ForumKalbi.Com

ForumKalbi.Com (https://www.forumkalbi.com/index.php)
-   Edebiyat (https://www.forumkalbi.com/forumdisplay.php?f=129)
-   -   Edebiyat Sevgisi (https://www.forumkalbi.com/showthread.php?t=44070)

SOLİDWORKS 16 Şubat 2026 15:03

Edebiyat Sevgisi
 
Hep "kırk yaş önemli" derlerdi...
Meğerse yanlış biliyorlarmış...
Elli yaşından sonrası daha önemliymiş...
Hayat kısaldıkça anlamı nasıl da değişiyor...
Ellisinden sonra baktığın her şeyi görüyor, dinlediğin her şeyi anlıyorsun...
Aşk bile başkalaşıyor...
Maddeden ruha geçildiği bir dönem başlıyor...
Aldığın her nefesin anlamını biliyor,içtiğin her yudumun tadını çıkarıyorsun...
Aşka koşar adımlarla değil,yavaşça vals yapar gibi yavaşça, bir kuş tüyünün havada uçuşu gibi narin, sessiz ama bir o kadar güzel süzüle süzüle...
Aşk da, âşık da yavaşça süzülüyor gönül kapından içeriye...
Yüreğinin ateşini usul usul yakıyor aşk...
Saman alevi gibi çabuk yanan, sönen değil kömür alevi gibi olmalı diyorsun...
Çünkü zamanı yok aşkın ...
Yeniden yaşanacak bir sonraki aşklara...
Bir daha kırılmak ürkütüyor, bir daha terk edilmek korkutuyor seni.
Aşkı şişeden içmiyorsun, kadehten yudum yudum içmek istiyorsun şöyle keyfini çıkara çıkara...
Beklentin, "Nasıl daha çok gezeriz?"
Değil de...
"Birlikte daha çok nasıl vakit geçiririz?"
Oluyor...
Birlikte dansa gitmek yerine, birlikte yürümek daha güzelleştiyor ilişkini...
Bir filmi izlemek, hiç konuşmadan birlikte bir yeşil ormanı, mavi denizi izlerken...
Daha çok susarken aslında daha çok konuşuyorsun sessizce...
Gözlerine derin derin bakmak, dudaklarını öpmek kadar haz veriyor...
Saatlerce sevişmek değil, saatlerce başını omzuna yaslayarak yan yana uzanmak yetiyor...
Pahalı hediyeler yerine o gün aranmak daha çok mutlu ediyor, hele bir de "Eve gidince beni ara" diyorsa işte bu her söylenen sevgi sözüne bedel oluyor...
Bu saatten sonra dostlarının sayısı azalıyor...
Yarın için kurduğun büyük hayallerinin yerini geçmişte yaptığın başarılarını anımsamak varsa çocuklarına anlatacak hikâyelerin yer alıyor....
Hayat uzun bir yol olsa da ellisinden sonra para değil, sağlık ve huzur için dua ediliyor...
Kısaca ben kırkından değil, ellisinden sonra hayatın anlamını buldum...
Elli yaşımı çok sevdim....
Kırmıyorum, kırılmıyorum da; üzülmüyorum, üzmüyorum da. Bir zamanlar değer verdiğim birçok şey değerini kaybetti...
Kısaca ben ellili yaşlarımı gönlümce sevgiyle yaşıyor, yaşatıyorum...
Neden, niçin, nasıl diye sormuyorum?
Olması gerektiği kadarım, olduğum kadarım.
Sevgiyle yaşamı kucaklarken, en çok sevgiyi, sevmeyi, sevilmeyi seçiyorum.
Seçim Saliha Seziş
📷Mrylin Streep

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

Sürmenaj 17 Şubat 2026 14:51

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
Çok güzel yazıymış,
Şunun şurasında 50'ye ne kaldı da.
50 yaşında gibi hayata başlamak lazım.
Teşekkürler solidworks

SOLİDWORKS 17 Şubat 2026 15:21

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
@[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!] cansın baştacısın sağol.

