Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Işık | The Light - Das Licht (2025) - Film Eleştirisi
Işık | The Light - Das Licht (2025) - Film Eleştirisi
Goethe'nin Mirasından Gri Berlin'e: Tom Tykwer’in "Das Licht" Filmi Üzerine

Alman edebiyatının dev ismi Goethe, ölüm döşeğindeyken sarf ettiği "Işık, biraz daha ışık" vasiyetiyle insanlık tarihine silinmez bir not düşmüştü. Ancak ironiktir ki, bu sözün sahibinin toprağa verilmesinden bir asır sonra Almanya, yalnızca kendi coğrafyasını değil, tüm dünyayı benzeri görülmemiş bir karanlığa sürükledi. O derin karanlıktan çıkışın faturası ise hem coğrafya hem de insanlık için yıkıcı oldu. Uzun bir aradan sonra sinemaya dönen yönetmen ve senarist Tom Tykwer, 75. Berlin Film Festivali'nde gösterilen son filminde tam da bu çıkmazı merkeze alıyor. Fakat tünelin ucundaki ışığı doğal bir güneşten değil, yapay bir LED lambadan süzerek çağımızın ruh halini gözler önüne seriyor. Film, izleyiciyi sarsılmış ve üzerinde düşündüren bir portreyle baş başa bırakıyor.
Çatlaklar Arasında Sıkışan Bir Aile: Engels Hanesi
Beş üyeden oluşan Engels ailesi, modern şehir insanının kronik yalnızlığının ve kopukluğunun canlı bir laboratuvarı gibi:
- Milena (Nicolette Krebitz): Nairobi merkezli bir sanat projesi için fon peşinde koşan, gününü telefon trafiğinde tüketen bir anne.
- Tim (Lars Eidinger): Geçmişin solcu değerlerini bugünün reklam ajansı kuçu kuçu ilişkilerine meze eden, ev içinde çıplak dolaşma merakıyla aile sınırlarını zorlayan "modern" bir baba.

- Frieda (Elke Biesendorfer): 17 yaşında, isyankar ruhunu uçucu maddelerle ve tükenmiş bir grupla uyuşturan ikizlerden biri. İstemediği gebeliği sonlandırma sürecinde babasını yanında bulsa da, anneyle olan uçurumu kapatamıyor.
- Jon (Julius Gause): Çevrim içi oyun dünyasının duvarları arasında hapsolmuş, gerçek hayatta sıfır özgüvenle nefes almaya çalışan dijital bağımlı ikiz kardeş.
- Dio (Elyas Eldridge): Milena'nın Nairobi seyahatlerinden birinde hayatına giren siyahi sevgilisinden olan, ailenin henüz kirlenmemiş en masum halkası.

Ailenin eksenine sonradan dahil edilen Farrah (Tala Al Deen) ise hikayenin ruhsal omurgasını oluşturuyor. Eğitimi ve zekasına rağmen ailenin ev işlerini üstlenen bu Suriyeli göçmen kadın, yaşadığı derin travmaları odasındaki yanıp sönen LED ışığın karşısında transa geçerek hafifletmeye çalışıyor. Farrah'ın varlığı, bir yandan Doğu ile Batı, göçmenlik ve üstencilikik ikilemini masaya yatırırken, diğer yandan "aydınlanma" kavramının bireysel ve mistik boyutunu sorgulatıyor.
Sırılsıklam Bir Kasvet ve "Biz" Olma Çağrısı
Filmin boyunca Berlin’in üzerindeki gökyüzü hiç açılmıyor; durmaksızın yağan yağmur, karakterlerin içindeki çözülmemiş öfkenin ve kasvetin metaforuna dönüşüyor.
Ferhan Şensoy’un o efsanevi cümlesini hatırlatan bir atmosfer hâkim: "Çok faşist bir yağmur yağıyor, sanırım kocaman şemsiyenin altında toplanma zamanı."
Eski solcu baba Tim’in dilinden dökülen "Bireysel özgürlükten geçip biz olmayı becermeliyiz" vurgusu, filmin toplumsal eleştirisinin kilit noktasını oluşturuyor. Ancak bu çağrı, hikaye boyunca sıcak bir sığınağa dönüşemiyor. Nairobi’deki güneşli sahnelerle Berlin’in gri ve boğucu sokakları arasındaki zıtlık, adeta Batı’nın kendi sorunlarını çözmekte aciz kalırken, kurtuluşu başka coğrafyalarda aramasının ironik bir eleştirisi olarak beliriyor.
Biçimin Zaferi ve Final Notu
Tykwer, senaryodaki bazı didaktik tuzaklara düşse de, sinemasal diliyle bu zaafı ustalıkla örtüyor. Büyülü gerçekçilik unsurları, hipnotize edici müzikler, genç aktivistlerin eylemleri ve görsel imgeler filmi adeta bir şölene dönüştürüyor.
Özellikle Queen’in ikonik şarkısı "Bohemian Rhapsody"’nin film boyunca ince ince işlenmesi ve en masum karakter Dio’nun dudaklarından dökülmesi etkileyici bir detay. Şarkının başındaki "Hiçbir şeyin önemi yok" felsefesi, final sahnesinde evrilerek izleyiciye tokat gibi çarpan o son mesaja dönüşüyor: "Her şeyin önemi var."
Gri sokakların ve yapay ışıkların ortasında, kolektif bir vicdan çağrısı duymak isteyenler için bu sırılsıklam hikaye sinema salonlarında keşfedilmeyi bekliyor.
Yazan: Leydihan
|