Hayattan ve insanlardan farklı şeyler bekliyorum. Ama ne vakit bir beklentiye girsem hani bir kapıyı açarsın da kapının kulpu dayanıklı görünür ama elinde kalıverir ya öyle oluyor.
Elimde kalan kapı kulplarından ve dahi sırtımdaki hançer izlerinden öylesine sıkıldım ve yoruldum ki. Ama hiçbirşey yapamıyorum ve hiçbirşey yapamayışımın hissettirdiği güçsüzlük hissi kanser hücresi gibi ele geçiriyor beni.
Ben bu kadar güçsüz ve seçeneksiz değildim.. Hayatımın birçok anında şapkadan tavşan çıkarır gibi birçok derde deva bulmuş kendimi yine bir şekilde düze çıkarmıştım ama şimdi ne dibe vurabiliyorum ne de zirveye çıkabiliyorum. Biliyordum ki durağanlık beni öldürür. An be an ölüyorum ben maalesef. Bir gün fiziki olarak gömdükleri zaman geriye benden ayrılmaya çalışan bir ruh olmayacak. Çünkü her an terk ediyor o beni.
İçimi bu kadar net dökebilecek kıvama gelebilmem için darbe üstüne darbe yemem gerekti. Yine çünkü es notasına denk düşmüştü kalemim. Suşmustu. Susmak da ayrı ölümdü zaten. Yine ölümlerden ölüm beğendim de bulamadım hangisiyle öleyim..
Zihnim bana anlık bir şeyleri unutturuyor. Mesela yaptığım kahveyi içtim mi ya da çayı soğutacak kadar unuttum mu masada bunları bilemiyorum bazen ama. Aldığım darbeler mıh gibi kazınıyor aklıma. Ah Tanrım, zihnimi de bana düşman mı yarattın sen.. bari bir şeyde kendi tarafımda olsaydım olmaz mıydı?
Ölmek demiştim. Beğendiğim ölümlerden ölümü neden unutturmuyorsun bana Tanrım?
Kahvem olmaz. Çayımın buğusu bile olmaz unutmak için.
Aklımı bana yeniden dost eylesen, benim tarafımda olsa o. Çünkü kalbim ile kanlı bıçaklıyız. Ayakta kalamıyorum ben böyle.
Anlıyorsun değil mi?