Mahallede bir pideci buldum.Karışık yapıyor. Üstüne yumurta kırıyor.İlk gün denedim.
İkinci gün yine söyledim.
Üçüncü gün artık bahanem kalmamıştı.
Öyle bir lezzet yok.
Adamın hiçbir yerde tabelası yok.
Ne Instagram, ne Google, ne konum.
Sadece küçük bir kart.
Üzerinde bir cep telefonu numarası.
Arıyorum.
“Abi her zamanki mi?” diyor.
“Yumurtalı…” diyorum. Sesimde hafif bir bağımlılık titremesi.
Bir süre sonra bu bir sipariş değil, ritüel oldu.
Sonra bir gün…
Kutuyu açtım.
Kenarda ince, uzun, siyah bir şey.
Kıl.
O an içimde iki kişi belirdi.
Biri dedi ki:
“Bu ne ya? Hijyen sıfır. Zaten kutudan da belliydi”
Diğeri daha sakindi:
“Kenara al. Devam et. Böyle lezzet yok.”
Hindistan sokak yemekleri de lezzetli diyorlar öyle düşün.
Kazananı tahmin etmek zor değil.
Yedim.
Ama o kıl sadece pidenin içinden çıkmadı.
Aklımın içine yerleşti.
Artık her siparişte kutuyu inceliyorum.
Yağ lekelerine bakıyorum.
Kenarlara bakıyorum.
Hamurun nerede açıldığını hayal ediyorum.
Ve yine de söylüyorum.
Çünkü insan gerçeği değil, alışkanlığını seçer.
Lezzet, mantığı susturdu.
Bir gün yine sipariş verecektim.
Kartları masadaydı.
Camı açtım.
Kartı aşağı bıraktım.
Kendime “Ben bundan daha iyisine layığım” dedim.
Canım hâlâ yumurtalı pide istiyor.
Ama artık karar veren midem değil.
Özsaygım.