25 Şubat 2024, 20:00
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Ruhsal Tebliğler (Altın Çağ Bilgileri) Ruhsal Tebliğler (Altın Çağ Bilgileri)
Kendi tarafımdan buraya yazılmıştır. Kaynak: Ruh ve Madde yayınları(EvreninSırları) (Sevgi ve Saygıyla Ünal) (Yazının Kitaptaki Sayfa numarası: (114-140) YOL I
Şimdi dikkatinizi ve sevginizi bize verir misiniz? Çünkü her ruhun yaşadığı mistik deneyimlerden söz edeceğiz. Ruhsal güçleri geliştirmek için belirli bir program hazırlamanın pek yararı yoktur; çünkü her ruhun deneyimi farklıdır. Bu yüzden bazı kardeşlerimizin belirli bir yola, tüm tanıdık ve arkadaşlarını sokmaya çalışmakla hata ettiklerini söylüyoruz.
Hiç kimse belirli bir yolun tek yol olduğunu söyleyemez. İnsanın izlediği yol tamamen bireysel ruha geçmiş enkarnasyonlarından kazandığı deneyimlere ve karmasına bağlıdır. Bu karmanın bedeli belirli bir yolda temizlenmeli herkes kendi bireysel yolunu veya eğitimini izlemelidir. Işık çok farklı şekil ve renkteki pencerelerden yayılmakta ancak sonunda tüm renkler tek bir ışıkta birleşmektedir: Yüce beyaz Işık!
Şunu açıkça ortaya koyalım. Kendi yolumuzu azimli bir biçimde ve ona odaklanarak izlemeliyiz. Ancak ne görevimizin komşumuzun görevi olması ne de onun görevinin bizim görevimiz olması gerekmiyor. Yolu izleyen kişinin şuur düzeyine karmasına ve insanlığın evrimini içeren genel plana göre her yolun iyi olduğunu idrak etmeliyiz.
Günümüzde birçok kişi hevesle bilgi aramaktadır onlar mental (zihinsel) bedenlerini geliştiriyor evrim yolunda bir basamak oluşturuyorlar. Ancak zihinsel bilgi yeterli değildir çünkü bu tür bilgi sınırlıdır.
Ruhsal gelişme ruhun ruhsal gerçekleri özümsemesi ve sindirmesiyle basit kanunları günlük yaşama uygulamasıyla mümkündür. Her şey içsel yaşamın içtenliği ve saflığına ruhun göksel dünyaların ince titreşimlerine karşı tepkisine dayanır. Şüphesiz başkalarının fikirlerini okumak eğlenceli ve uyarıcıdır ancak kendi deneyiminiz size özgüdür bunu unutmayınız.
Aydınlanma ve onu takip eden inisiyasyon dünyasal bilgiden değil ruhsal deneyimden kaynaklanır. Ruhsal gelişmenin yolu Tanrıya ve iyiliğe karşı günlük tepkimiz ve göksel katmanlara karşı alıcı olmamızdan geçer. Birçok insanın acı deneyimlerden geçtiğini gördük. Bazen şöyle sorulur.“Rehberlerimiz neden müdahale etmiyor hata yapmamızı neden önlemiyorlar?” Müdahale etmiyorlar çünkü yolu sadakatle izlemek için yolun aydınlık kısımları gibi karanlık kısımlarını da yürümeniz gerekir. Dingin ve cesaretli olunuz! Biraz rahatsız edici de olsa külfetlerden yaşamın getirdiği üzüntü ve düş kırıklıklarından kaçmayınız onlar size birer fırsat olarak gelirler. İyilikten ve kötülükten söz eder dururuz aralarındaki fark nedir ki? İkisi de öğreticidir.
Her ruhun öğrenmesi gereken ders şudur: Tüm insanlık birdir ama deneyimler her bireysel ruha özgün bir biçimde sunulabilir. Kardeşinizin deneyiminden öğrenemezsiniz o da sizinkinden öğrenemez. Kendiniz de aynı şeyi yaşamadıkça başkalarının deneyimini anlayamazsınız. Her ruh aynı sorunla karşı karşıya gelmelidir sizin deneyiminiz ancak başka olaylar zinciri içinde öğrenildiği oranda özgündür dolayısıyla hiçbir zaman komşunuzunkine tam anlamıyla uymaz. (Sayfa: 11-17)
YOL II
İnsan yol aldıkça ilerde göğe doğru dikili bir haçın görüntüsü gözüne ilişir. Çarmıha gerilmiş İsa’nın resmi insana sembolik biçimde sunulmuştur. Ancak bu her şey değildir haç herkesin ruhsal evriminin belirli bir evresinde gördüğü eski bir semboldür. Bütün ırk ve uygarlıklarda bulunan içsel bir deneyimin teslim olma ve karşılıksız verme deneyiminin dışsal sembolüdür. İnisiyasyon adayının gözlerindeki bağlar çıkarıldığında önce ışığı sonra da arkalarda ışık içindeki teslimiyet haçını görür. Bu ilk büyük inisiyasyondur. Haç bir hayat sembolüdür ancak bu hayat ölümle kazanılmıştır. Buradaki ölüm fizik bedenin ölümü değil kaba alt benliğin ölümüdür. Haç nefsin teslimini kişisel arzuların terkini iradenin Tanrıya tamamen teslim olmasını sevgi ve kardeşlik ilhamına yanıt verilmesini simgeler.
