.
Yazar: Leydihan