28 Mart 2024, 01:37
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Neden Astroloji? Neden Astroloji? Ben bir astrologum. Doğduğumuz an ilk nefesimizi aldığımızda çizilen o sembolik haritaya bayılıyorum. Gezegenler, efsaneler ve benzetmelerden oluşan bu harita bence o kadar çok şey ifade ediyor ki, modern psikoloji kurumlarının bu haritalara en azından birkez olsun bakmamaları bence suç teşkil ediyor. Hatta bunlara bakan psikologlar önce benim astroloji müşterilerim, sonra da bu alanın öğrencileri olup çıkıyorlar.
Psikiyatrist Carl Jung’un astrolojiye nasıl kucak açtığı iyi bilinmekle beraber, bu durum günümüz psiko - profesyonelleri tarafından görmezden geliniyor. Jung’un astrolojiye bakış açısı harikaydı. Hepimizin içinde kendimizle ilgili bir gölge Ya da karanlık bir hükmün barındığına; bunu görebilmek çok zor olduğu İçin onu dünyaya ve üzerinde yaşayan insanlara sinema perdesi gibi yansıtmamız ve bu gölgenin onlara ait olduğuna ikna olmamız gerektiğine inanıyordu. İçimizde yaşadığını idrak edene dek gölge büyük bir acı kaynağı olmayı sürdürür.
Bunlar ağır cümleler, biliyorum ama sonuna kadar devam edelim. Jung ayrıca kendimizi gerçekleştirme arayışımızın gölgenize sahip çıkarak onu gerçekten kucaklamamıza bağlı olduğunu düşünüyordu. Perdeye yansıtma fikrini kabul edebilirsek kendimizin dışında gördüğümüz şeylerin aslında bize ait olduğunu; algılarımızın kişisel yetiştirilme tarzımız, deneyimlerimiz ve inançlarımıza dayanarak oluştuklarını fark etmeye başlayacağımızı açıkça ifade ediyordu. İşte bu nedenle iki insan asla tam olarak aynı deneyimi yaşayamazdı.
Tüm bunların aşkla olan ilgisi ne mi? Aslında çok fazla.
Kendi gölgemize en kişisel erişimimiz, ilişkilerimiz aracılığıyla gerçekleşir. Sevdiğimiz biri dışında hiçbir yol bizi doğrudan ona götüremez. Orada, kendimizle ilgili gizemlerin tüm olası cevapları saklıdır; sadece henüz bunun farkında değilizdir. Aklımızı başımızdan alan kişi yüzünden çıldırma noktasına gelmeyiz; çünkü aslında içimizde karanlıkta kalan yerlerin peşinde olduğumuzu biliriz. Hayatlarımızda olan biten dramlardan kendi rolümüzün farkına vardıkça ilişkilerimizi ve bize nasıl yardımcı olduklarını daha iyi anlamaya başlarız.
Karşımıza çıkan her şeyi içimizdeki bir parçanın -mükemmel bir tasarımla bağlantı halinde olan- davet ettiği varsayımıyla başlayalım. Öyleyse yaşadığımız ve yaşayacağımız hiçbir ilişkinin tesadüfi olmadığı, tam tersi, ilişkilerin oldukça kişisel gelişim sürecinin bir parçası olduğu sonucuna varmak mantıklı olacaktır. Bir bakıma, ilişkilerimizi mutluluğumuzun anahtarını elinde tutan semboller olarak kabul edebiliriz. Bu, anahtarı diğer kişinin tuttuğu anlamına gelmez. Anahtar, bu kişiyi neden hayatımıza soktuğumuzu yorumlayabilme yeteneğimizde saklıdır.
Aşkoskop, bu “neden” sorusunu doğru yorumlayabilmenizi sağlayacak anahtardır. Neden Aşk?
Aşk meselelerini çözmeye uğraşmak yerine, evde oturup Buffy dizisinin tekrarlarını seyretmek daha cazip olabilir. Öte yandan, gerçek mutluluk kim olduğumuzu tam olarak kabul etmekle kazanabileceğinden ve bunu yapmanın yolu da diğer insanlara yansttığımız kendimize ait parçaları kabul edip sahiplenmek olduğundan, ilişkilerimizin sunabileceklerinden yararlanmamak kendimize yapacağımız büyük bir haksızlık olur. Karşılığında hiçbir şey alamayacağınız aşk dizileri seyretmek bunun yerini asla tutamayacaktır.
Bütün bunları gerçekten çözebilmenin tek yolu, konunun içine dalmak ve kalbinizin sesini dinlemektir. Bu sayede, en yoğun duygularınızın barındığı, içinizin derinliklerindeki o yere sizi ulaştıracak yol haritası önünüzde belirmeye başlayacaktır.
Ben bu haritaya Aşkoskop adını veriyorum.
Mark. | |
|
| |