Yoldaki ilk derslerden biri de ayırt etme yani tefrik etmedir. Sahte ve gerçek arasında doğru ve yanlış arasında ayrıca üst benliğinizle alt benliğinizden gelen dürtüler arasında ayırım yapabilmek. Hiç kimse ayırt etmenin ilahi özelliğini öğretemez o deneyim ve derin düşünceyle kazanılır. Ayırt etme ve muhakeme doğru değerler elde etmek ve her şeyin ruhsal yönünü önceden görmek demektir. Bir sorunuz varsa hiçbir zaman sadece maddi standartlara göre yanıt vermeyiniz bunun ruhsal anlamı nedir diye sorunuz. Başkalarına yardım ederken karmasını ondan almaya çalışmayınız çünkü karması Tanrıya daha yakın olmasına yardımcı olabilir. Ayrıca geçici doyum sağlayan şeylerle onu oyalamayınız.
Başkalarını yargılamamayı da öğrenmelisiniz. Yargılayamazsınız çünkü onların geçmiş yaşamlarını bilmiyorsunuz o şekilde davranmalarını sağlayan karmalarını bilmiyorsunuz. Bir insanın tek bir yaşamda bazen sanıldığı kadar özgür iradesi yoktur. Ruh Büyük Yasaya hizmet eden olaylara konsantre olur. Hür irade ruhun tepkisinde kendine sunulan koşulları severek kabul etmesinde ve en iyisini yapma çabasında yatar.
Biz yargılama cüretinden sakınırız çünkü biliriz ki yargıladığımız kişi sadece ilahi yasanın bir aracıdır sizin bunu anlamanız zordur. Ayırt etmenin bir özelliği de insan yasasıyla Tanrı yasası arasında içsel yaşamla dışsal yaşam arasında ayırım yapabilmektir. Her sorunu ruhsal yasanın ışığı altında sevgi ışığı altında görmeyi öğrenmeliyiz. Işığı kabul eden ve kalbinde onu taşıyan ruh ayırt etme ve nefsini ilahi olana tam anlamıyla teslim etme dersini öğrenmelidir. Bunu günlük yaşama uygulamaya gelince bu insanın öğrenmesi gereken en zor derslerden biridir.
Bu konuyu kapatırken şunu belirtmek isteriz: Ne insan deneyiminden kaynaklanan ruhsal şuurluluğun kalitesi tek bir yaşamla kazanılır ne de bir dizi enkarnasyon tek bir ders için harcanır. Her enkarnasyon genelde birçok ders içerir ve istenen birçok özellik kazandırır. Dolayısıyla ruhun belirli enkarnasyonlardan sonra bir inisiyasyon geçirdiğini ve bir sonraki inisiyasyonunu da belirli enkarnasyonlardan sonra geçirdiğini söylemiyoruz. Büyük küresel bir genişleme vardır. Birçok ders birçok enkarnasyonda öğrenilip tek bir yaşamda bir seri inisiyasyon tamamlanır. Başka bir olasılık da ruh geçmişte bir inisiyasyon geçirmiştir bir sonraki inisiyasyonu alabilmek için bir dizi yaşamda gerekli özellikleri özümser. Ruhsal evrimi son derece mükemmel bir işlem olarak düşününüz. Yaşamın tüm parçaları ve kırık dökük fragmanları insan yaşamının motifini mükemmelleştirmek için tarif edilemez güzellikteki bir yöntemle bir araya getirilir. (Sayfa: 18-24)
YOL III
Sevginin şifa verici ve rahatlatıcı gücünü hissettiğimiz anda onun başka bir ruha yardım etme gücünü de bilmiş oluruz. Göksel dünyalardaki Tanrı ışığı vizyonunun ruhsal gelişmede önemli bir basamak olduğunu belirtmeliyiz. İnsan nefsi bu fedakarlıktan kaçar insanlar kendilerini materyalizmle sarıp sarmalamayı tercih ederler ve ruhsal yaşamın gerçeğini kabul etmezler. Çünkü sezgileriyle bilirler ki ruhsal yaşamı kabul ettikleri anda tüm değerlerini moral standartlarını ve yaşama karşı tüm zihinsel tutumlarını değiştirmeleri gerekir.
Dış görünüşe bakarak insanın hareketlerinin ardında yatan güdülerin neler olduğunu saptamak imkansızdır. Daha maddi seviyede bir hizmet vermek uğruna bir ruhun belirli bir enkarnasyonda daha belirgin karakter özellikleriyle doğması gerekebilir. İnsanlığa hizmetin ticaret ortamında verilmesi gerekiyorsa ticari içgüdü ve yeteneklerin tam bir etkinlik içerisinde cereyan etmesi gerekir. Göksel ışık böyle birinin gözlerini kamaştırır ve onu yolundan alıkoyar.
Dolayısıyla bu ışık geçici bir süre için insaflı bir şekilde perdelenir. Başka birinin bu ruhu yargılamasının imkansızlığı işte burada açıkça görülür.
Bazı gezegensel etkiler özveri talep etmektedir. Bu etkiler bir elden verirken diğer elden de alırlar. Dünyada sevdiğiniz hayırlı sandığınız eşya ve şartları sizden aldığında şunu bilin ki Tanrı asla vermeden almaz bir elden alınan şey diğer ele farklı şekilde verilir. Bu Tanrının cömertliği merhameti ve sevgisidir. O halde inisiyasyon kapısına giden yolu izleyen aday çarmıha gerilmeyi kabul etmeye hazırlıklı olmalıdır.
