08 Mayıs 2026, 21:05
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. No One Will Know (2025) - Film Eleştirisi No One Will Know (2025) - Film Eleştirisi No One Will Know’ Eleştirisi: Paris’teki bir bar, döngüsel bir suç gerilimine ev sahipliği yapıyor
Vincent Maël Cardona’nın ‘Magnetic Beasts’ten sonraki yeni filmi, Cannes’da bir "Gece Yarısı Gösterimi" tadında. Şafak sökerken, müdavimler ve yabancılardan oluşan bir grup, Paris’in dış mahallelerinde Le Roi Soleil (Güneş Kral) adlı köhne bir bara sığınır; bazıları için uzun bir gecenin sonu, diğerleri için ise yeni bir günün başlangıcıdır. Her şey normal görünmektedir – ta ki müdavimlerden biri olan, Monsieur Kantz (Claude Aufaure) isimli yumuşak başlı bir ihtiyar 294 milyon Euro'luk loto ikramiyesini kazanana kadar. Bir silah çekilir, ateş edilir ve kazanan bilet sahipsiz kalır. Geride kalan müşteriler bir fırsat sezer ve ödülü aralarında paylaşmak için bir örtbas hikayesi uydurmaya girişirler. Ancak bu kaygan ve döngüsel gerilim filminin defalarca netleştirdiği üzere – hiçbir şey asla basit değildir. Senaryo çok daha çevik ve hafif olabilirdi Bu, Breton doğumlu yönetmen Vincent Maël Cardona’nın ikinci uzun metrajlı filmi. İlk filmi olan Magnetic Beats (2021), 1980’lerin Brittany’sindeki korsan radyo sahnesini, zamanı ve kültürel anı canlı bir şekilde yakalamış, Cannes "Yönetmenlerin On Beş Günü" bölümündeki prömiyerinin ardından Cesar ödülü kazanmıştı. Cannes’da bir Gece Yarısı kuşağında karşımıza çıkan kurgusal bir tür filmi olan No One Will Know, yönetmen için bariz şekilde daha az kişisel bir çalışma. Hikayenin sürekli geri sararak, para hırsıyla yanıp tutuşan müşterilerin uydurduğu son yalanları dahil etmek için farklı bir bakış açısından yeniden oynatıldığı oyunbaz ve kıvrımlı yapısı, bir noktaya kadar ilgi çekici. Ancak bu tarz yüksek konseptli gerilim filmleri, anlatımın enerjisi ve ikna ediciliğiyle ya başarıya ulaşır ya da sınıfta kalır; bu filmde ise her iki unsur da kanlı sona ulaşılmadan çok önce tükeniyor. Film neredeyse tamamen gösterişsiz bir barda geçmesine rağmen, Versailles Sarayı’nda geçen iki sahneyle çerçevelenmiş. Filmdeki olaylardan daha önce, akşamın erken saatlerinde geçen ilk sahne, görkemli bir galada yanında şaşkın bir stajyerle (Sylvain Baumann) birlikte Kral’ın yatak odasına dalan, kokain etkisindeki finansçı Erwan’ı (Joseph Oliveness) takip ediyor. Erwan, bir yandan talihsiz stajyeri baştan çıkarmaya çalışırken bir yandan da ona toplumsal statü üzerine "merdiven teorisi" dersi veriyor. Ardından güvenlik görevlileri ona yetişiyor ve o, neşe içinde ve pantolonsuz bir halde gecenin karanlığına kaçmak zorunda kalıyor. Erwan ile bir sonraki karşılaşmamızda, uyuşturucunun etkisi geçmiş ve pişmanlıklar başlamış bir halde barın köşesinde büzülmüş durumdadır. Bu, hikayenin ilerleyen kısımlarında önemsiz bir figür olduğu anlaşılan bir karakter için oldukça zahmetli bir giriş. Versailles’ı bu kez XIV. Louis’nin saltanatı sırasında ziyaret eden kapanış bölümüyle birlikte bu durum, senaryonun çok daha çevik olması gereken hantal unsurlarından biri olarak göze çarpıyor. Bu topluluktaki merkezi karakterlere en yakın isimler, bir çift polis olan Livio (Pio Marmai) ve Reda (Sofiane Zermani). Barın müdavimi olan bu ikili, stresli bir mesai sonrası kafa dağıtmaktadır. Doğası gereği evhamlı biri olan Livio, akşamın erken saatlerinde bir kalabalığı dağıtmak için silahını ateşlemiş olmasından dolayı endişelidir; ayrıca barın garsonu, eğitim masraflarını karşılamak için kayıt dışı çalışan felsefe öğrencisi Esme (Lucie Zhang) ile yaşadığı tek gecelik ilişkinin etkisindedir. Nico (Xianzeng Pan), Esme’nin patronu ve Le Roi Soleil’in sahibidir; Abel (Panayotis Pascot) ise işteki gecesi sırasında yaşadığı bir travmanın etkisinden çıkamamış bir paramediktir. Huzursuz bir yabancının (Némo Schiffman) gelişi, müdavimlerin sinirlerini iyice gerer. Loto ikramiyesinin boyutu netleşince gerilim patlak verir ve artan açgözlü çaresizliğe ölü sayısı eşlik eder. Karaoke makinesi çalıştırılır ve rüküş ışık gösterisi filme grotesk bir nitelik kazandırır. Barın araftaymış gibi bir havası vardır; bir kez oraya girdiğinizde ve bu kirli plana dahil olduğunuzda artık kaçış yoktur. Bodrumdaki bir odaya kilitlenen karakterlerden biri, bir havalandırma şaftından emekleyerek geçer, ancak bunun onu doğrudan yan odaya geri çıkardığını keşfeder. Hikaye bir kez daha kendi üzerine dönerken, biz de onun hayal kırıklığını paylaşmaya başlıyoruz. Çeviri: Leydihan | |
|
| |