25 Şubat 2024, 20:03
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. İnsana Bakış İnsana Bakış  Farkına varma çabasıyla okursak şuurumuzu zenginleştireceğini düşündüğüm Risale-i Nurlardan başta Farkındalık için çalışan arkadaşlarımıza alıntılar yapmak istedim. Anlamakta zorlanacağınız kelimelerin anlamlarını yanlarına yazmayı düşündüm ancak bütünlük bozulmasın diyerekten vazgeçtim.. İsteyen onları zaten öğrenecektir... . Herkesin faydalanabilmesi dileğiyle…
İnsan fiil ve amel cihetinde ve sa’y-i maddî itibarıyla zayıf bir hayvandır âciz bir mahlûktur. Onun o cihetteki daire-i tasarrufâtı ve mâlikiyeti o kadar dardır ki elini uzatsa ona yetişebilir. Hattâ insanın eline dizginini veren hayvânât-ı ehliye insanın zaaf ve acz ve tembelliğinden birer hisse almışlardır ki yabanî emsallerine kıyas edildikleri vakit azîm fark görünür (ehlî keçi ve öküz yabanî keçi ve öküz gibi).
Fakat o insan infial ve kabul ve dua ve sual cihetinde şu dünya hanında aziz bir yolcudur. Ve öyle bir Kerîme misafir olmuş ki nihayetsiz rahmet hazinelerini ona açmış; ve hadsiz bedî masnuâtını ve hizmetkârlarını ona musahhar etmiş; ve o misafirin tenezzühüne ve temâşâsına ve istifadesine öyle büyük bir daire açıp müheyyâ etmiştir kio dairenin nısf-ı kutru yani merkezden muhit hattına kadar gözün kestiği miktar belki hayalin gittiği yere kadar geniştir ve uzundur
İşte eğer insan enâniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i hayal ederek derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa gayet dar bir daire içinde boğulur gider. Ona verilen bütün cihazat ve âlât ve letâif ondan şikâyet ederek haşirde onun aleyhinde şehadet edeceklerdir ve dâvâcı olacaklardır. Eğer kendini misafir bilse misafir olduğu Zât-ı Kerîmin izni dairesinde sermaye-i ömrünü sarf etse öyle geniş bir daire içinde uzun bir hayat-ı ebediye için güzel çalışır ve teneffüs edip istirahat eder sonra âlâ-yı illiyyîne kadar gidebilir. Hem de bu insana verilen bütün cihazat ve âlât ondan memnun olarak âhirette lehinde şehadet ederler.
Evet insana verilen bütün cihâzât-ı acîbe bu ehemmiyetsiz hayat-ı dünyeviye için değil belki pek ehemmiyetli bir hayat-ı bâkiye için verilmişler Çünkü insanı hayvana nisbet etsek görüyoruz ki insan cihazat ve âlât itibarıyla çok zengindir yüz derece hayvandan daha ziyadedir. Hayat-ı dünyeviye lezzetinde ve hayvanî yaşayışında yüz derece aşağı düşer. Çünkü her gördüğü lezzetinde binler elem izi vardır. Geçmiş zamanın elemleri ve gelecek zamanın korkuları ve herbir lezzetin dahi elem-i zevâli onun zevklerini bozuyor ve lezzetinde bir iz bırakıyor. Fakat hayvan öyle değil; elemsiz bir lezzet alır kedersiz bir zevk eder.
Ne geçmiş zamanın elemleri onu incitir ne gelecek zamanın korkuları onu ürkütür. Rahatla yaşar yatar Hâlıkına şükreder.
Demek ahsen-i takvim suretinde yaratılan insan hayat-ı dünyeviyeye hasr-ı fikir etse yüz derece sermayece hayvandan yüksek olduğu halde yüz derece serçe kuşu gibi bir hayvandan aşağı düşer. Başka bir yerde bir temsille bu hakikati beyan etmiştim. Münasebet geldi yine o temsili tekrar ediyorum.
Şöyle ki:
Bir adam bir hizmetkârına on altın verip “Mahsus bir kumaştan bir kat elbise yaptır” emreder. İkincisine bin altın verir bir pusula içinde bazı şeyler yazılı o hizmetkârın cebine koyar bir pazara gönderir.
Evvelki hizmetkâr on altınla âlâ kumaştan mükemmel bir elbise alır. İkinci hizmetkâr divanelik edip evvelki hizmetkâra bakıp cebine konulan hesap pusulasını okumayarak bir dükkâncıya bin altın vererek bir kat elbise istedi. İnsafsız dükkâncı da kumaşın en çürüğünden bir kat elbise verdi. O bedbaht hizmetkâr seyyidinin huzuruna geldi ve şiddetli bir tedip gördü ve dehşetli bir azap çekti.
İşte ednâ bir şuuru olan anlar ki ikinci hizmetkâra verilen bin altın bir kat elbise almak için değildir. Belki mühim bir ticaret içindir
Aynen onun gibi insandaki cihâzât-ı mâneviye ve letâif-i insaniye ki herbirisi hayvana nisbeten yüz derece inbisat etmiş. Meselâ güzelliğin bütün merâtibini fark eden insan gözü; ve taamların bütün çeşit çeşit ezvâk-ı mahsusalarını temyiz eden insanın zâika-i lisaniyesi; ve hakaikın bütün inceliklerine nüfuz eden insanın aklı; ve kemâlâtın bütün envâına müştak insanın kalbi gibi sair cihazları âletleri nerede; hayvanın pek basit yalnız bir iki mertebe inkişaf etmiş âletleri nerede? Yalnız şu kadar fark var ki hayvan kendine has bir amelde-münhasıran o hayvanda bir cihaz-ı mahsus-ziyade inkişaf eder. Fakat o inkişaf hususîdir.
İnsanın cihazat cihetiyle zenginliği şu sırdandır ki: Akıl ve fikir sebebiyle insanın hasseleri duyguları fazla inkişaf ve inbisat peydâ etmiştir. Ve ihtiyâcâtın kesreti sebebiyle çok çeşit çeşit hissiyat peydâ olmuştur. Ve hassasiyeti çok tenevvüetmiş ve fıtratın câmiiyeti sebebiyle pek çok makàsıda müteveccih arzulara medar olmuş; ve pek çok vazife-i fıtriyesi bulunduğu sebebiyle âlât ve cihâzâtı ziyade inbisat peydâ etmiştir. Ve ibâdâtın bütün envâına müstaid bir fıtratta yaratıldığı için bütün kemâlâtın tohumlarına câmi bir istidat verilmiştir.
İşte şu derece cihazatça zenginlik ve sermayece kesret elbette ehemmiyetsiz muvakkat şu hayat-ı dünyeviyenin tahsili için verilmemiştir. Belki şöyle bir insanın vazife-i asliyesi nihayetsiz makàsıda müteveccih vezâifini görüp acz ve fakr ve kusurunu ubûdiyet suretinde ilân etmek; ve küllî nazarıyla mevcudatın tesbihatını müşahede ederek şehadet etmek; ve nimetler içinde imdâdât-ı Rahmâniyeyi görüp şükretmek; ve masnuatta kudret-i Rabbâniyenin mu’cizâtını temâşâ ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmektir. | |
|
| |