Kalp merkezi güneş gibidir. Geleceğin insanı kalbiyle düşünmeyi öğrenecektir şimdiki insanlar sadece akılla düşünüyorlar. Ama yeni çağdaki erkek ve kadınlar mekanı kalpte olan Tanrının aklıyla düşünecekler geleceğin zihni kalpte çalışacaktır. Sevmeyi öğrendiğinizde içinizde bilgelik büyür. Her zaman bilgelik ve sevgiyi bir arada düşününüz çünkü gerçek sevgi bilgelik doğurur bilgeliği sevgiden soyutlayamazsınız. Gerçek sevgi kardeşinizin ihtiyaçlarını sizinkinin önüne koymanızdır. (Sayfa: 25-35)
YOL IV
Sahiplenme kibrinin tamamı gitmelidir isterse bu fazlalıklar dünyasal eşya zihinsel başarılar veya ruhsal pırlantalar olsun fark etmez. Yuhanna’nın Vahyinde yirmi dört ihtiyarın taçlarını nasıl çıkarıp Tanrının huzurunda attıkları anlatılır. Her insan bir gün kıymetli neyi varsa atacak ve Tanrının huzuruna donatılmamış şekilde çıkacaktır! Sahiplenme kibri herkesin değişik biçimde deneyimlediği ince bir sorundur. Hepimiz şu veya bu türde fazlalıklara tutunuruz. Ancak ruhsal gelişimimizde er geç tüm fazlalıkların tüm ödüllerin tüm başarıların Tanrıya ait olduğunu anlayacağımız bir noktaya erişeceğiz. Biz kendiliğimizden bir hiçiz ancak Tanrının şuuru içinde yaşar hareket eder ve var oluruz.
İnsan bu idrake vardığında tüm dünyasal düşlerinin ötesinde bir zenginliğe ulaşır. Gerçek zenginliğin idrakine vardığında Evrensel Gücün bir parçası olur. Bu hedefe varmak için insan benliğini teslim etmelidir. Bu da mecazi olarak her şeyimizi satmak veya ihtişam tacını Tanrının huzurunda yere atmak anlamına gelir. İnsan kendisi için hiçbir şey tutamaz bu yüce yasaya aykırıdır. İnsan ancak kendini gerçekten vererek Tanrıyla bir olur. Bu gerçek insan yaşamının en küçük ayrıntısında bile uygulanmalıdır. (Sayfa: 36-42)
YOL V
İnisiyasyonlar iki çeşittir. Küçük ve büyük inisiyasyon. Küçük inisiyasyonlar insan yaşamında sürekli olarak yaşanmaktadır ama insan genellikle bunların farkına varmaz. Oysa büyük inisiyasyonlar insanın farkında olmadan yaşaması mümkün olmayan büyük ruhsal deneyimlerdir. İnsan yaşamındaki büyük sarsıntılar yaşamı boyunca meydana gelen değişimler ve kararlar küçük inisiyasyonlardır. Ruh hem kederden hem de sevinçten öğrenir. Tüm deneyimler ruha hemcinsleri ve kendisi hakkında bilgelik ve anlayış getirir. Küçük inisiyasyonlar enkarnasyon içinde sürekli oluş halindedir. Ama insan dersi öğrenmeyi başaramadıysa ders öğrenilinceye kadar ruh ileriki yaşamlarında tekrar tekrar aynı dersle karşılaşır.
Büyük inisiyasyonlar özel yollar boyunca yürüyenler tarafından yaşanmaktadır. Kalp gırtlak ve baş merkezlerinin oluşturduğu üst üçgenin uyarılmasına neden olurlar. Ancak bu üç noktayı büyük inisiyasyonlarla ilişkileri açısından alt üçgeni oluşturan göbek kuyruk sokumu ve kök merkezlerinden ayırmamız gerekir. İnsandaki bu çakralar yolculuk sürecinde derece derece güce dönüşerek gelişebilirler.
İnisiyasyon geldiğinde sadece büyük bir şuur genişlemesi değil aynı zamanda bir güç artışı da getirmektedir. Ama bu güç bazen yıkıcı olabilir gücün suistimali bir ruhu yolun gerilerine fırlatabilir. Eski Ahit Lusiferin büyük güç kazanıp göksel dünyada bir ışık gibi parladığını ama gücü suistimal ettiği için düştüğünü anlatır. Burada Tanrının bilgeliğini görmekteyiz çünkü bir ruh ileri doğru aceleyle atılırsa bir engelle karşılaşıp geri itilmesi işten bile değildir. Ruhsal gelişmeyi hiçbir zaman koşturma ve zorlama yöntemiyle sağlamaya çalışmayınız. (Sayfa: 43-53)
İKİNCİ GELİŞ
İsa’nın ikinci gelişini dört gözle bekliyorsunuz çünkü İsa’nın geri döneceği açıkça yazılmıştır. İkinci gelişin her erkek ve kadının kalbinde olacağını daha evvel de söylemiştik. Bu ışığın uyanmasıdır ışık insan ruhu içinde parlak bir şekilde yandığında maddenin fizik bedenin ve dünyanın arınması duygusal bedenin kontrolü ve belki daha da büyük bir işin yani mental (zihinsel) bedenin kontrolü mümkün olacaktır. Bundan sonra İlahi Tanrı Eri’nin gelişi gerçekleşecektir. Ay insan ruhunu Güneş insan özünü temsil eder. İnsan dünya üzerinde hakimiyet kurmadan evvel mental ve ruhsal beden evlenir. Dünyasal insan ve semavi insan arasındaki fark budur.
Element inisiyasyonları konusunda daha önce konuşmuştuk. Su inisiyasyonu duygusal bedenin kontrolü ve arınması hava inisiyasyonu mental (zihinsel) bedenin arınması ateş inisiyasyonu ruhun sevgi olan ak majiyi öğrenmesi toprak inisiyasyonu ise fizik bedenin kontrolü ve nefsin çarmıha gerilmesi anlamına gelir. Unutmayın ki bir inisiyasyon anlayışının genişlemesi ruhsal farkındalığın genişlemesidir ancak bu inisiyasyonun bir okült veya dini törenden ya da ayinden gelmesi şart değildir.