SOLİDWORKS 01 Mart 2026 13:42

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
"Sanatçı önce hiç kimsenin arabasına binmez. Hele hele bindiği ya da binmek zorunda
kaldığı arabanın da düdüğünü çalmaz.
Sanatçı ancak ve ancak 'hak' bellediği, doğruluğuna inandığı şeylerin düdüğünü çalar. Bu düdük kendi düdüğüdür.
Akıldır, toplumun yüksek çıkarıdır."
Orhan Kemal
-Önemli Not-Aydınlık Gerçekçilik 1961
FOTOĞRAF : Orhan Kemal, Nazım Hikmet, İbrahim Balaban. Bursa Cezaevi 1940

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

SOLİDWORKS 01 Mart 2026 16:28

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
“Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılan nedir
bilir misin?
‘İncinsen de incitme.’
diyen Hacı Bektaş Veli,
‘Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.’
diyen Yunus'u,
‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.’
diyen Hacı Bektaş Veli'si,
‘Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene’
diyen Pir Sultan Abdal'ı,
‘Beni hor görme gardaşım, sen altınsın da ben tunç muyum?’
diyen Veysel'i,
‘Kötü insanların türküleri yoktur.’
diyen Neşet Ertaş'ı,
‘Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi.’
diyen Mahzuni'si,
‘Sana düşman
bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki;
bu insanların evidir, sevgilim
onlar vatana düşman.’
diyen Nazım'ı,
‘Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.’
diyen Ahmed Arif'i,
‘Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır.’
diyen Yaşar Kemal'i var.
Yani bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.
Her şeye rağmen sevgi yeşerecektir...
Kardeşçe,
Kirlenmiş ve de kirlenmeye devam eden Dünya'da, tertemiz kalabilen değerli dostlara selâm olsun...”
Alıntıdır
Sanat : Nabil Anani (Palestinian artist)

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

SOLİDWORKS 01 Mart 2026 16:59

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
12 Mayıs 1977 de Tahran’da doğan, 31 yaşında profesör olan ve henüz 40 yaşında hayatını yitiren , matematik Nobel’i Fields Madalyasını alan ilk kadın Maryam Mirzakhani...
Mariam'in doğum günü "Matematikte Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanır..
Mariam Mirzakhani başardığı ilklerle kadın olarak hem İran'ın hem de uluslararası erkek egemen matematik dünyasının tabularını yıkmış büyük bir değerdir..
Mariam 40 yıllık kısa hayatına insanlık tarihinin çözmeye çalıştığı problemleri çözmeyi başarmak gibi ilkler sığdırdı.. Ulusal ve uluslararası 30 ödül aldı , adı bir gezegene ve uzaya gönderilen bir uyduya verildi..
Meme kanseri olduğunu öğrendiğinde henüz
36 yaşındaydı.. Daha önce de ölümle burun buruna gelmişti.. Tahran - Ahvaz yolunda İran’ın en önemli matematikçilerini taşıyan otobüs nehre uçtuğunda kurtulmayı başaranlardan biri olmuştu..
Minyon yapılı savaşçı bir kadındı.. Hep erkeklerle dolu , erkek egemen bir meslek hayatı olduğu için belki de kızının adını Pers mitolojisinde deniz tanrıçası olan Anahita koymuştu.. Erkek tanrılar arasında güçlü bir tanrıça...
İnsanlık adına çok erken yitirilmiş bir değerdi Mariam...
Mariam , Birleşmiş Milletler tarafından Dünya'yı değiştiren 7 Bilim Kadını’ndan biri olarak görülüyor.. 2014’te Fields Madalyasını aldığında İran Cumhurbaşkanı Ruhani , İslam Devrimi tarihinde bir ilk olarak başörtüsüz resmini paylaşıp tebrik etmişti.. Mariam öldüğünde İran'da gazeteler onun başı açık resmini ön sayfada basmıştı...
Alıntıdır.

