Esenyurt Meydan.Bir arkadaşın ofisine uğradım.“Malzeme al sana güzel bir çakallı menemen yapayım,” dedi.
Markete giderken elime bir poşet verdi gülerek:
“25 kuruş eksik olsun.”
Markete indim. Yumurta, ekmek…
Normalde cüzdan nerede, telefon nerede bilirim.
Reflekstir bu.
Ama o poşet dengemi bozdu.
Ofise çıktım.
Cüzdan yok.
Meydan.
Kalabalık.
Yok.
Kartları iptal ettim.
Eve döndüm.
Akşam telefon çaldı.
“Site güvenliği… İki genç cüzdanınızı bulmuş.”
İndim.
Mahcup iki genç.
Cüzdandaki site giriş kartından bulmuşlar.
Getirmişler.
Teşekkür ettim.
İçindeki az parayı uzattım.
“Gerek yok abi,” dediler.
“Olur mu,” dedim. “Ehliyet, harç… Uğraşacaktım.”
Telefonlarını aldım.
Hesap numarası istedim.
Biraz daha para gönderdim.
Film burada bitse çok güzel olurdu.
15 gün geçti.
Mesaj:
“Abi biz öğrenciyiz… burs var mı çevrende?”
“Olursa haber veririm,” dedim.
Birkaç arkadaşa sordum.
Onlar da sadece kendi tanıdıklarına burs veriyor.
Bir hafta sonra:
“Abi konuşabildiniz mi?”
Ardından arama.
Sonra tekrar mesaj:
“Abi en azından bir yere yönlendirme olur mu?”
Bir akşam daha:
“Abi aylık küçük bir destek bile olur…”
O an fark ettim.
Cüzdanı getirirken hayal kurmuşlar.
Belki 20 yıllık öğrenci kimliğimi gördüler.
Belki kafalarında başka bir hayat yazdılar.
“Bu abi sağlamdır. Çevresi vardır.”
Gerçek şu:
Ben burs dağıtan biri değilim.
Ben Türk filmlerindeki bey baba değilim.
Ben kendi hesabını dengeleyen sıradan biriyim.
Cüzdanımı bulmaları iyilikti.
Ama iyilik yatırım değildir.
İyilik sözleşme değildir.
İyilik abonelik değildir.
Ve bazen iyilik yaptığın anda
birileri seni imkân zanneder.
O gün şunu anladım:
Sadece cüzdanımı kaybetmemişim.
Sınırlarımı test etmişim.
Acaba gerçekten öğrenci değiller miydi?Cüzdanda çok para olsa geri gelir miydi? Neden iki kişi geldiler bir cüzdan için? Sizce neden?