Görüş berraklığını sağlamanın ve şuuru uyarmanın yolu meditasyondur. Meditasyonla kastettiğimiz düşünce perdesinin ötesine geçerek ruhsal yaşam düzeyine erişmek ve eskilerin içinizdeki güneş gücü dedikleri ışığın ve gücün farkındalığına kavuşmaktır. Bu güneş gücü kutsaldır sadece birey samimi olarak İsa’nın gerçeğini aradığı zaman uyarılmalıdır bencil amaçlar ve salt meraktan uyarılmamalıdır. Geçmiş dönemlerin mabetlerinde ve mister (gizem) okullarında bu bilgi dikkatli bir şekilde korunurdu hala öyledir. Ancak Kova Burcu Çağında bu bilgi alçakgönüllü ve saf olanlara gerçek bir arayış içinde olanlara verilmektedir. Söz konusu uyarılmanın başlangıcı da dua ve meditasyonda yatmaktadır. Bu da yavaş ve ritmik nefes alıp verme zihnin dinginliğe kavuşturulması iç mabede girmek ve orada Işık Efendisini aramak anlamına gelir. Bu işlem tüm bedeni etkiler.
Meditasyon sizi tüm planların içinden yükselterek göksel ışığa Tanrının olgunlaşmış çocuklarının dünyasına götürür. Tanrının kendini sevenlere hazırladığı şeyleri ne göz görmüştür ne de kulak işitmiştir. Kardeşlerim Kova Burcu Çağının açtığı yoldur bu dünyadan ta ruhsal aleme kadar uzanan güzellik uyum ve kardeşlik yolu. O zaman Yakup’un merdiveni dünyada kurulacak Gerçeği arayan herkes meleklerin dünya ve cennet arasında mekik dokuduğuna şahit olacaktır. Doğruyu söylediğimizi göreceksiniz. (Sayfa: 54-63)
BEŞERİ VE İLAHİ OLARAK İNSAN
Yüce üstatların neden kalplerinden ışık fışkırır halde resmedildiklerini biliyor musunuz? Çünkü kalp merkezi ilahi kıvılcımın Tanrısal benliğin yeridir. Eskiden bilge rahiplerin talebelerine öğrettikleri diğer iki merkez zihin ve üreme merkeziydi. Eğer insan alt merkezler tarafından yönlendiriliyorsa maddecidir bedensel zevkler için yaşamaktadır bu tür insana göre yaşam bir defalıktır. Eğer insan baş merkezi tarafından yönlendiriliyorsa ve bir entelektüelse zihinsel şeyler için yaşamaktadır. Ama eğer kalp merkezi tarafından yönlendiriliyorsa bir inisiyedir. Bilgeliğin ve aşkın merkezi olan kalp diğer iki merkezi dengelemelidir. Eski bilgelik inisiyesinin asıl şeklini durugörüyle görebilseydiniz onun bir ışık konisini andırdığını görürdünüz. Işık koninin tepe noktasından beyin ve alt merkezlere inerek akmaktadır. İnsan enkarnasyonlarının tüm amacı zamanla ilahi yaşamı fizik maddede tezahür ettirebilmektir. Bugünler dünya tarihinin en önemli dönemidir ve sizler öncüsünüz.
Her bireyin kendi yolunda gelişmesi istenir ama birey hiçbir zaman tek başına değildir. Ayrı varlıklar olmanıza rağmen diğerleriyle birlikte kolektif bir yaşam ve kardeşliğe yönlendirilirsiniz. Er geç her ruh tüm grubun farkındalığına ulaşmaktadır ama o zamana dek yaşam tek başına bir yolculuk gibi görünür. Sonunda bir zaman gelir ki birey grupla olan birliğini idrak eder. Gruba dahil olmak ya da olmamak bireyin karmasıyla ilgilidir. Grubu oluşturanların bir araya gelmesi tek bir yaşamda değil birçok yaşamda gerçekleşir.
Gerek karanlık gerekse nur birlikteydi bu da bilge insanların bir başka sırrı! Mükemmel denge yaşamın iki yanının mükemmel dengelenişidir. Yaşamı ve insan varlığını destekleyen iki sütun: Sevgi ve bilgeliğin merkezi kalp ile güç enerji ve iradenin merkezi akıl. Her ikisini birleştiren ve kemerin kilit taşını oluşturan ise Yüksek İdareci Plan’dır. Mabetteki çift sütunu Ana ve Baba (erkek ve dişi) olarak Tanrının ikili özelliğine benzetelim. Dünyadaki kaos zulüm ve ıstırap insanların asırlardan beri dişi prensibe sırt çevirmelerinden kaynaklanıyor. İlk başta bedenin daha sonra aklın egemenliği hüküm sürmüştür. Bu ikili bilgelik ve sevgi anlamına gelen ilahi dişi prensibi hapsetmeye hatta yok etmeye çalışmıştır. Ama geleceğe aydınlanma inisiyasyon ve ruhsal farkındalık damgasını vuracaktır vurmak zorundadır. Dişi prensibin yavaş yavaş ama kesinkes dünyayı etkisi altına almaya başladığını göreceksiniz. Sonunda sevgi ve bilgelik güç unsurunu dengeleyecektir. (Sayfa: 64—72)
KARMANIN DEĞİŞİMİ
Başkalarını yargılamamaya çalışınız çünkü onları suçlarken kendinizi de suçlamış olursunuz. Bağışlayınız çocuklarım bağışlayınız başkalarını bağışlamakla kendinizi özgür kıldığınızı anlamıyor musunuz? Kardeşlerinizi sert biçimde yargıladığınız ve bağışlamayı reddettiğiniz sürece kendinize de aynı yargı hükmünü getirmiş oluyorsunuz çünkü yaşam şu ruhsal yasayla yönetilir: “Ne ekerseniz onu biçersiniz.” Ancak kalbinizde bağışlama hissettiğiniz zaman kendinizi karmanızın esaretinden kurtarabilirsiniz. Ruhla sevgiyle düşünmeyi ve davranmayı öğrendiğinizde karma değişime uğrar. Bağışlama kalbe girer girmez öz serbest kalır esaret altında bulunan çilenin çarmıhına gerilmiş olan ruh artık acı çekmez.
