Biz hassas olanlar, kırılgan değiliz. Biz fazla fark edenleriz. Ve bu çağ, fark eden insanı sevmez, biliriz. Çünkü fark etmek; uyum sağlamaz, hızlanmaz, "herkes böyle" yalanını kabul etmez.
Bize dayanıklı olmamızı söylediler. Ama dayanıklılık, çoğu zaman sessizce katlanmak demekti. Bizden istenen güçlü olmamız değil, itaatti. Duygularımızı törpülediler. Yavaşlığımızı ayıpladılar.
Derinliğimizi "abartı" diye küçülttüler. Ve sonra bizi "tükenmiş" ilan ettiler.
Modern sistem, bağırarak ezmez. Normalleştirerek ezer.
"Bu tempo normal." "Bu yük normal." "Bu yalnızlık normal." der.. Hayır. Bu normal değil. Bu, alışılmış bir anormallik.
Biz, sinir sistemiyle yaşayan insanlarız. Takvimle değil. Bildirimle değil. Verimle değil.. Bedenimiz, bu çağın hızını yalanlar. Zihnimiz, bu düzenin adaletsizliğini erken fark eder.. Bu yüzden uyum sağlayamayız. Bu yüzden hedef alınırız.
Yaratıcılığımız bir hobi değildir. Boş zaman etkinliği hiç değildir. Yaratıcılık, bu dünyanın başka türlü de kurulabileceğine dair kanıttır. Ve sistem, alternatif ihtimali sevmez. Çünkü başka bir ihtimal varsa, mevcut düzen zorunluluğu ortadan kalkar. Bizi iyileştirmek istiyorlar. Ama iyileştirmek dedikleri şey, uygun hâle getirmek. Daha az hissedelim istiyorlar. Daha az soralım. Daha az rahatsız edelim.
Çünkü biz hastayken değil, itiraz ederken tehlikeliyiz.
Biz; Sylvia Plath'in yalnızlığı, Cassandra'nın inanılmayan sesi, Prometheus'un zincirleri, Atlas'ın omuzlarıyız. Ama artık yükü tek başımıza taşımıyoruz.
Bu; uyum sağlayamayanların savunması. Bu, insan kalabilme savunusu. Duyarlılık; empatiyi, vicdanı, adalet duygusunu, anlam üretimini taşıyan son sinir uçlarından biri. Onu susturursanız, dünya çalışır gibi yapar ama yaşanmaz hâle gelir.
Biz, hızlanmayacağız, sertleşmeyeceğiz, "herkes gibi" olmayacağız. Çünkü herkes gibi olmak, bu çağda hayatta kalmak değil, silinmektir.
Ve şunu ilan ediyoruz: Duyarlılık bir arıza değildir. Bir hastalık hiç değildir. Bir lüks de değildir. Duyarlılık, bu dünyanın hâlâ tamamen çürümemiş olduğunu gösteren işarettir. Ve evet: bu çağ, bizi zorlayacak.
Ama biz de bu çağı, rahatsız etmeye devam edeceğiz.
Ali şeriatinin dediği gibi;
Ben herkesi rahatlatmak için gelmedim. Ben rahatları rahatsız etmek için geldim. Ben esrar ve eroin miyim ki herkesi rahatlatayım. Ben yazılı cevapları olanlardan değilim. Eğer birisi gerçekten bir hizmet yapmak istiyorsa, rahat insanları rahatsız etmeli, suskunları konuşur, uysalları hareketli hale getirmeli, donuk insanlar arasında mücadele çıkarmalıdır.