16 Şubat 2026, 06:42
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Ümid ve Korku Kanatları Ümid ve Korku Kanatları
İslâmda “Beynel havfi ve Recâ” kanatları altında bulunmak cennet yoludur. Allah’ın rızasına giden bir yoldur.
Yani, “Mü’minler, korku ile ümid arasında” bulunacaktır. Bu peygamberimizin emridir.
Mü’minler, Allah’ın rahmetinden ümidli olacak, kendi kusur ve hatasından dolayı da korkulu bulunacaktır. İşte insanı yücelere çıkaran bu ölçüdür. Meselâ: “Cennete bir kişi girecek” diye duysa “İnşallah benimdir” diyecek.
“Cehenneme bir kişi girecek” dense “Acaba ben olmayayım” diye korkacak.
İşte buna dinimizde “Beynel havfi ve Recâ= Ümud ile korku arasında bulunmak” diyorlar ki, çok büyük bir fazilettir. Kul ne isterse onu görür. Cenâb-ı Hak, Hadîs-i Kudsîde; Ma’nâsı: “Kulumun bana olan zannı yanındayım. “
Yani kulum affedeceğimi zannederse kulumu affederim; azab edeceğimi zannederse azab ederim demektir. Bazı ulemâ; kulumun bana olan zannı yanındayım demek, “Kul, tevbe ve istiğfâr ettiği vakit Cenâb-ı Hak, kulunu af ve mağfiretle karşılaşmasıdır.” demişlerdir.
Bazıları da, “Kul duâ edince, duâsının kabul edilmesi ve kulun isteklerini Cenâb-ı Hakk’ın vermesidir. “ demişlerdir. Bazıları da, “af ümidi vermektir” demişlerdir.
Demek oluyor ki kul, Allah’ı nasıl kabul ederse, öyle muâmele görecektir. Bu bilgileri bilmek çok yararlıdır. İnsan kendisini ona göre terbiye edip yetiştirir. Güzel alışkanlıklar edinir. Yine Hadîs-i Kudsîde Cenâb-ı Hak: Ma’nâsı: “Kulum bana bir karış gelirse, ben ona bir kulaç (arşın) varırım. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak varırım” buyurmuştur.
Diğer bir ifadede Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur. Ma’nâsı: “Kulumun bana olan zannı yanındayım. (Tevbe ederse tevbesini kabul ederim, duâ ederse duâsını kabul ederim, mağfiret etmemi dilerse mağfiret eder, suçlarını bağışlarım) Beni nerede hatırlar anarsa, ben orada yanındayım. Kulum bana ibâdet ve iyi amellerle bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım.”
Yani, kulun yaptığı iyi amellerin karşılığı kat be kat verilir. Bire on mislinden, bire yedi yüz misline kadar mükâfatlar verilir Allah tarafından kuluna.
Ey Cennet Yolcusu Kardeş! Görüyorsun ya, Cenâb-ı Hak kullarına karşı ne kadar cömert ve merhametlidir. Kulları bir azıcık Allah yolunda bulunsa Allah ne kadar büyük mükâfat (ödüller) veriyor kullarına.
Yapılan hayırlara ve ibâdetlere Cenâb-ı Allah’ın bire on, bire yediyüz sevab verdiği bu inceliklere dayanmaktadır.
Kulu Allah’a yavaş yavaş yaklaşsa, Allah, o kuluna âdeta koşarak gelir gibi lütuflarını acele acele veriyor. Kuluna nimetlerini yağdırıyor.
Kulları, bir kaç kelimelik kısa kısa duâ istiğfârları bir kaç dakikalık bir nefesle okuyor, Allah o kuluna sayısız iyilikler veriyor: Sıhhat veriyor, huzur veriyor. Bol bol rızık (geçim) veriyor. Günâhlarını bağışlıyor. Binler, yüzbinlet liraya elde edemeyeceği nimetlerini veriyor. Hep bunlar Allah’ın kullarına olan lütuf ve ihsanlarıdır. Bu işlet akıl ile çözülemez. Tek kelime ile Allah vergisidir, Allah’ın kullarına lütuf ve rahmetinin eseridir bu saydıklarımız…
—— | |
|
| |