BASİTLİK
Üstat müritlerinde basitlik alçakgönüllülük arar. Sade ruhu sevecen ruhu sadık ruhu arar. Sınamalara ve sınavlara tabi olursunuz bu sınavları alçakgönüllülükle kabul ediniz. Alt zihin sizi kışkırtıp aşağı çeker şüphelenmenize ve yorulmanıza sebep olur.
Bu çekime kapılmayınız çünkü sizi çeken alt zihindir. Yüksek zihin ki biz onun aracılığıyla çalışıyoruz size sevinç ve güven verir tüm varlığınızın mutlulukla dolmasını sağlar. Eğer alt zihniniz sözüm ona mantığınız bizi yalanlamaya çalışıyorsa biliniz ki o baştan çıkaran karanlık zihindir. Yıkıcı güç her zaman engellemek ister yüksek zihinse her zaman iyiyi güzeli görmeye teşvik eder. Ancak aşırı iyimserlikle aşırı kötümserlik arasında dengeli düşüncenin sağlam bir düzeyi vardır. İki güç arasında denge ruhsal alemle dünya arasında denge. Her zaman Tanrı düşüncesini izleyiniz. (Sayfa: 83-86)
DÜNYALILARA BİLDİRİLER
Ashtar Sheran evrendeki çeşitli yıldız sistemlerinden gelen uzaylı grupların meydana getirdiği Galaktik Federasyona bağlı Uzay Donanmasının komutanıdır. (Derleyen)
ANTİ ALEM
Soru- Niçin tüm dünyayı varlığınıza inandıracak şekilde kesin bir iniş yapmıyorsunuz?
Ashtar- Bu kendimizi küçümsenemeyecek tehlikelere atmak demektir. Düşmanca tutumunuz ve savaşçı ruhunuz yöneticilerinizle yakın temasta bulunmamızı engelliyor. Binlerce yıl önce durum farklıydı o zamanlar dünyalı insanlardan çekineceğimiz bir husus yoktu. Atalarımız (ki biz onların enkarnasyonuyuz) tanrıymış gibi saygı gördüler. Vaktiyle Sina Dağına büyük bir ana gemi inmişti. Ama günümüzde durum farklı çünkü belirttiğiniz türden bir iniş dünya çapında bir paniğe yol açabileceği gibi bize de hiçbir yarar sağlamayacaktır.
Soru- Uzay araçlarınızın duyularımızla alay edercesine hareket etmeleri bizi şaşırtıyor ufolarınız mucizevi şekilde aniden belirip yine aynı hızla gözden kayboluyorlar. Bu olaylar o kadar esrarlı ki psikologlarımız bu gözlemlere bazı psikopatların hayalleri ya da halüsinasyonları sıfatını yakıştırıyorlar. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Ashtar- Biliminiz aşırı derecede maddi fenomenlere yönelmiştir. Biliminize göre tek bir evren vardır o da gözle görülebilen ve ölçülebilen evrendir. Oysa bu büyük bir yanılgıdır çünkü gözle görülen evrene zıt görünmez bir evren daha vardır yani zıt bir kutup. Bu anti evren hayat formları hemen hemen aynı olduğu için yapısı ve bileşimi itibariyle maddi evrene benzer.
İçinde beşeriyetler barındıran anti alemlerin canlı varlıkları sizi fark edemezler en azından son derece kompleks cihazlar olmadıkça. Tanrının sonsuz ve sınırsız Ruhsal Hiyerarşisi anti alemlerle karıştırılmamalıdır. Ruhsal alem (spadyum) enkarnasyonlar arasında uğranılan bir ara istasyondur ayrıca yetkili bir adli kuruluştur hesaplaşmanın telafinin tövbe ve ödüllendirilmenin gerçekleştiği yerdir. Orada kötü ya da geri denebilecek varlıklar da bulunur.
Anti alem ise madde alemiyle bir bütündür. Yaratılışın bu iki ortamı arasında nöbetleşe ilişkiler vardır. Bu iki alem hatırı sayılır enerjiye sahip iki manyetik kutup oluşturur. Siz bu güçleri pozitif ve negatif olarak nitelendirirsiniz kutuplaşmış enerjiler çekim dediğiniz şeyi yaratırlar. Yıldızlar arası uzaklıklar yıldızların kendi çekimleriyle değil maddi alemlerle anti alemlerin çekim gücüyle belirlenir.
Evrenin elektromanyetik alanlarını ustaca kullanarak hareket ettiğimizi sanıyorsunuz öyle değil. Biz iki farklı çekimin alanını kullanırız. Zıt kutupları karşılıklı birbirini iten iki evren olarak tasavvur etmeniz gerekir. Ufoların size fantastik gelen hareketlerinde ne atom gücünü ne de elektronik sistemleri kullanırız sadece evrenlerin kutuplanışını işler hale getiririz o kadar. Kısaca uzay gemisinin kutuplarını tersine çevirmemizi sağlayan maddi alem ve anti alem dengesinde değişiklik meydana getiren cihazlar kullanırız.