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

Leydihan 01 Mart 2026 22:46

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
Alıntı:

SOLİDWORKS kullanıcısının gönderdiği mesajdan alıntı (Mesaj 120607)
“Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılan nedir
bilir misin?
‘İncinsen de incitme.’
diyen Hacı Bektaş Veli,
‘Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.’
diyen Yunus'u,
‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.’
diyen Hacı Bektaş Veli'si,
‘Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene’
diyen Pir Sultan Abdal'ı,
‘Beni hor görme gardaşım, sen altınsın da ben tunç muyum?’
diyen Veysel'i,
‘Kötü insanların türküleri yoktur.’
diyen Neşet Ertaş'ı,
‘Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi.’
diyen Mahzuni'si,
‘Sana düşman
bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki;
bu insanların evidir, sevgilim
onlar vatana düşman.’
diyen Nazım'ı,
‘Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.’
diyen Ahmed Arif'i,
‘Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır.’
diyen Yaşar Kemal'i var.
Yani bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.
Her şeye rağmen sevgi yeşerecektir...
Kardeşçe,
Kirlenmiş ve de kirlenmeye devam eden Dünya'da, tertemiz kalabilen değerli dostlara selâm olsun...”
Alıntıdır
Sanat : Nabil Anani (Palestinian artist)

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

Kalbimi bıraktım. Paylaşım için teşekkürler..

SOLİDWORKS 03 Mart 2026 17:23

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
Rezillik kimseyi vezir etmez, kesin bilgi!
Bu ara film çekimleri yüzünden sabahtan akşama kadar sokaklardayız. Beyoğlu’ndan Üsküdar’a gezip duruyoruz. Yakalayan “Ne olacak bu ülkenin hali?” diyor büyük bir karamsarlıkla. “Siz ne düşünüyorsunuz, ne yapmalı bu ruh halinde?” filan diye soruyor.
“Valla” diyorum, “Biz harika bir film çekmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Dünyanın her yerinde seyredilebilecek, gurur duyacağımız bir komedi filmi. Yani kendi bildiğimiz değerlerle, ahlak, çalışkanlık, azim, vs ile işimizi iyi yapmaya uğraşıyoruz ve gelecek hayalleri kuruyoruz. Siz de öyle yapın.”
Zira pompalanan, şiddet yanlısı, daha çok bağıranın kazanıyor gibi göründüğü, hakaret ve palavranın diz boyu olduğu, gerçek erdemlerin prim yapmıyor gibi göründüğü bir ortamda, biz ve çocuklarımız nasıl hayatta kalacağız endişesi içinde insanlar.
Çünkü artık burun buruna geldiğiniz aracın şoförü yol verdiyse bütün gün eşe dosta bunu anlattığınız bir ülke oldu burası.
Bir fikir tartışmasında iki taraf birbirine nezaket gösteriyorsa şaşkınlıktan dilimizi yuttuğumuz bir ülke oldu burası.
Esnafın biri, paranız çıkışmayınca “Sonra getirip ödersin abla, aşkolsun” dediyse gözlerimizin dolduğu bir atmosfer oldu burası.
İşini yaptırmak için tanıdık-torpil aramayanın, kapı önüne su kabı koyanın, yoksul komşusuna yemek götürenin, cinsiyet ayırımcılığı yapmayanın, iş ortağına güvenenin, gerçek sınavlarla kalifiye eleman seçenin, kanunlara uyanın, emeğiyle, yeteneğiyle bir yerlere gelenin bizi hayrete düşürdüğü bir memleket oldu.
Kadınların akşam sokakta rahatça yürüdüğü sokakların, çocuklara bedava tiyatro kursu veren ilçelerin, tarikatsız-şeyhsiz-şıhsız, sadece komşuluğun egemenliğindeki mahallelerin, terör estirip kabadayılık taslamayan dayıların, vatanseverliğin önce birbirimizi sevmek olduğunu bilen gençlerin mumla arandığı bir yer oldu.
Hödüklüğün güç sanıldığı...
Riyakârlığın zekâ zannedildiği...
Yalancılığın yetenek gibi sunulduğu...
Cahilliğin içtenlik muamelesi gördüğü...
Başarılı, azimli, yenilikçi herkesin kafasına vurmanın halk olmak diye yutturulmaya çalışıldığı...
Gözünü kırpmadan iftira ve çamur atmanın iğrençliğinin unutulduğu, ateşli taraftarlıkla karıştırıldığı bir yer haline geldi burası.
Bu üstte saydıklarım vasıf değil, bildiğiniz rezilliktir!
Böyle insanlara bu topraklarda aslında tepeden bakılır, müstehzi ifadeyle gülünür, eş dost arasında dalga geçilir. Bu reziller asla vezir olmaz, herkes de yüzyıllardır bunu bilir. Zira en sağlam gerçekler aslında anaokulunda öğrendiklerinizdir: İyi beslen, erken uyu filan dışında ahlaklı ol, arkadaşlarına kibar davran, yalan söyleme, senin olan şeyleri etrafınla paylaş, çalışkan ol!
Bu topraklarda insanların çoğu, aynı anaokulunda öğrettikleri gibi, ahlaklı, akıllı, fikirli, gelişim, ilerleme yanlısıdır. Geleneklerimiz eşitlik, adalet, zarafet, saygı temellidir. Yüzyıllardır alkışı bilimin, sanatın, icatın aldığı bir yerdir burası. Aileler çocuklarının zengin, başarılı, evli, mutlu, çocuklu filan ama en çok da “okumuş, bilgili” olmasını ister!
Son yıllarda sosyal medyada ve basın başlığı altında geçen kâğıtlarda bağıranlara, çamur atma modasına, yaratılan sahte atmosfere bakmayın. Ki kimsenin bakmadığı satışlardan da belli de... Karamsarlığa kapılıp “Biz nasıl insanlar olduk, nereye gidiyoruz, ülke ne hale geliyor, bu nasıl yozlaşma” filan demeyin. Hâlâ iyiler iyi, kötüler açıkça kötü ve herkes de her şeyin farkında!
Bu topraklar çok sağlam topraklardır.
Burada insanların en yüzeyseli, bırakın iç huzurunu, duygusallığı, en basitinden, en pragmatik bakış açısıyla, aslında hayatta nezaketin en büyük güç, bilginin en önemli ihtiyaç, liyakatın vazgeçilmez, çalışkanlığın ise para ve başarı demek olduğunu gayet iyi bilir.
O yüzden...
O müessesenin fabrika ayarları, bunun mizacı, şunun mayası...
Boş verin. Çürük elmaların aşırı görünürlüğü ve yaygaracılığını koy bir yana, bu milletin fabrika ayarları sapasağlamdır!
Rahat ol. Gülümsemeye ve gelecek planı yapmaya devam et!
Gülsel Birsel

