21 Mart 2025, 23:30
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Kur’ân’da Beddua Kur’ân’da Beddua Bu makale gündelik hayatta çokça kullanılan “beddua”nın Kur’ân-ı Kerim açısından incelenmesini amaçlamaktadır. Beddua anlamında kullanılan sözcükler Kur’ân’daki bağlamlarında ele alınacaktır. Kur’ân’da yer alan beddua sözcükleri ve nesneleri belirlenecektir. Bununla bağlantılı olarak bu sözcüklerin kullanıldığı âyetler incelenip konularına göre tasnif edilecektir. GİRİŞ
Beddua Farsçada “ﻧﻔﺮﯾﻦ” olarak kullanılmaktadır. (Olgun ve Drahşan, 1350: 24) Bu kelime Farsçada “fena, çirkin, kötü” anlamlarına gelen “bed” kelimesiyle (Kanar, 2010: 282; Ateş, 1976: 289) Arapçada “dileme, isteme” gibi anlamlara gelen “dua” (Zemahşerî, 1998: I, 288) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. (Çağrıcı, 1992: V, 297) Bir kimsenin başına kötü şeylerin gelmesi için yapılan duaya beddua denilmektedir. (Karaman vd., 2007: 60) Arapçada “دﻋﺎ” fiili “ﻋﻠﻰ” harf-i cer ile kullanıldığında beddua etmek anlamına gelmektedir. (Zemahşerî, 1998: I, 288- 289) Türkçede bu ifade ile beraber ilenme ve ilenç sözcükleri de kullanılmaktadır. (Eren, 1988: I, 161) Fakat bu sözcükler beddua ifadesi kadar çok yaygın değillerdir. Bedduanın hükmüne gelince dinin zulüm ve haksızlık saydığı geçerli sebeplere dayanması şartıyla beddua etmek caizdir. Nitekim Kur’ân’da “ َ ﻣَﻦ ْ ظُﻠِﻢ ﱠ ﻻ َ ﯾُﺤِﺐ ﱡ ဃ ﱣ ُ اﻟْﺠَﮭْﺮ َ ﺑ ِﺎﻟﺴﱡﻮء ِ ﻣِﻦ َ اﻟْﻘَﻮْل ِ اِﻻ ” “Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez” (Nisâ 4/148) âyeti zulme uğrayan kimsenin zalimler hakkında beddua etmesinin caiz olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Âyette geçen bu ifade ile ilgili farklı görüşler vardır. Hasanü’l-Basrî’ye (ö. 110/728) göre burada kastedilen zülme uğrayan kişinin, kendisine zulmedene beddua etmeyip; Allah’ım ona karşı bana yardım et! Allah’ım ondaki hakkımı al ve bana yapmak istediği zulmüne sen engel ol demesi gibidir. Bu ise, savunmaya dair Allah’a yapılan bir dua olup, kötülüğün en aşağı basamağıdır. İbn Abbas’a (ö. 68/687) göre ise zülme uğrayan kimsenin, kendisine zulmedene beddua etmesi mubahtır. Sabredecek olursa bu onun için daha hayırlıdır. Bu âyet ise zalime bedduanın türü hususunda kayıt getirmeyen mutlak bir ifade içermektedir. (Taberî, 2001: VII, 625-627) 1 Hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’in inananlara işkence eden ve İslam dinine şiddet yoluyla karşı koymak isteyen bazı müşriklere beddua ettiği yer almaktadır.2 Bu hadislerin birinde nakledildiğine göre Bir-i Maûne’de Kur’ân talimi için davet edilen yetmiş küsur muallim sahabenin pusuya düşürülüp şehit edilmeleri üzerine, Hz. Peygamber bir ay boyunca sabah namazlarının kunutunda Zekvân, Useyye ve Lihyân kabilelerine lânet okuyup beddua etmiştir. (Buhârî, Megâzî, 28; Müslim, İmâret, 147) Bununla beraber beddua Hz. Peygamber’den en az duyulan sözlerdendir ve bu tür rivâyetler çok nadirdir. Nitekim Hz. Peygamber’e “Ey Allah’ın elçisi, müşriklere beddua etseniz!” diye istekte bulunanlara o: “Ben lânet okuyucu olarak gönderilmedim ki; ben ancak rahmet olarak gönderildim” buyurmuştur. (Müslim, Birr, 87). Enes b. Malik de Hz. Peygamber’in asla, söven, aşırı ifadeler kullanan ve lânet okuyan biri olmadığını belirtmiştir. (Buhârî, Edeb, 37- 38) İslâm âlimleri, müslümanların birbirleri aleyhine beddua etmelerinin İslâm ahlâkıyla uyuşmayacağına dikkat çekmişlerdir. Özellikle tasavvufçular bedduanın tasavvufî edeple bağdaşmadığını belirtmişlerdir. Nitekim Gazzâlî tevekkül ehlinde bulunması gereken özellikleri sıralarken bunlardan birinin de malı çalınan kimsenin hırsıza beddua etmekten kaçınması olduğunu, eğer beddua ederse tevekkülünün bâtıl olacağını kaydettikten sonra zâhid ve mutasavvıfların zalime beddua etmek yerine ıslah olması için dua ettiklerini anlatan rivayetler aktarmıştır. (Gazzâlî, tsz: IV, 482-483)
| |
|
| |