Düzenleme Üyelerimiz konularını burada oluşturup foruma son halleriyle taşıdıkları alanımız.


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Zühre Katre Reşha
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
189
Konu Bilgileri : Düzenleme
Konu Basligi
Zühre Katre Reşha
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
189

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 25 Şubat 2024, 20:04  
Çevrimiçi
WoodStock 🤘☮
 
Leydihan kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Zühre Katre Reşha

Zühre Katre Reşha

Zühre namıyla nakışlı bir çiçek ve kamere âşık hayatlı bir Katre ve güneşe bakan safvetli bir Reşha’yı farz ediyoruz ki herbirisinin bir şuuru bir kemâli var ve o kemâle bir iştiyakı bulunuyor.

Şu üç şey de çok hakikatlere işaret etmekle beraber nefis ve akıl ve kalbin sülûklerine işaret eder ve üç tabaka ehl-i hakikate misaldir.

Birincisi: Ehl-i fikir ehl-i velâyet ehl-i nübüvvetin işârâtıdır.

İkincisi: Cismanî cihazatla kemâline sa’y edip hakikate gidenleri; ve nefsin tezkiyesiyle ve aklın istimâliyle mücahede etmekle hakikate gidenleri; ve kalbin tasfiyesiyle ve iman ve teslimiyetle hakikate gidenlerin misalleridir.

Üçüncüsü: Enâniyeti bırakmayan ve âsâra dalan ve yalnız istidlâliyle hakikate giden; ve ilim ve hikmetle ve akıl ve marifetle hakikati aramaya giden; ve iman ve Kur’ân ile fakr ve ubûdiyetle hakikate çabuk giden ayrı ayrı istidatta bulunan üç taifenin hikmet-i ihtilâflarına işaret eden temsillerdir.

İşte şu üç tabakanın terakkiyâtındaki sırrı ve geniş hikmeti Zühre Katre Reşha ünvanları altında bir temsille bir derece göstereceğiz.

Meselâ güneşin kendi Hâlıkının izniyle ve emriyle üç çeşit tecellîsi ve in’ikâsı ve ifâzası var: Birisi çiçeklere birisi kamere ve seyyarelere birisi şişe ve su gibi parlaklara verdiği ayrı ayrı in’ikâslarıdır.

Birincisi üç tarzdadır:
Biri küllî ve umumî bir tecellî ve in’ikâsdır ki bütün çiçeklere birden ifâzasıdır.

Biri de has bir tecellîdir ki herbir nev’e göre bir hususî in’ikâsı vardır.

Biri de cüz’î bir tecellîdir ki herbir çiçeğin şahsiyetine göre bir ifazasıdır.

Şu temsilimiz o kavle göredir ki çiçeklerin süslü renkleri güneşin ziyasındaki yedi rengin istihâle-i in’ikâsiyesinden neş’et ediyor; ve bu kavle göre çiçekler dahi güneşin bir çeşit âyineleridir.

İkincisi: Güneşin kamere ve seyyarelere Fâtır-ı Hakîmin izniyle verdiği nur ve feyizdir. Şu küllî ve geniş feyiz ve nurdan sonra kamer o ziyanın gölgesi hükmünde olan nuru güneşten küllî bir surette istifade eder sonra hususî bir tarzda denizlere ve havaya ve parlak toprağa ve bir suret-i cüz’iyede denizin kabarcıklarına ve toprağın şeffaflarına ve havanın zerrelerine ifade ve ifâzasıdır.

Üçüncüsü: Güneşin emr-i İlâhî ile cevv-i havayı ve denizlerin yüzlerini birer âyine ederek safî ve küllî ve gölgesiz bir in’ikâsı var. Sonra o güneş denizin kabarcıklarına ve suyun katrelerine ve havanın reşhalarına ve karın şişeciklerine herbirine birer cüz’î aksi birer küçük timsalini veriyor.

İşte güneşin herbir çiçeğe ve kamere mukabil herbir katreye herbir reşhaya mezkûr üç cihette ikişer tarikle teveccüh ve ifâzası var:

Birinci tarik: Bil’asale doğrudan doğruya berzahsız hicapsızdır. Şu yol nübüvvetin tarikini temsil eder.

