Eskiden birine güvenmek tüm mermileri dolu silahı karşındaki kişinin eline verip, günün birinde namlunun sana doğrulmamasına inanmak demek derdim.
Artık öyle demiyorum. Birine güvenmek Rus ruleti oynamak gibi artık.
Peki neden defalarca güven duyduğumuz insanlar tarafından yanıltılırız?
Çünkü birine güvenme ve başımızı omzuna koyma ihtiyacı duyarız. Bu dünyada yalnız olmadığımızı ve birinin bizi anladığını hissetmeyi isteriz. Ya da bazen sadece herkesin içindeki niyeti kendi niyetimizle aynı-iyi- zannederiz.
Yani birine güvenmek denen kuyuya defalarca düşeriz ama akıllanmayız hiç.
Peki ya o insana karşı güveninizin ilk kırıldığı ve size her söylediği şeyin artık samimi gelemeyeceği hissi? Sanki kızgın demir çubuk kalbinize saplanmış gibi hissetirmez mi size?
Klasik bir örnek olacak belki ama, kırık bardak tekrar yapıştırılsa da içinden tekrar su içilmez. Su sızdırır.
Kırılmış bir güven de, tamir edilse bile yürek sızlatır.
Birine güvenmek kadar, güvenemeyip herkesi aynı kefeye koymak ve şüpheci yaklaşıp kendini yalnızlaştırmak da zehirli bir seçimdir. An be an etkiler sizi.
İlk başlarda yalnız kalmak huzurlu hissettirir.
Ama gece olup da başınızı yastığa koyduğunuz an mesela hissedersiniz burukluğu.
Ya da en savunmasız anınızda. hıçkıra hıçkıra ağlarken hissedersiniz p*ç gibi kimsesizleştiğinizi. Kendinizi kandırırsınız ben böyle iyiyim diye.
İyi değilsinizdir işte!
Bunları nereden biliyorsun diye sormayın...