Klişenin İçinden Doğan Ters Köşe
Miramax ile No Remake Pictures ve Spooky Pictures ortaklığında çekilen, dünya prömiyerini Fantastic Fest’te yapan Strange Darling, Türkiye’de vizyona “Sevgilim Kaç” adıyla girdi. Filmin yönetmen koltuğunda daha önce Outlaws and Angels ile dikkat çeken JT Mollner oturuyor. Senaryoyu da kendisi kaleme alan Mollner, bu filmde anlatıyı yalnızca hikâye üzerinden değil, kurgu oyunları üzerinden de inşa ediyor. Görüntü yönetmenliğini üstlenen Giovanni Ribisi’nin 35 mm tercihi ise filme nostaljik ama sert bir doku kazandırıyor.
Film, bir seri katilin çarpık ilişkisinin bir gününe odaklanıyor gibi görünse de, aslında izleyicinin algısıyla oynayan katmanlı bir anlatı sunuyor. Tek gecelik bir yakınlaşma, kısa sürede kanlı bir kovalamacaya dönüşüyor. Fakat asıl mesele kimin av, kimin avcı olduğu sorusu. Çünkü bu filmde hiçbir şey ilk bakışta göründüğü gibi değil.
Açılışındaki metinle The Texas Chain Saw Massacre’ı anımsatan yapım, “21. yüzyılın en üretken seri katilinin son cinayetleri” iddiasıyla başlıyor. Ancak bu bir gerçek olay uyarlaması değil. Tam tersine, gerçeklik hissi yaratılarak izleyicinin güveni bilinçli biçimde manipüle ediliyor. Film altı bölüm ve bir sonsözden oluşuyor; fakat bölümler kronolojik sırayla ilerlemiyor. 3, 5, 1, 4, 2 şeklindeki dizilim, sıradan bir kedi-fare hikâyesini psikolojik bir bulmacaya dönüştürüyor. Eğer lineer bir anlatım tercih edilseydi, karşımızda oldukça tanıdık bir gerilim olabilirdi. Oysa bu kırık zaman akışı, hikâyeyi sürekli yeniden yorumlamamıza neden oluyor.
Başrollerde Willa Fitzgerald ve Kyle Gallner var. Karakterler jenerikte “The Lady” ve “The Devil” olarak anılıyor. Bu isimlendirme bile filmin iyi-kötü algısını bilinçli biçimde bulanıklaştırdığını gösteriyor. Şeytan metaforu, karakterin zihinsel kırılmaları üzerinden işleniyor. Bireyin karşısındakini “şeytan” olarak görmesi ve bunu şiddet için gerekçe haline getirmesi, hikâyeye psikolojik bir zemin kazandırıyor. Bu yönüyle film, yalnızca bir seri katil anlatısı değil; algının, korkunun ve toplumsal cinsiyet kodlarının nasıl şekillendiğine dair bir okuma sunuyor.
Toplumun kadın ve erkek rollerine yüklediği anlamlar filmde güçlü bir alt metin olarak karşımıza çıkıyor. Güven, arzu, güç ve kırılganlık kavramları sürekli yer değiştiriyor. İzleyici, kimi zaman empati kurduğu karakterden şüphe etmeye, kimi zaman da önyargılarının farkına varmaya zorlanıyor. Oyunculuk performansları da bu psikolojik gelgitleri destekleyecek ölçüde yoğun ve ikna edici.
Sinematografik açıdan bakıldığında, film hem estetik hem de rahatsız edici bir atmosfer kuruyor. 35 mm’nin grenli dokusu, hikâyeye gerçeklik hissi katarken; renk paletindeki sert geçişler gerilimi diri tutuyor. Şiddet sahneleri abartıya kaçmadan ama etkisini kaybetmeden veriliyor. Asıl rahatsız edici olan ise fiziksel şiddetten çok zihinsel manipülasyon.
Sonuç olarak Strange Darling, klişelerle başlayıp o klişeleri bilinçli şekilde ters yüz eden bir gerilim. Bozuk kronolojisi ve güçlü performansları sayesinde izleyiciyi son ana kadar tetikte tutuyor. Tür sinemasını sevenler için kaçırılmaması gereken bir yapım.
Not: Film hakkında ne kadar az şey bilirseniz, o kadar güçlü bir deneyim yaşarsınız.
Yazar: Leydihan