İkinci yol: Berzahlar tavassut eder. Âyine ve mazharların kabiliyetleri şemsin cilvelerine birer renk takıyor. Şu yol ise velâyet mesleğini temsil eder.İşte Zühre Katre Reşha herbirisi evvelki yolda diyebilirler ki: “Ben umum âlem güneşinin bir âyinesiyim.” Fakat ikinci yolda öyle diyemez. Belki “Ben kendi güneşimin âyinesiyim”; veyahut “Nev’ime tecellî eden güneşin âyinesiyim” der. Çünkü güneşi öyle tanıyor. Bütün âleme bakar bir güneşi göremiyor. Halbuki o şahsın veyahut nev’inin veya cinsinin güneşi dar berzah içinde mahdut bir kayıt altında ona görünüyor. Halbuki kayıtsız berzahsız mutlak güneşin âsârını o mukayyet güneşe veremiyor. Çünkü bütün yeryüzünü ısıtmak tenvir etmek umum nebâtat hayvânâtın hayatlarını tahrik etmek ve seyyârâtı etrafında döndürmek gibi haşmetnümâ eserleri o dar kayıt ve mahdut berzah içinde gördüğü güneşe şuhud-u kalbî ile veremiyor. Belki o âsâr-ı acîbeyi eğer o şuurlu farz ettiğimiz üç şey o kayıt altında gördüğü güneşe verse de sırf aklî ve imanî bir tarzda; ve o mukayyed ayn-ı mutlak olduğunu bir teslimiyetle verebilir. Fakat o insan gibi akıllı farz ettiğimiz Zühre Katre Reşha şu hükümleri yani pek büyük âsârı güneşlerine isnad etmeleri aklîdir şuhudî değil. Belki bazan hükm-ü imanîleri şuhud-u kevniyelerine müsademe eder; pek güçlükle inanabilirler.

İşte hakikate dar gelen ve bazı köşelerinde hakikatin âzâları görünen ve hakikatle karışık şu temsil içine üçümüz de girmeliyiz. Üçümüz de kendimizi Zühre Katre Reşha farz edeceğiz. Zira onlarda farz ettiğimiz şuur kâfi gelmiyor; biz aklımızı dahi onlara katmalıyız. Yani onlar maddî güneşlerinden nasıl feyiz alıyorlar; biz de mânevî güneşimizden öyle alıyoruz anlamalıyız.

İşte sen ey dünyayı unutmayan ve maddiyâta tevaggul eden ve nefsi kesafet peydâ eden arkadaş! Sen Zühre ol. Nasıl ki o Zühre çiçeği ziya-yı şemsten inhilâl etmiş bir renk alıyor; ve o renk içinde şemsin timsalini karıştırıp kendine ziynetli bir suret giydiriyor. Zira senin istidadın dahi ona benzer.

Hem şu esbaba dalmış Eski Said gibi mektepli feylesof ise kamere âşık olan Katre olsun ki kamer güneşten aldığı ziya zıllini ona verir ve onun gözbebeğine bir nur verir o da o nurla parlar. Fakat o Katre o nurla yalnız kameri görür güneşi göremez; belki imanıyla görebilir.

Hem şu herşeyi doğrudan doğruya Cenâb-ı Haktan bilir esbabı bir perde telâkki eder fakir adam o da Reşha olsun. Öyle bir Reşha ki kendi zâtında fakirdir. Hiçbir şeyi yok ki ona dayanıp Zühre gibi kendine güvensin. Hiçbir rengi yok ki onunla görünsün. Başka şeyleri de tanımıyor ki ona teveccüh etsin. Hâlis bir safveti var ki doğrudan doğruya güneşin timsalini gözbebeğinde saklıyor. Şimdi madem biz bu üç şey yerine geçtik.

Kendimize bakmalıyız: Bizde ne var ne yapacağız?

İşte bakıyoruz ki bir Zât-ı Kerîm ihsanıyla bizi gayet derece tezyin ve tenvir ve terbiye ediyor. İnsan ise ihsan edene perestiş eder. Perestişe lâyık olana kurbiyet ister ve görmek talep eder. Öyle ise herbirimiz istidadımıza göre o muhabbet cazibesiyle sülûk edeceğiz.

Ey Zühre-misal! Sen gidiyorsun. Fakat çiçek olarak git. İşte gittin. Terakki ede ede tâ bir mertebe-i külliyeye geldin. Güya bütün çiçeklerin hükmüne geçtin. Halbuki Zühre kesif bir âyinedir. Onda ziyadaki yedi renk inhilâl ve inkisar eder. Şemsin aksini gizler. Sen sevdiğin güneşin yüzünü görmekte muvaffak olamazsın. Çünkü kayıtlı olan renkler hususiyetler dağıtıyor perde çekiyor gösteremiyor. Sen şu halde suretlerin berzahların ortaya girmesiyle neş’et eden firaktan kurtulamazsın. Lâkin bir şartla kurtulabilirsin ki sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın ve nefsin mehâsiniyle telezzüz ve iftihar eden nazarını çekesin gökyüzündeki güneşin yüzüne atasın. Hem başaşağı celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü yukarıdaki şemse çeviresin. Çünkü sen onun âyinesisin. Vazifen âyinedarlıktır. Bilsen bilmesen hazine-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir.

Evet nasıl bir çiçek güneşin küçücük bir âyinesidir. Şu koca güneş dahi gök denizinde Şems-i Ezelînin Nur isminden tecellî eden bir lem’anın katre-misal bir âyinesidir.

Ey kalb-i insanî! Sen nasıl bir güneşin âyinesi olduğunu bundan bil. Bu şartı yaptıktan sonra kemâlini bulursun. Fakat güneşi nefsülemirde nasılsa öyle göremezsin; o hakikati çıplak anlamazsın. Belki senin sıfatlarının renkleri ona bir renk verir; ve kesafetli dürbünün bir suret takar; ve kayıtlı kabiliyetin bir kayıt altına alır.

Şimdi sen dahi ey Katre içine giren hakîm feylesof! Senin katre-i fikrin dürbünüyle felsefenin merdiveniyle tâ kamere kadar terakki ettin kamere girdin. Bak kamer kendi zâtında kesafetli zulümatlıdır. Ne ziyası var ne hayatı. Senin sa’yin beyhude ilmin faidesiz gitti. Sen ye’sin zulümâtından ve kimsesizliğin vahşetinden ve ervâh-ı habisenin iz’âcâtından ve o vahşetin dehşetinden şu şartlarla kurtulabilirsin ki: Tabiat gecesini terk edip hakikat güneşine teveccüh etsen ve yakînen inansan ki şu gece nurları gündüz güneşinin ışıklarının gölgeleridir.

Bu şartı yaptıktan sonra sen kemâlini bulursun. Fakir ve karanlıklı kamer yerine haşmetli güneşi bulursun. Fakat sen dahi öteki arkadaşın gibi güneşi safi göremezsin. Belki senin aklın ve felsefen ünsiyet ve ülfet ettikleri perdeler arkasında ve ilim ve hikmetin nescettiği hicapların halfinde ve kabiliyetin verdiği bir renk içinde görebilirsin.

İşte Reşha-misal üçüncü arkadaşınız ki hem fakirdir hem renksizdir. Güneşin hararetiyle çabuk tebahhur eder enâniyetini bırakır buhara biner havaya çıkar. İçindeki madde-i kesife nâr-ı aşk ile ateş alır ziya ile nura döner. O ziyanın cilvelerinden gelen bir şuaa yapışır yanaşır.

Ey Reşha-misal! Madem doğrudan doğruya güneşe âyinedarlık ediyorsun. Sen hangi mertebede bulunursan bulun ayn-ı şemse karşı aynelyakîn bir tarzda safi bakılacak bir delik bir pencere bulursun. Hem o şemsin âsâr-ı acîbesini ona vermekte müşkülât çekmeyeceksin. Ona lâyık haşmetli evsâfını tereddütsüz verebilirsin. Saltanat-ı zâtiyesinin dehşetli âsârını ona vermekte hiçbir şey senin elinden tutup ondan vazgeçiremez. Seni ne berzahların darlığı ne kabiliyetlerin kaydı ne âyinelerin küçüklüğü seni şaşırtmaz hilâf-ı hakikate sevk etmez. Çünkü sen safi hâlis doğrudan doğruya ona baktığın için anlamışsın ki mazharlarda görünen ve âyinelerde müşahede olunan güneş değil belki bir nevi cilveleridir bir çeşit renkli akisleridir. Çendan o akisler onun ünvanlarıdır; fakat bütün âsâr-ı haşmetini gösteremiyorlar.

İşte şu hakikatle karışık temsilde böyle başka başka üç tarikle kemâle gidilir. Ve o kemâlâtın mezâyâsında ve mertebe-i şuhudun tafsilâtında başka başkadırlar. Fakat neticede ve hakka iz’an ve hakikati tasdikte ittifak ederler.

İşte nasıl bir gece adamı ki hiç güneşi görmemiş yalnız kamer âyinesinde bir gölgesini görüyor. Güneşe mahsus haşmetli ziyayı dehşetli cazibeyi aklına sığıştıramıyor. Belki görenlere teslim olup taklit ediyor. Öyle de veraset-i Ahmediye (a.s.m.) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmâsına yetişmeyen haşr-i âzamı ve kıyamet-i kübrâyı taklidî olarak kabul eder “Aklî bir mesele değildir” der. Çünkü hakikat-ı haşir ve kıyamet İsm-i Âzamın ve bazı esmânın derece-i âzamının mazharıdır. Kimin nazarı oraya çıkmazsa taklide mecburdur. Kimin fikri oraya girse haşir ve kıyameti gece gündüz kış ve bahar derecesinde kolay görür itminan-ı kalble kabul eder.

İşte şu sırdandır ki haşir ve kıyameti en âzam mertebede en ekmel tafsilâtla Kur’ân zikrediyor ve İsm-i Âzamın mazharı olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm ders veriyor. Ve eski peygamberler ise hikmet-i irşadın iktizasıyla bir derece basit ve iptidaî bir halde olan ümmetlerine haşri en âzam bir derecede en geniş bir tafsilâtla ders vermemişler.

Hem şu sırdandır ki bir kısım ehl-i velâyet bazı erkân-ı imaniyeyi mertebe-i uzmâsında görmemişler veya gösterememişler. Hem şu sırdandır ki marifetullahta derecât-ı ârifîn çok tefavüt ediyor.

Daha bunlar gibi çok esrar şu hakikatten inkişaf eder. Şimdi şu temsil hem bir derece hakikati ihsas ettiğinden hem hakikat çok geniş ve çok derin olduğundan biz dahi temsille iktifa ediyoruz. Haddimizin ve takatimizin fevkinde olan esrara girişmeyeceğiz.

24.söz İkinci dal
Sözler/Risale-i Nur

__________________

 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
katre, reşha, zühre


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor