26 Ocak 2025, 19:41
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Teşkîlât-ı Mahsûsa ve Birinci Dünya Savaşı Yıllarındaki Faaliyetleri Teşkîlât-ı Mahsûsa ve Birinci Dünya Savaşı Yıllarındaki Faaliyetleri Giriş
Casusluk bir başka deyişle haber alma, insanların var olması ve toplum halinde yaşamaya başlamalarından itibaren görülmeye başlanmıştır. Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu, Osmanlı toprakları ile Balkanlar, Ortadoğu, Avrupa gibi yerler casusluğun görüldüğü topraklardı. Aslında casusluk her toplumda var olmuş; ancak stratejik öneme sahip yerlerde çok daha etkili bir şekilde yürütülmüştür, demek daha doğru olacaktır.[1] Savaşların kazanılması kadar barışların devam etmesi için de istihbaratın büyük rolü olmuş, ilgili devletin gelebilecek iç ve dış tehditlerden haberdar olmasını sağlamıştır.
Osmanlı imparatorluğu da istihbaratın önemini dikkate alarak, istihbarat faaliyetlerine önem vermiştir. Özellikle; II.Abdülhamit, istihbarat işlerini bizzat kendi idare etmiş bir kişi olarak bilinmektedir. Yıldız İstihbarat Teşkilatı da denilen haber alma örgütünün Batılı devletlerin emellerini gerçekleştirme yolunda bir engel olarak görüldüğünden onların boy hedefi haline gelmiştir. II.Meşrutiyet’in ilanından sonra bir çok kuruluş gibi bu teşkilat da dağıtılmış, görevleri Miralay Galip Bey idaresindeki Emniyet-i Umumiye devredilmiştir.
Birinci Dünya Savaşından önce ve özellikle savaş sırasında Osmanlı Devletine karşı düşman tarafından çok yoğun biçimde casusluk faaliyetleri gözlenmektedir. Başta İngilizler olmak üzere Ruslar, Fransızlar, Balkan Devletleri ve Almanlar Osmanlı topraklarında bu yönde faaliyette bulunmuşlardır. Bu devletler Osmanlı içerisinde kendilerine casusluk yapacak kişileri bulmakta zorluk çekmemişlerdir.[2] Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Sırplar, Bulgarlar, Ulahlar, Araplar ve bazı Arnavutlar düşman istihbarat teşkilatlarınca satın alınmışlardır.[3] Nitekim, gelişen olaylar karşısında kuvvetli bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyacın bir uzantısı olarak Birinci Dünya Savaşı başlamadan kısa bir süre önce Enver Paşa başkanlığında Teşkilat-ı Mahsusa kurulmuştur.
Teşkilat-ı Mahsusa, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm politikalarının somut örneklerinden biri olduğu söylenebilir.
... TEŞKİLAT-I MAHSUSA’NIN KURULUŞU Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kurucusu Enver Paşa
Enver Paşa İstanbul’da küçük bir devlet memurunun oğlu olarak 1880 tarihinde doğmuştur. 1902 yılında Harbiye’yi bitirerek 3. Orduya atanmıştır. Manastır’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girmiş, 1908 ayaklanmasının liderlerinden biri olarak ün yapmıştır. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra merkez komitesi üyesi olmuş, 1909 yılında ataşemiliter olarak Berlin’de bulunmuştur. Libya’da ve Balkanlar’da savaşmıştır. Liva[29] komutanlığına terfi etmiş, 1914 yılında Harbiye Nazırı olmuştur. Sarıkamış’ta kumandan olarak Rusların karşısında başarısız bir meydan savaşı vermiştir (1915). 1918’de Osmanlı ordusunun savaştan yenik çıkması üzerine, bazı ittihatçı liderlerle beraber yurt dışına kaçmıştır. Türkistan’da Bolşeviklere karşı savaşırken ölmüştür.[30] Enver Paşa’nın naşı 74 yıl sonra Türkistan’da bulunduğu yerden alınarak 1996 yılında Hürriyet-i Ebedi Tepesi’ne defnedilmiştir.