Kutup değişimi esnasında uzay aracı içindeki her şeyiyle maddi hayattan çekilir yani ortadan kaybolur bu durumdaylen hiçbir radar aygıtı bizi tespit edemez. Araç madde tarafından şiddetle geri itilmiştir böylece ufo hayal bile edilemeyecek bir hıza ulaşır. Yerin çekim gücü misliyle artırılmış bir karşıt güç haline getirildiğinden elde edilen hız ışık hızıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek bir hızdır. Demek ki önemli olan ayarlama ve yönelmedir bunu gerçekleştirmek için ışık cisimciklerini (corpuscule) kullanırız. Siz henüz bu işlemleri gerçekleştirmekten çok uzaksınız bu konudaki cehaletinizi yıllarla ifade edecek olursak binlerce yıl geri olduğunuzu söyleyebiliriz. Üstelik bu gelişiminizi engelleyen savaşlar göz ardı edilerek ifade edilmiş bir süredir.
Soru- Ufo dediğiniz araçlar neden fincan tabağı şeklindeler?
Ashtar- Dış görünüş küresel bir şekle sahiptir. Bu küre üst ve alt yüzeyleri kutuplanmış bir diske tutturulmuştur. Diskin iç kısmında anti aleme yönelik kutup değişimi yapılarak bir karşı çekim (anti gravitasyon) yaratılır bu değişimin gücü ayarlanabilir. Uzay gemisinin maddi alanı terk etmesi esnasında araç ışıklı bir görünüm kazanır ve tümüyle gözden kaybolur. Aksi yöndeki işlem de aynı şekilde gerçekleştirilir. Enerji kutuplarının değiştirilmesi maddenin anti maddeyle ilişkiye geçirilmesi demektir. Bu iki madde yan yana olamaz birbirlerini iterler. Bir ufonun kutup değiştirerek anti maddeye bağlanması hatırı sayılır manyetik bir gücün harekete geçirilmesine yol açar. Eğer ufo dünyaya yakınsa müthiş bir hızla uzaya fırlar.
Yıldızlar arası yolculukta anti madde yönünde bir değişim gerçekleştirmekteyiz. Ayrıca yer değiştirme esnasında kullandığımız ayrı bir sevk gücümüz daha var. Terminolojinizde ona takion vasıtasıyla elde edilen hyperdrive diyorsunuz. Bu farklı sevk vasıtaları birlikte kullanılabilir. Ani ve keskin dönüşlerde yaptığımız şey ufoyu o yana eğmekten ibarettir. Her geminin özel güç alanları vardır bunlar bizi atmosfer sürtünmelerine ve su basıncına karşı koruyan kalkanlardır. Demateryalizasyon (maddelikten çıkma) ufonun içindeki bir teknikle mümkün olur. Her insanın sahip olduğu astral beden rahatça dolaşırken yarı demateryalize haldeki beden ufonun içinde kalır.
Soru- Tamamen hareketsiz ufolar gözlemlendi bu nasıl mümkün oluyor?
Ashtar- Ufo böyle bir izlenim yaratsa da asla durmaz. Bu durumdaki bir gemi kendini gezegenin rotasyon hızına ayarlamış haldedir yani seyir halindedir. Gemi uzayda inşa edilir kalkışı da bir gezegen üzerinde değil yine uzayda gerçekleşir. Hayal gücü en geniş şairleriniz bile böyle bir imalatı tasavvur edemez. Devasa bir ana geminin gezegen üzerinden kalkış yapması o gezegenin yörüngesinden sapmasına yol açabilir çünkü dev enerji dalgaları gezegeni etkileyebilir.
Soru- Bir ana gemi kendi özel enerjisiyle yolculuk yapabilir mi?
Ashtar- Hareket halindeki bir geminin tamamiyle anti maddeye bağlanmış olması gerekir. Bu andan itibaren gemi uzayda muazzam bir güçle yol alır ama istenilen hıza ulaşılamazsa kendi özel enerjimizi de devreye sokarız. Bunun için fotondan daha küçük partikülleri kullanırız böylece gemi ışık hızından çok daha süratli olan hyperdrive hızına ulaşır. Eğer anti maddeye yönelik kutup değişimi çok ani yapılırsa mürettebat büyük zarar görebilir bu yüzden manevra tedrici yapılmalıdır. Geminin ışığında gözlemlediğiniz değişimlerin sebeplerinden biri de budur.
Gemi anti maddeye doğru kutup değişimi yaptığı zaman ilginç bir şey olur. Uzay aracındaki yolcu yıldızların görüntüsünün yavaş yavaş değiştiğini ve yeni bir alemin gizlerini açmaya başladığını görür. Bilinen evrenin gezegen ve güneşleri kaybolur ve anti maddeden oluşan göksel cisimler ortaya çıkmaya başlar. O zaman uzay gemisini bir ateş sütunu halinde görürsünüz bu onun saydam haldeki dış görünüşüdür. Vaktiyle Kızıldenizin ikiye bölünmesi ve bazı deprem olayları kutup değişimiyle yaratılan devasa enerji akımları tarafından meydana getirilmiştir. Dolayısıyla bir uzay gemisi New York gibi büyük bir kenti yerle bir edebilir. Bunu bir tehdit olarak algılamayın bu güçler hakkında bir fikriniz olsun diye söylüyorum.
Soru- Bazı bölgelerde mevzilenmiş kötülük anti alemde de hüküm sürüyor mu?
