Şiir, onurlu bir yaşam peşinde yürüyüşünü sürdüren insanın yol boyunca karşısına çıkan dehlizlere rağmen yaşıyorum demesidir. Dehlizler insanı yüceltebileceği gibi alçaltabilir de. Bu sebeple dehlizlere muhatap olan biri sabır denen melekesini iyi korumalı. Çünkü, sıkıntılarla mücadele etmenin en iyi çözümü enginlere yelken açmakta saklıdır. Bu nedenle sabrı kuşananların mübarekliği tartışmasızdır. Ve şiir, enginlere açılmanın en saf yoludur -gündelik hayatımızda ne kadar kirletsek de-.
Her gün alternatif bir katedral inşa edilirken insan için, ortaya çıkıp kıblesini savunan insan, insan olmanın gururunu fazlasıyla hakediyor demektir. Bu savunma şiirle yapılıyorsa, yaşamanın tadına varma çabası göze çarpar hemen. Bundan yola çıkarak, hayata tutunmanın ve en anlamlı cevabı sunmanın yoludur şiir.
Şiir dedikleri, yürüyüş esnasında dehlizleri aşarken söylenen türküdür ve türkü en çok sabredenin diline yakışır. Şiir, insanı bazen sarsar, bazen toplar, bazen serbest bırakır, bazen koşturur, bazen coşturur, bazen susturur... bu halleri tatmanız şiirle mümkündür. Tabi bu hallere tahammül etmek sabır ister...
Şiir, en çok “insan”ı yaşatır ve yaşamak uğruna verilen mücadele yazılması gereken bir şiirdir. Gerçekten de gerçek olan şeyi söyler sahici bir şiir ve yaşamak gerçekliktir. Bu yüzden insan, şiiri künhüne vakıf olunması gereken bir burhan gibi görmelidir ve öylece pürdikkat kesilerek hassasiyetini ortaya koymalıdır.
Yaratıcının insana sunduğu hayata anlam katmak, Onun isteklerini ifa etmek ve Onun insana bak dediği yerden bakmakla mümkündür. Bu yüzden en ince noktalarda yakalanacak derin bir anlam olduğunu bilmeliyiz, şiir yazarken ve okurken de buna dikkat etmeliyiz. Bütün kitaplar bir tek kitabı daha iyi anlamak için okunuyorsa ve verilen mücadelelerde “söz” yükseltilmek isteniyorsa bu gereklidir. Şiire bakış açımızı düzeltmemiz ve hassasiyetimizi sürekli olarak güncellememiz gerekmekte.
Şiire sanat diyorlar. Sahici sanat yaşamaktır. Şair de yaşayandır, insanı yaşaması için itekler inancı gereği.
Yaşamın farkına ölümle varılır. Bundan yola çıkarak şunu söyleyebilirim; şairler, katil ve annedir. En çok ölen en çok öldüren onlardır. Çünkü her şiirde ölen bir “şey” vardır. Katil ve Anne –bu iki kavramı ayrı ayrı düşünün- olacak kadar merhametli ve cesaretli –katillerde bir merhamet duygusu mevcuttur, insan öldürecek kadar merhameti (!) vardır çünkü- değilseniz şiir yazamazsınız! Ceset görmekten de korkuyorsanız şiir okuyamazsınız. Çünkü, insan, dile getirdiği ve “bir nokta” koyduğu “şey”lerin üzerine düşünmez bir daha ve ortaya sunulan şey şiirse ve şimdi oldu denmişse şiir için, orada ya ölen –ölmesi muhtemel- ya dirilen –dirilmesi muhtemel- duygular bulunmaktadır. Hasılı kelam diyeceğim o ki; şiir okuyor ve yazıyorsanız, ölmek ve yaşamak arasındaki çizginin benliğinizde vuzuha kavuşmuş olması gerektir. Yoksa intihar cümleleri zihninize kendini kazır. Fakat intihar etmeye cesaret edemez aklı başında hiçbir şair. Çünkü, daha umut aşılayacağı yaşam yoksunu bir halkın namusu vardır omzuna yüklendiği.