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

SOLİDWORKS 05 Mart 2026 12:36

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
Yaşlılık hazırlıksızlığı kabul etmez.
Yumuşaklıkla gelemez.... ve eli boş bekleyenler, bağımlılığın ağırlığını hissederler.
Hazır olun. Saklı bir şeyler olsun, güvenli
bir tavan, emrinizde bir araba.
Ama her şeyden önce: bunların hepsi senin olsun.
Çünkü zarif bir şekilde yaşlanma özerklik gerektirir.
Varlıklarınızı yeniden yazma. Senin kendine baktığın gibi kimsenin sana bakacağına körü körüne güvenme.
Işık olun: daha az mülk, daha çok huzur.
Ne kadar sahipsen, o kadar talep ederler...
ve eğer bunun farkına varmazlarsa, sana
sahip olurlar.
Yaşama sanatı nadir bir beceridir.
Mışıl mışıl uyumayı, zevkle yemek yemeyi, özgürlükle gülmeyi bilmektir - ve endişelerle kendini tüketmemeyi.
Unutmayın: bu dünyada hiçbir şey bizim değildir.
Ve ne kadar az şeylere ait olursak, içeride
o kadar özgür olacağız.
Gerçek hapishane bağlılıktır.
Ve özgürlük, olmazsa olmazlarla yaşamayı öğrendiğimizde başlar.
Robert De Niro

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]
[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

