Tarihi Şahsiyetler Devlet adamları, siyasetçiler, tarihte yaşayan tüm kişilerin hayatları...


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Halit Kıvanç GAP Gezisinde..
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
108
Konu Bilgileri : Tarihi Şahsiyetler
Konu Basligi
Halit Kıvanç GAP Gezisinde..
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
108

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 11 Temmuz 2025, 17:09  
Çevrimdışı
 
Krizantem kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Halit Kıvanç GAP Gezisinde..

Halit Kıvanç GAP Gezisinde..


Berber, aşçı birer sorundu ama.. Daha önemlisi, kasabamızda doktor yoktu. Tek doktorun da istifa edip gitmesinden sonra aylarca hiçbir sağlık görevlisinin bulunmadığı bir ilçede görev yapmıştım.

52 Yıl Öncenin Kozluk Yargıcı Şimdi, O Günleri Yargılıyor

Kozluk ilçesinde yargıçlık yaparken yemek-içmek yani lokanta (bugünün diliyle daha kolay anlaşılsın diye “restoran” demeliyim) gibi bir sorun vardı. Bir başka sorun ise, “berber”di. Kasabada eli makas, ustura tutabilen tek kişiydi sanki. Zaman zaman “Şehre gideceğim” diye tutturdu muydu, kaymakamla yargıç otoritesine başvururdu vatandaş…

Kaç ayda bir tıraş olanlar bile, “Aman gitmesin” diye berberin eline, ayağına sarılırlardı. Ancak genel seçimler gelince, çareyi yine ben buldum. Seçim suçlarına da bakma görevini üstlenince berberi İlçe Seçim Kurulu’nda görevlendirdim. Böylece birkaç aylığına kasabadan kaçmasını önlediğim için, tüm erkekler teşekküre geldi. Ne çare ki, aynı yasal gücü lokantacıya kullanamadım. Çünkü. Çünkü okuma yazması yoktu aşçımızın.. Ve hiçbir kurulda göreve zorlayamazdım.

Berber, aşçı birer sorundu ama.. Daha önemlisi, kasabamızda doktor yoktu. Tek doktorun da istifa edip gitmesinden sonra aylarca hiçbir sağlık görevlisinin bulunmadığı bir ilçede görev yapmıştım. Çok işimiz gibi bu sağlık sorunumuzu da Allah’a havale ettiğimiz için olacak, ulu Tanrı görevini en güzeliyle yaptı ve aylarca kaldığım doktorsuz ilçede hiç hastalanmadım. Hatta her yanı kaplayan, kocaman, zehirli akreplerin de bu yolda herhangi bir saldırısına rastlamadım. Karyolamın ayaklarına birer tas su koyarak, akreplerin gece yatağımı paylaşma arzusuyla yukarı tırmanmalarını önlememin bunda etkisi çoktu.



Fotoğraf: 1950’nin Kozluk Yargıcı Halit Kıvanç, 52 yıl sonra Kozluk’ta

Hükümet konağı ise gayet temizdi ve hiçbir şikayetim yoktu. Sağlık deyince. Doktorsuzluk deyince.. Bir gün Kozluk’ta evden çıktım, biraz yürüdüm. Zaten topu topu bir ana caddemiz var o günlerde. Karşıda değişik giysili birkaç kişi, dikkatimi çekti. Bembeyaz giyinmelerinden sağlık ekibi görünümü veriyorlar. Yanılmamışım. Doğru Kalkınma Ekibi’nin sağlık kollarından biriymiş. Bir doktor, bir sağlık memuru, iki de yardımcı. Civarı geziyor, hastalara bakıyor, ilaç veriyorlarmış. Çocuklara aşı yapmak, yaşlı hastaları evlerinde ziyaret etmek de görevleri arasındaymış. “Mış”lı anlatıyorum, çünkü bildiğim bir konu değil. İki gün kadar kaldılar orada. Arada sohbet olanağı bulduk. Adeta ağlamaklıydılar. Yalnız bizim ilçede değil, gittikleri çok yerde halkın böyle bir yardım istemediğinden dert yandılar. Herşeyden önce hiçbir kadın hastanın kendilerine gelmediğinden, erkeklerin de verdikleri ilaçları kullanmadıklarından yakındılar. Bizim ilçede göğsüne kaynar su dökülen bir genç kadının feryadını sokaktan duymuştuk da. Kaymakamla ne kadar ısrar ettikse, sağlık ekibinin yardım etmesi için gerekli izni alamamıştık eşinden.

Ertesi gün ramazandı. Kasabanın tek kafesi önünde otururken bir atlı geldi. Altını ağaca bağlayıp bana doğru koştu ve eşime sarıldı. Öpmek için. Sonra birşeyler söylemeye başladı. Yanımdakilerden biri hemen Türkçe’ye çevirdi atlının sözlerini:

“Hakim Beg.. Bizim aşağıdaki köydendir. Ali.. Köy halkı ramazanda oruç tutmak için hakim beyimizin emrini ister.”

Oruç tutulmasına fetva veren bir devr-i saltanat kadısı olmuştu. Kozluk yargıcınız. Verdim izni. Ya da fetvayı. Vermeyip de ne yapabilirdim ki!”

Kalabalık bir davaydı. Tam 28 tanıklı bir davrandı. Her biri ifadesini veriyordu, sonunda baş parmağını katibin uzattığı ıstampaya bastırıp sonra kâğıdın altına basıyordu. Sıra muhtara gelmişti. Katip ıstampayı uzatınca muhtar kızdı. “Okur - yazarım ben” dedi. Kalemi aldı. Kağıda kocaman bir “A” harfi yazdı.

