Son yıllarda, Türk vatandaşlarının Avrupa birliği'ne (ab) yönelik göçü ve sığınma başvurularında dikkat çekici bir artış yaşanırken, AB üye devletleri tarafından verilen vize retleri de önemli ölçüde yükselmiştir. Bu durum, ekonomik istikrarsızlık, siyasi gerilimler ve değişen göç politikalarının iç içe geçtiği karmaşık bir tabloyu ortaya koymakta ve insan hakları, diplomasi ile bölgesel istikrar konusunda kritik sorular gündeme getirmektedir. Türkiye'deki ekonomik kriz, yüksek enflasyon, işsizlik ve Türk lirasının değer kaybı, özellikle eğitimli genç nüfusu yurtdışında fırsat aramaya yöneltirken; 2016 darbe girişiminin ardından yaşanan tasfiyeler, medya üzerindeki baskılar ve yargı bağımsızlığı konusundaki endişeler siyasi iklimi daha da zorlaştırmaktadır.
Bunun yanı sıra, Türkiye’nin 3,7 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapması, işleri kolaylaşırtırmıyor.
AB’nin vize politikası ise bir kontrol mekanizması olarak öne çıkmaktadır. 2016 AB-Türkiye anlaşması kapsamında Türkiye'ye vize serbestisi vaat edilse de, özellikle terörle mücadele yasalarındaki reform gibi 72 kriterin karşılanmaması nedeniyle süreç ilerlememiş ve ab, sıkı vize rejimini sürdürmüştür. 2015 yılındaki mülteci krizinin tekrarlanmasını önlemek amacıyla AB, düzensiz göçü engellemek için vize onaylarını daha da zorlaştırmıştır. Eurostat verilerine göre, 2022’de Türk vatandaşlarının AB’ye yönelik sığınma başvuruları %40 artarken, en fazla başvuru Almanya’ya yapılmıştır. Aynı zamanda, vize politikaları AB-Türkiye ilişkilerindeki Kıbrıs, Doğu Akdeniz'deki sınır anlaşmazlıkları ve Türkiye'deki demokratik gerileme gibi daha geniş çaplı diplomatik gerilimlerin bir yansımasıdır.
Bu sıkı vize politikaları, Türk vatandaşlarının yasal yollarla Avrupa’ya gitmesini zorlaştırmakta ve birçok insanı tehlikeli göç rotalarına yöneltmektedir. Ege denizi üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışan göçmen sayısı artarken, sivil toplum kuruluşları bu yolculuk sırasında hayatını kaybedenlerin sayısında ciddi bir artış olduğunu rapor etmektedir. AB ülkeleri ise artan sığınma başvurularını işleme almakta zorlanmakta, reddedilen başvuru sahipleri ise hukuki belirsizlik içinde kalmaktadır. Türkiye ve AB arasındaki diplomatik ilişkiler de bu süreçten olumsuz etkilenmekte; Ankara, AB'yi vize serbestisi vaatlerini yerine getirmemekle suçlarken, Brüksel Türkiye’nin insan hakları karnesini eleştirmektedir. AB içindeki tartışmalar da sürmekte, üye devletler göç kontrolü ile etik sorumluluklar arasında denge kurmaya çalışırken, aşırı sağcı partilerin daha katı sınır politikaları talepleri etkisini artırmaktadır.
Kısaca iki ucu poklu bir değnek gibidir ve ben bu problemleri göz önüne aldığımda çözüleceğini düşünmüyorum.