SOLİDWORKS 05 Mart 2026 19:47

Yanıt: Edebiyat Sevgisi
 
PSİKİYATRİNİN BABASI: MAZHAR OSMAN��
1884’te Dedeağaç’ın Sofulu köyünde doğdu. Babası bankacıydı. Üsküdar’a atandığında Mazhar Osman on yaşındaydı. Üsküdar Mülki İdadisi’ne başladı ve okulu birinci olarak bitirdi. Mülkiye’de okumak istiyordu ama maddi sorunlar yüzünden Tıbbiye-i Askeriye’ye gitmek zorunda kaldı.
Burada hem okudu, hem çalıştı. Komşularının bahçelerini suladı, mektuplarını yazdı. onlara kuyudan su çekti. Harçlığını kazanmak için ilkokuldan itibaren her işi yaptı.
Babası işini kaybedince, ailenin bütün dengeleri bozuldu, Osman’ın eğitimine devam edebilmesi için para kazanması şarttı. O zamanlar evde, ya da hastanelerde vefat edenlerin başında sabaha kadar bir görevli bekliyordu. Defnedilmeyi bekleyen ölülerin başında gece nöbetleri tutarak hayatını kazandı.
Son sınıfta hocası Raşit Tahsin’in yönlendirmesiyle akliye-asabiye branşını seçti. Bu duruma, özellikle yakın arkadaşları “Bunca okumadan sonra mecnunlarla mı uğraşacaksın? Bu tam manasıyla zekanın intiharı demektir,” diye şiddetle karşı çıktılar
1904 yılında Tabip Yüzbaşı rütbesiyle diplomasını aldı. Hicaz’a tayini çıktı, ancak gidişi bir yıl ertelenince, o da. Gülhane Askeri Hastanesi Akliye Servisinde staj yaptı. Bu arada, ilk eseri “Tabâbet-i Ruhiye” adıyla yayınlandı..
Meşrutiyet yeniden ilan edilince, Münih ve Berlin Üniversitelerinde, psikiyatri ihtisası yaptı. 1912’de askeri hekim olarak Balkan Harbi’ne katıldı, gezici hastanelerde çalıştı, savaş alanlarında koleraya karşı mücadele etti
Askeri Sıhhiye başkanı Süleyman Numan Paşa, Gülhane’den akliye, asabiye, kadın doğum ve anatomi derslerini kaldırınca Mazhar Osman askeriyeden istifa ederek Haseki Hastanesi başhekimi oldu.
1. Dünya Savaşının patlamasıyla binbaşı rütbesiyle yeniden askere alındı ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde akliye ve asabiye mütehassıslığına atandı. Asıl görevi askerden kaçmak için deli numarası yapanları ortaya çıkarmaktı.
1919’da, Türkiye dergicilik tarihinde eşine ender rastlanan bir şekilde, 32 yıl boyunca yayınlanacak olan ve başyazarlığını da kendisinin yaptığı İstanbul Seririyatı Dergisi’ni çıkarmaya başladı. 5 Mart 1920’de Yeşilay Cemiyeti’ni kurdu.
Devletten Bakırköy’deki metruk halde olan Reşadiye Kışlasının arazisini istedi. Neyse ki cumhurbaşkanı Atatürk idi. Başbakanı İsmet İnönü ve içişleri bakanı Refik Saydam’ın onayı ile 1924 yılında başlayan süreç, 1927 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin kurulmasıyla tamamlandı. Artık akıl hastaları zincire vurulmayacaktı.
1933’te ordinaryüs profesör oldu ve İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği Başkanlığına getirildi 1941’de emekli oldu. 1951’de şeker hastalığı ve nefes darlığı yüzünden vefat etti. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, bir dönem onun adıyla “Mazhar Osman Hastanesi” olarak anıldı.
Ölümünden iki gün sonra, Bakırköy’ün kıdemlilerinden ‘‘De Gaulle” lakaplı hasta, pencereden bahçedeki doktorlara seslendi: ‘‘ Mazhar Osman öldü diye uydurmuşlar. Mazhar Osman ölür mü, ne saçma şey? Bir zamanlar Atatürk için de öldü diye çıkarmışlardı.”
Oğluna sön sözleri şu olmuştu: “Oğlum, belki seni bir daha göremeyeceğim. Hayatta çok çalıştım, muvaffak oldum, mevki ve şöhrete
nail oldum. Şu anda bunların aciz kıymetler olduğunu öğreniyorum. Hayatta ne olursan ol, parayı hakir gör, şöhretten iğren. Fakat dik yürü, her zaman dik yürü ve iyi bir insan ol.”
BUGÜNLERDE MAZHAR OSMANLARA
O KADAR İHTİYACIMIZ VAR Kİ…
• BİLMEM DEMEK İSTEDİĞİMİ
ANLATABİLDİM Mİ?
Alıntı

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]

[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]


Forum saati; Türkiye'ye göre ayarlanmış olup, şu an saat: 00:30.

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.
Navbar with Avatar by Motorradforum