Sanık “Çocuğun var mı?” sorusuna “Üç” yanıtı vermiş, parmağıyla da üç işareti yapmıştı. Önümdeki kâğıtlara baktım beş çocuklu olduğu yazılıydı. Bunu anımsatınca, mahcup bir ifadeyle “Doğrudur” dedi. “İki de.. Kız vardır da. Utanırım söylemeye. “ O gün bu garip “baba”ya kızmış, hatta “Kız evlatla da erkek evlat kadar gurur duyabilirsin” diye nutuk çekmiştim. Ama sonraki yıllarda hem de İstanbul’un göbeğinde, en lüks otellerin birinde sunuculuk yaparken. Büyük bir holdingin başındaki ünlülerin yanında törende yalnızda ailenin erkeklerini anons etmemi istediklerinde Kozluk’taki duruşmadakinden çok daha fazla şaşıracaktım.

Feci bir cinayet işlenmişti. İki kardeş, kendi köylerinden bir baba - oğulu öldürmüştü. Sanıkları tutuklamam için getirdiler. Tutuklayıp Siirt’teki daha yüksek mahkemeye sevk edecektim. Tam bu sırada kapım vuruldu. İçeriye yörenin eşrafından yaşlı biri girdi. Merhabayla birlikte de söze başladı:

“Halim Beg, bugün yarın duruşma falan yapma boşuna! Biraz bekle! Nasılsa bugün olmazsa yarın ölenlerin akrabaları da bunları temizler. Boşuna yorulmazsın.”

Fotoğraf: Halit Kıvanç, o zaman yargıç cümlesi giyiyordu bu binada. Şimdi o günlerin heyecanını yaşıyor Hükümet Konağı önünde.

O taraflarda en çok ilgimi çeken noktalardan biri ufacık kerpiç evlerin çok küçük pencereleri olmasaydı. Bir bölümünde ise hiç pencere yoktu. Sorduğumda “Ee kan davası hikayesi var ya” dediler. Düşmanları Ateş etmesin diye, kapılar küçük, evler penceresizdi kimi yerlerde…

Aynı konuda bir dava daha.

Yine bir cinayet. Öldüren delikanlıyı tutuklamaya hazırlanırken öldürülen delikanlının annesi olduğunu söyledikleri bir kadın girdi odama. Dediklerini çevirdiler. “Oğlumun katilini affediyorum. O da benim oğlum sayılır. Bir cahilliktir yapmış” gibilerden laflar etmişti. Birden oralı olan ve ara sıra katiplik de yapan gardiyanım yanıma geldi, kulağıma “Aman Hakim Beg, affet beni. Buraların yabancısı olduğunuz için söylüyorum sakın inanmayın kadına. Siz serbest bırakın da yakınları öldürsün diye öyle diyor. Kan davalarında hep böyle yapılır da. İnanmayın haa!”

Davada yemin gerekiyordu. Bunu söylediğimde gözleri parladı davacının. “Biliyordum, hazırlıklı geldim” dedi ve elini cebine sokup üç çakıl taşı çıkardı. Yemine hazır olduğunu ekledi. Doğu yörelerimizin kimisinde çok geçerli, ünlü “üç taş yemini”yle tanıştığım gündü bu. Üç taşı eline alan “Doğru söylediğine yemin ediyorum” dedi miydi. Doğru söylediğine kesinlikle inanmalıydınız. Çünkü, yalan yere üç taş yemini eden erkeğin eşinin boş düşme tehlikesi vardı.

Boş düşme, boşanma mı? Hiç de az değildi benim mahkemede açılan boşanma davaları. Ne var ki, şöyle bir incelediğimde çoğunun zaten resmi nikahlı olmadığını görüyordum. Evlilik yoktu ki, boşayabileyim. Önceleri davayı redde başladım. Sonraları ise akıllandım, yasaları korumak için resmi işlemde yine davanın reddedildiğini kaybetmekle birlikte boşanmak için gelen çifti “Sizi boşadım” diyerek yolladım.

1950: Kozluk-İstanbul
2002: İstanbul-Kozluk

Artık iyice anladınız nereye koştuğumu? Batman’dan sonra gözlerim kocaman kilometre levhalarındaydı. Nihayet göründü beklediğim ad: “Kozluk 30” O ana kadar değilse bile, o anda duruyordu kalbim. Tüm anılarıyla tam 52 yıl önce yargıçlık yaptığım Kozluk ilçesine yalnızca 30 kilometre. Ve işte “Kozluk” yazısının altında fotoğraf çektiriyorum. Oysa 52 yıl önceki Kozluk’tan doğru dürüst tek resmim yok. İlçede fotoğraf makinesi var mıydı ki. Ama şimdi genç rehberimiz sevgili Erdinç’e “Çek bir daha” diyorum. Boyuna poz veriyorum. Eşim Bülbin ise kenarda seyrediyor halimi. Yıllar sonra eski bir sevgiliye kavuşmuş görüyor beni ama kıskanmıyor. Mahrumiyet bölgesinin göbeğinde tek yolu olmayan, dağ tepelerinden katırla saatler süren yolculukla gelinebilinen Kozluk’tayım şimdi. Ve giriş yolunda tam beş büyük benzin istasyonu karşılıyor beni. Yarım yüzyıl önce otomobil, kamyon görmeyen Kozluk’ta şimdi otomobillerin, kamyonların benzin almak için sıra beklediğini görmekten daha büyük mutluluk olur mu elliiki yıl önceki genç Kozluk yargıcı için? İzin verin de, biraz heyecanlanayım, biraz sevineyim. Hele bir “Yaşasın benim sevgili Kozluk’um” diye bağırayım da.. Sonra devam ederim anlatmaya.


 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
gap, gezisinde, halit, kıvanç


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor