Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Güller | The Roses (2025) - Film Eleştirisi
Güller | The Roses (2025) - Film Eleştirisi
"The Roses" – Kırılgan Erkeklik, Feminist Direniş ve Ev İçi İktidar Mücadelesi
Warren Adler’in 30 yıl süren “çifte gül” savaşlarından esinlenen romanı “The War of the Roses”, 1989’da Danny DeVito yönetiminde beyazperdeye taşınmıştı. Michael Douglas ve Kathleen Turner’ın başrollerini paylaştığı o versiyon, ilk bakışta karikatürize bir boşanma hikayesi gibi görünse de, aslında patriyarkanın beslediği kırılgan erkeklik ile feminist bilincin karşı karşıya geldiği karmaşık bir çatışmayı gözler önüne seriyordu.
Yeni uyarlama “The Roses”ta Olivia Colman ve Benedict Cumberbatch, Barbara ve Oliver Rose’un karmaşık boşanma sürecine İngiliz mizahı ve rom-com tarzıyla hayat veriyor. Jay Roach’un yönetmen koltuğunda oturduğu bu versiyon, isminden de anlaşılacağı üzere, orijinal hikâyeden farklı bir ton yakalıyor; daha yumuşak, daha aşkı yücelten ve biraz “sabun köpüğü” tadında bir anlatım sunuyor. Ama kötü mü? Kesinlikle hayır.
 Tony McNamara, uyarlama konusunda geçmişte de maharetini göstermiş, “The Favourite” (2018) ve “Poor Things” (2023) ile Oscar adaylıkları kazanmış bir senarist. “The Roses”ta da başarılı bir iş çıkardığı söylenebilir – fakat orijinal materyale bağlı kalmadan! İngiliz versiyonu, 1989’daki feminist bakış açısını yumuşatmış, yerine daha hafif, romantik ve eğlenceli bir ton yerleştirmiş.
Filmde, 2025 Rose ailesi; mimar Theo ve şef Ivy Rose ile çocuklarından oluşuyor. Ani bir kıvılcım sonrası başlayan aşk, yıllar içinde Theo’nun mesleki yükselişi ve Ivy’nin ev içi sorumlulukları ile şekilleniyor. Ivy’nin küçük restoranı, ailedeki güç dengesini koruyan bir araç oluyor; ancak Theo’nun başarısızlığı ve Ivy’nin yükselişi, evlilikte yeni bir denge arayışını başlatıyor.
Theo’nun kaybedilen prestiji ve Ivy’nin yükselen kariyeri, evdeki güç dengelerini tamamen değiştiriyor. Ivy, işinde ve sosyal hayatında yükseldikçe Theo’nun kırılgan erkekliği daha belirgin hale geliyor. Çocukların yetiştirilmesi ve onların evden ayrılması, evliliklerindeki tampon bölgeyi ortadan kaldırıyor ve ikisi için de yeni bir savaş başlıyor. Hayallerinin evi inşa edilirken, aslında kaybettikleri şeyin ev değil, evliliklerinin kendisi olduğunu fark ediyorlar. Bu farkındalık, onları birbirlerini rahatsız etme yoluna iter; ufak oyunlar büyük çatışmalara, şiddetli atışmalara ve ölümcül girişimlere dönüşüyor.
Fakat göz ardı edilemez bir gerçek var: 2025 Rose çifti, hâlâ birbirini sevmekte ve boşanmak istememektedir. Bu paradoks, izleyiciye hem gülme hem de rahatsız olma duygusunu aynı anda yaşatıyor.
Theo’nun kırılgan erkekliği ve Ivy’nin yükselen öznesi arasındaki çatışma, R. W. Connell’in “hegemonik erkeklik” kuramı bağlamında değerlendirilebilir. Erkeklik, doğuştan kazanılmış bir hak değil, sürekli yeniden üretilmesi gereken bir performans. Ivy’nin başarısı, Theo’nun performans sahnesini elinden alıyor ve onun kimliği çökmeye başlıyor. Film, feminist mesajını kara mizah ve absürt öğelerle sunarak, izleyiciyi hem düşündürüyor hem de eğlendiriyor.
Yeni Rose ailesi, 1980’lerin toplumsal cinsiyet politikalarını ve ataerkil düzenin sorgulanmasını orijinal film kadar güçlü vermese de, “The Roses” yine de feminist bir okuma yapılabilecek bir yapım olarak öne çıkıyor. Karakterler arasındaki güç mücadelesi, ev ve beden üzerinden yürütülen iktidar savaşını, mesajı yumuşatılmış olsa da, izleyiciye aktarıyor. Eğlenceli, düşündürücü ve kara mizahıyla keyifli bir film deneyimi sunuyor.
Leydihan
|