Ashtar- Kötülük her yerde vardır yani elverişli her yere yerleşebilir. Biz kötülüğü büyük çapta yendik. Kuşkusuz bizim toplumumuzda da hala bazı küçük yalanlar ve karakter zayıflıkları yok değil ama cinayet asla. Kötülük dünya insanlığını üstesinden gelemeyeceği durumlara zorlamaktadır işte bu yüzden size yardım etmeye geldik.
Soru- Belirli bir planı gerçekleştirmek üzere dünyaya geldiniz bunun belli bir süresi var mı?
Ashtar- Evet bazı safhalar önceden belirlenmişti ve bilinmekteydi. Örneğin Sina Dağında Tanrı emirlerini teslim ettiğimiz zamanki safha. O sıralarda dünya bizim için herhangi bir gezegenden daha fazla önem taşımıyordu ama bugün evrensel bir sorun haline gelmiştir.
Soru- Anti evren bulunduğumuz evrenden çok mu farklı?
Ashtar- Hayır aralarında büyük bir benzerlik var doğal olarak o evren de iskan edilmiştir. Anti alem başka bir boyuttur fakat bunu dördüncü boyutu olan bir alem gibi düşünmeyiniz yani bu boyutun görünüşü de yine üç boyutludur. Anti madde maddenin iki kutbunun olması gibi tamamen doğal bir şeydir. Orada da rölativite yasası geçerlidir. İki evrenden her biri dıştan bakıldığında diğeri için mevcut değildir oysa her ikisi de vardır. Bu bir illüzyon değildir iki evren uçsuz bucaksız manyetik kutuplar oluştururlar. (Sayfa: 19-36)
DÜNYA İNSANLARI
Yaşamın ebedi olduğuna birkaç kez dikkatinizi çekmiştim. İnsanın et ve kandan oluşan kısmından değil ruhsal prensibinden söz ediyorum. İnsan evrenin bir parçası ve Tanrının bir cüzüdür. İnsan beyninin rolü tembellik yüzünden çok kısıtlanmış durumda büyük bölümü hiç kullanılmıyor düşünceniz belli bir noktaya çıkar çıkmaz duruyor daha öteye gidemiyor. Dünya insanının ölümden ötesini anlayamamasının sebebi budur. Tabuttan ötesini düşünmek istemiyorsunuz örneğin düşünce faaliyetinin ölümden sonra da devam ettiği gerçeği size saçma geliyor. Oysa düşünce kimi zaman somut yaşamdan daha önemlidir. Şuurunuz ölümsüzdür. Evet geçmiş yaşamlarınızın anısı bir sis perdesiyle örtülü gibidir ama tamamen silinmiş de değildir. İnsan ruhu dünyevi bedenini bırakıp özgürleştikten sonra binlerce yıllık olayları hatırlar. Sormak istediğiniz sorular var mı?
Soru- Diyalektik materyalizm insan şuurunun maddenin ürünü olduğunu ileri sürüyor.
Ashtar- Eğer tüm hatalarınızı bir bir saymak gerekseydi binlerce cilt kitap olurdu. Şuur hiçbir şekilde maddenin ürünü değildir uzayda hür bir şekilde evrimleşir. İnsanın şuurun kafasının içinde yer aldığı zannına kapılması bir yanılgıdır. Şuurun kapsam alanı milyonlarca kilometrelik bir saha olabilir bununla birlikte nihai etkisi bedende yer alır. Etkinin son bulduğu nokta ruhsal beden (perispiri) ya da semavi beden (astral beden) de olabilir. Şuurun kendine vasıtalık edecek bir araca bir alete ihtiyacı vardır fakat bu aletin ille de et ve kandan oluşmuş bir beden olması gerekmez. İnsan ölüp beyin tüm fonksiyonlarını yitirse de şuur ölmez. Beynin görevi şuurun kendine özgü titreşimine aracılık etmekten ibarettir. Bu titreşimden en ufak bir sapma deliliğe sebebiyet verir. Beyin düşünmek için değil titreşimi kontrol için yaratılmıştır.
Soru- İnsan ruhunun ölümsüzlüğüne ilişkin sürüyle kanıtı bilim adamlarının kuşkuyla karşılamaları inkar etmeleri anlaşılmaz bir tutum değil mi?
Ashtar- Dünyanızda sadece kuşku ve inkar değil büyük cinayetler de hüküm sürüyor. Bilim adamlarınız yakında gerçekleşecek İlahi Adalete boyun eğecekler. Tanrısızlığı kalkan edinmiş beceriksiz psikologlarınız kesin doğruları reddedip onları fanteziye ya da halüsinasyona bağlamaktalar! Gerçeğin kendilerinden saklandığı halklar yalanlarla yönetilmekte büyük cinayetler kahramanlık gibi gösterilmekte ve aşağılık işlerin diplomasi adına yapıldığı ileri sürülmektedir. Şiddet ve kaba güç sıradan bir iş sayılmakta ırklar arasındaki kin ve düşmanlığa normal şeylermiş gibi bakılmaktadır. Semavi dinler saptırılarak amacından uzaklaştırılmakta fanatizm üreten kurumlar haline getirilmektedir. Tanrıya hakaret edilip sövülmekte yaratılışın kör bir tesadüften ibaret olduğu ileri sürülmektedir. Kitleler koyun gibi pasifleştirilmekte bazı açıkgözler küçümseme ve küstahlıkla yükselip toplumun emekçilerinin sırtında asalaklar gibi yaşamaktadırlar. Bu kişiliksiz kaba insanlar birbirlerine pastanın dilimlerini sunmakta tavus kuşları gibi kabarıp içki alemleri düzenleyerek nefis yemekler yemektedirler. Onlara göre Tanrı gözle görülür ve elle tutulur olmadığı için yoktur bu yüzden masalarına da oturamaz! (Sayfa: 37-40)
İNSAN OLMAK
Yöneticiler konuşuyor halklar susuyor. Dünyada anlayamadığımız bir kayıtsızlık ve umursamazlık hüküm sürmekte kitlelerin dikkati olumsuz şeylere çekilmekte bu amaçla çeşitli sektörler geliştirilmektedir. Bu arada kulis arkasında çevrilen işler döndürülen dolaplar halklardan gizli tutulmaktadır. Oynanan namussuzca bir oyundur. Tüm dünyada kokuşmanın getirdiği pis bir esinti hüküm sürmektedir. Her siyasi akım mutluluk formülünün kendinde olduğuna beşeriyeti inandırmak istiyor bunlar yönetici sınıfların yerlerini korumalarını sağlayan yöntemlerdir. “Kendini bilmek” kimseyi ilgilendirmiyor olumluya iyiliğe ve insanlaşmaya doğru en ufak bir çaba harcanmıyor. Siz insan tabirinden ne anlarsınız ki? İnsan evrenin en zeki varlığıdır siz sadece beşersiniz!
