Hiç ruhunun canı acıdı mı? Kendini sokaktaki tekmelenmiş kedi yavrusu gibi hissettin mi? Ağlamak isteyip de akamayan gözyaşının bir nimet olduğunu fark ettin mi?
Hiç bir an yaşadın mı benim gibi? Hangi dinin tanrısı varsa gelsin çeksin alsın beni tam da şu andan dedin ve almadı mı? Evet yine öyle oldu işte.
Kalbim küçük bir serçeye döndü. Onu sıkıp burmazlar sandım. Teslim ettim ellerine. Başını gövdesinden ayırdığı zaman acı hissedecek zamanım bile olmadı.
Anne, sana bunu da anlatamam. Baba, sana bunu hiç anlatamam. Kalbime kötü davrandı o diyemem.
Ben yine en çok kendimi üzer, hüznümün zehrini içer susarım. En iyi bildiğim şey.
Fakat biraz olsun be, biraz olsun ağlamak isterdim.
Olacakları hissetmiş ve aslında ağlamıştım. Hakkından fazla olanı alırsan artık ağlamak bile olsa ağlayamazmışsın.
Kalbime inen bu kaya, bu altında ezildiğim acı kendim olduğum için bana geldi. Çekmek zorundayım.
Benden korktu gerçek acıyı çekmeyenler. Yakınını çekenler de gel seni anlıyorum demedi.
Yine kendim kaldim bana.
Bir elim tuttu diğer elimi teskin etti o an beni.
Gel, yine toparlanıcaz. Hep toparlanmadık mı çiçeğim dedi.
Haklıydı kendim. Kendime hak verdim ve uzandım çekildim kendi kabuğuma.
Nadasa bıraktım kalbimi. Savrulup giden bana dair insan kalmış yanlarım için üzülemem.