Enver Paşa okul sıralarındaki arkadaşları arasında dürüst, sakin, geçimli, çalışkan, ciddi, mazbut ve sözünde durur bir arkadaş, öğretmenleri tarafından gelecek vaat etmeyen, ihtiyatlı, çekingen bir öğrencidir. İsmet İnönü’ye göre; vasıflı, fedakar, kahraman, şahsi ahlakı örnek denecek kadar temiz, az konuşan birisidir. Atatürk’e göre ise zamanın en kuvvetli adamıdır.[31] Teşkilat-ı Mahsusa’nın Başkanlarından Süleyman Askerî Bey
Süleyman Askerî 1884 yılında Prisren’de doğmuştur. 14 Mart 1900 tarihinde Harp Akademisi’ne girmiş, 6 Aralık 1902’de mülazım-ı sani[32] rütbesiyle mezun olmuştur. 4 Ocak 1904’te mülazım-ı evvel, 5 Kasım 1905’te mümtaz yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun olup, 3. Ordu emrine verilmiştir.[33]
1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanına yol açan olaylara faal olarak katılmıştır. 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat’a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir. Trablusgarp Savaşı’nda Bingazi’de görev yapmış, aynı yıl 10. kolordu kurmaylığına tayin edilmiştir. 1913’te Bağdat’ta[34] jandarma okulu öğretmenliğine getirtilmiş, 1914’te Teşkilat-ı Mahsusa’nın yönetiminde Enver Paşa’dan sonraki ikinci adam olmuştur. 1915 yılında da Basra valisi olarak görevlendirilmiştir.[35]
Süleyman Askerî Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda önemli rol oynamıştır. Enver Paşa I.Dünya Savaşı çıkmadan bir süre önce Süleyman Askerî’yi Balkanlara yollamış; herhangi bir savaş çıkması halinde Sırplara karşı kullanmak üzere gizli bir kuvvet oluşturma görevi vermiştir. Süleyman Askerî’nin kısa ve kariyerinin en önemli evresini 1914-1915 yıllarında Irak’ta yaptığı faaliyetler oluşturmuştur.[36]
Süleyman Askerî 23 Aralık 1914 yılında Irak genel komutanlığına atandıktan sonra İngiliz ileri harekatını durdurmak, isterken piyade kurşunu ile iki bacağından vurulmuştur (20 Ocak 1915).
11 Nisan 1915’te İngilizler üzerine yaptığı taarruz (Şuayyibe Muharebesi), Arap aşiretlerinin de İngilizlere yardımıyla kaybedilmiş, Türkler çok miktarda kayıplar vermişlerdir. Kuvvetlerin geri çekilme önerileriyle karşılaşan Kurmay Yarbay Süleyman Askerî yaralı haldeyken arabasına bindirilmesini istemiş ve arabasının içinde tabancasıyla kendisini vurmuştur.[37] Süleyman Askeri’nin yerine atanan Nurettin Paşa da Basra’yı alamamıştır.[38]
Manastır’daki görev yıllarından itibaren Enver’in yakın arkadaşı olan Süleyman Askerî, Cemal Paşa’nın tarifi ile iyimser, biraz aceleci, atılgan bir idareci ve fedakar bir subaydır. Eşref Sencer Kuşçubaşı Süleyman Askerîyi tecrübeli bir çeteci, sadık bir ittihatçı olarak değerlendirmektedir. [39] Teşkilat-ı Mahsusa’nın Amaçları ve Örgütlenmesi
Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluş tarihi tam olarak saptanamamıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’ya isim veren kişi Miralay Rasim Bey olmuştur.[40] Teşkilat-ı Mahsusa, Enver Paşa ile çalışma arkadaşı Süleyman Askerî’nin idare ettiği ve İttihat Terakki’nin Batı Trakya’ya ilişkin kararlarını uygulamakla görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesiyle meydana gelmiştir. Söz konusu örgütte Eşref, Salim Sami Kuşçubaşı, Çerkez Reşit ve Hüsrev Sami’de bulunmuşlardır.[41]
İttihat Terakki’nin yönetimi ele almasından sonra bu örgüt Sadrazama bağlı olarak çalışmıştır. Bu bağlantı idari bağlantıdan ileri gitmemiş ve örgüt çalışmalarında bütünüyle bağımsız hareket etmiştir. Örgüt başkanı sadece Sadrazam ve Harbiye Nazırına bilgi vermiştir.[42]
Teşkilatı Mahsusa’nın dayandığı politikalar açık seçik tanımlanamamıştır. Teşkilatın ajanları geleneksel Osmanlıcılık fikrine bağlı gibi görünseler de, teşkilat Panislamizm ve Pantürkizm fikirlerine dayanmışlardır.[43]
Bu teşkilat Ağustos 1914’te yeniden örgütlenip genişlediği zaman Rusya’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye karşı çalışmıştır. Bu üç devletin kontrolündeki bölgelerde farklı ideolojik çağrılar yapmışlardır. I.Dünya Savaşı’nda Teşkilat-ı Mahsusa’nın çeşitli faaliyetlerde bulunması amaçlanmıştır. Bunlar:- 1. Yıkıcı faaliyetlere karşı mücadele etmek, imparatorluk içindeki ayrılıkçı ve milliyetçi grupların düşmanla ilişkilerini engellemek.
- 2. Ajanları, İngiltere ve Fransız sömürgelerine ve Osmanlı İmparatorluğu’nun düşman işgaline uğrayabilecek yerlerine yerleştirmek.
- 3. Rus-Ermeni işbirliği ve planlarını önlemek, Rusya’da Müslüman Türkleri ayaklandırmak
- 4. Çeşitli askeri harekatlar yapmak (baskın, sabotaj, düşman haberleşme hatlarının tahribi gibi..)[44]
Bu örgütün yetiştirdiği ve idare ettiği yardımcı kuvvetlerin, askerlerin çoğunluğunu oluşturduğu harekâtlara Kürt, Çerkez, Dürzi ve Lazlardan gelen gönüllü birlikler, Yemenliler ve diğer paralı askerler katılmışlardır. Bu yardımcı kuvvetler çok kalabalık olmamıştır ama düzenli ordu ağır kayıplar verdiği zaman yararlı olmuşlardır. Örgütün ajanları genellikle doktor, mühendis, gazeteci, subay gibi uzman kişilerden oluşmuş ve bunlar örgüte adam toplamış ayrıca eğitmen kadrolarında yer almışlardır.[45]
Teşkilatın iki para kaynağı vardır. 1.Harbiye Nezaretinin gizli bütçesinden verilen ödenekler 2.Alman askeri misyonu tarafından düzenli olarak İstanbul’a gönderilen altın aktarımıdır. Kaynakların tümünden teşkilatın eline geçen toplam miktar 4.000.000 altın lira (1918 fiyatlarıyla 18.000.000 dolar) civarında olmuştur. Almanlar zaman zaman kendi isteklerine uygun davranması için Türklere yapılan ödemeleri durdurmuş ancak bu taktik başarılı olamamıştır. Eşref Kuşçubaşı, 1914-1917 yılları arasında bir çok defa Almanya’ya ödemelerin düzenli yapılması için gitmiştir. Enver Paşa ile Alman genelkurmayı arasındaki yakın işbirliği sayesinde Almanya teşkilatın bazı faaliyetlerine kendi amaçları doğrultusunda şekil vermiş, bu durum çete savaşları yapan askerleri rahatsız etmiştir.[46]
__________________ Değeri Değere Değen Kavrar... | |
|
| |