Binlerce ışık yılı uzaklıktaki uygarlıklar size yardım için Tanrısal mesajlar getiriyor astronot ve misyonerler yolluyor ama filozoflarınız getirdiğimiz yasaların zamane öğretmenleri tarafından icat edildiğini ileri sürüyorlar. İşte sizin teşekkür tarzınız bu! Oysa On Emir yüksek bir uygarlığa erişmiş gezegenlerdeki dinlerden gelmiştir bu emirleri bir uzay gemisiyle getiren bizlerdik. Dünya tehlikededir ve tehlike giderek büyümektedir. İster kabul edin ister etmeyin bizler İlahi Hiyerarşilerin elçileriyiz! Şimdi sorularınızı cevaplayabilirim.
Soru- Şu sıralar çok sayıda mümin kiliseden elini eteğini çekiyor bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ashtar- Bünyesinde objektif gerçeği tam anlamıyla barındırmayan dinlerinizden hiçbiri kurtuluşu gerçekleştiremez. Hıristiyanlık bu gerçeğin son derece ufak bir bölümünü içerir Musevilik de öyle. Bu yüzden müminlerin kiliseden elini eteğini çekmesini onaylıyorum. Dinin tam anlamıyla neyi temsil ettiği hakkında insanların çoğunun maalesef en ufak bir fikri bile yok bu rahiplerinizin çoğunluğu için de geçerlidir. Din bir zaman geçirme vasıtası bir hobi değildir. Her insanın din karşısında yani gerçek ve yasa karşısında ödevleri vardır. Temel yasayı bilenin bunu diğerlerine de açıklaması kutsal bir görevdir. Gerek İncil yazarlarının gerekse rahiplerin binlerce yıl boyunca insanlığa doğru bir öğreti aktarmadıkları saptanmıştır. Din bir gariplikler ve fanatikler fuarı değildir din bir savaş alanı da değildir o her varlığın hayati temelidir.
İdrak edemediğiniz bir şeyi reddetmekle büyük bir hata yapıyorsunuz. Yaradan Allah bizim için de anlaşılmaz ve kavranılmazdır fakat bu onu kabul etmemek için bir gerekçe olamaz. Evrenler o kadar büyük karmaşık ve çeşitli ki öyle ustalıkla öyle zekice düzenlenmiş ki önceden yapılmış dahiyane bir planın varlığını insan kabul etmek zorunda kalıyor. Planlayan eşsiz bir kudret dilediğine hayat veriyor.
Kitabı Mukaddes’te “Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı” diye yazar. Kitabı Mukaddes’in bu pasajı diğer birçokları gibi bizim tarafımızdan Musa’ya nakledilmemişti. Şimdi bu pasajın oraya nasıl sokulduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok fakat bilinmeli ki kafa karıştıran yanlış bir anlam içermekte. Bu sözler büyüklük hırsına kapılmış bir rahibin elinden çıkmıştır. Tanrı hiçbir insan varlığıyla yakından ya da uzaktan hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Tanrı sadece dünyadaki insanı yaratmadı ki bir başka gezegende yaşayan bizleri de yarattı aynı şekilde et ve kemikten varlıkların bulunduğu nice küreleri de yarattı. Şimdi onların Tanrısı da yalnız onlara göre mi olacak? Olmaz öyle şey!
İnsanın Tanrıyla benzerliği ancak yaratıcı faaliyet gösterme yeteneğindedir. İnsanın Tanrıya benzeyen bir tarafı varsa bu fiziki görünüm değil şuurdur. Musa uzay gemisinde kırk günlük ikameti boyunca muhtemelen bu yönde eğitilmişti. Fakat şurası muhakkak ki bu öğreti zihin yapıları yetersiz halefleri tarafından dejenere edildi.
Soru- Teleportasyon (bedenin bir yerden bir yere nakli) olayında insanın hiç zarar görmemesini nasıl açıklıyorsunuz?
Ashtar- Mademki ruh ve beden diye bir şey var o halde iki ayrı bölüm var demektir. Vücut demateryalize olmuş olsa da inşa yasası ortadan kalkmaz. Canınıza gelince o zaten dokunulmaz bir özelliğe sahiptir. Şu halde teleportasyon en ufak bir zarara uğranmadan gerçekleştirilebilir çünkü bu yöntem saniyenin milyonda biri kadar kısa bir sürede gerçekleştiğinden vücudun bir tehlikeye maruz kalması söz konusu değildir. Bir maddi zararın oluşabilmesi için nispeten uzun bir zamana ihtiyaç var. (Sayfa: 41-57)
Devamı Altta | |
|
| |