Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
En Sevdiğim Pastam | Keyke Mahboobe Man (2024) - Film Eleştirisi
En Sevdiğim Pastam | Keyke Mahboobe Man (2024) - Film Eleştirisi

Bir Dilim Özgürlük
İran sineması, toplumsal baskıları en sade ama en etkili biçimde anlatma konusunda dünyada ayrı bir yere sahip. Beyaz İnek İçin Balad ile hafızalara kazınan Maryam Moghaddam ve Behtash Sanaeeha, bu kez My Favorite Cake (En Sevdiğim Pastam) ile yine İran toplumunun görünmeyen yaralarına dokunuyor. Film yalnızca içeriğiyle değil, üretim sürecindeki zorluklarla da politik bir metne dönüşmüş durumda. Yönetmenlerin ev hapsi, pasaportlarına el konulması ve filmin baskılara rağmen Berlin International Film Festival’ne ulaştırılması, anlatılan hikâyeyi daha da anlamlı kılıyor.
Hikâyenin merkezinde 70 yaşındaki Mahin var. Yalnızlıkla çevrili, geçmişe özlem duyan ve hayatının büyük kısmını kayıplarla geçirmiş bir kadın. Devrim öncesi günleri hatırlarken, bugünün kısıtlamalarına içten içe başkaldırıyor. Başörtüsünü “kurallara uygun” takmadığı için genç kızların gözaltına alınmaya çalışıldığı bir sahnede gösterdiği refleks, yalnızca bir karakter anı değil; İran’daki kadın mücadelesine açık bir gönderme. Bu sahne ister istemez Mahsa Amini’yi hatırlatıyor.
Mahin’in dünyası aslında çok küçük: Yurt dışındaki kızıyla yapılan görüntülü konuşmalar, her sabah arayan bir dost, uykusuz geceler ve en önemlisi yemyeşil bahçesi… O bahçe, onun hem sığınağı hem de özgürlük alanı. Arkadaşlarının ısrarıyla evden çıkması ve taksici Faramaz ile tanışması ise hayatında beklenmedik bir pencere açıyor.
Faramaz da en az Mahin kadar hayattan dışlanmış biri. İkisi arasındaki bağ hızlı kuruluyor ama yapay değil. Şarap eşliğinde edilen sohbetler, gençlik anıları, toprağa gömülerek fermente edilen şarap hikâyeleri… Tüm bu detaylar, bastırılmış bir hayatın küçük ama kıymetli isyanları gibi. Dans ettikleri, güldükleri anlar sıradan bir ülkede romantik bir akşamdan ibaret olabilir. Ancak İran’da bu anlar başlı başına politik bir eylem.
Filmin tonunda baştan sona hissedilen bir gerilim var. Sanki mutluluğun bedeli olacakmış gibi bir önsezi dolaşıyor sahnelerde. Özellikle final bölümünde yaşananlar, izleyiciyi bilinçli bir belirsizliğe sürüklüyor. Yönetmenler Mahin ve Faramaz’a merhametle mi bakıyor, yoksa toplumun baskıcı refleksini mi yansıtıyor? Bu soru net bir yanıt bulmuyor. Belki de film tam olarak bu gri alanda kalmak istiyor.
Mahin’in özel günlerinde yaptığı portakallı kek, film boyunca bir sembole dönüşüyor. Kek; umut, paylaşım ve küçük mutlulukların temsili gibi. Ancak o mutluluğun tamamlanamaması, baskının gölgesini yeniden hissettiriyor. “Fazla sevinmenin cezası olur” düşüncesi, doğuya özgü kaderci bir bakış açısıyla iç içe geçiyor.
Oyunculuklar ise filmin en güçlü taraflarından biri. Mahin ve Faramaz’ın doğal, sıcak ve incelikli performansları, hikâyeyi ajitasyona kaçmadan taşıyor. İzlerken onların mutluluğu için içten içe dua ediyorsunuz.
Sonuç olarak En Sevdiğim Pastam, sade bir aşk hikâyesi gibi başlayıp özgürlüğün ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan güçlü bir toplumsal anlatıya dönüşüyor. Bir dilim kek, bir kadeh şarap ve bir dans… Bazen en büyük devrimler, en küçük anlarda gizlidir.
Yazar: Leydihan
|