Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Alpha (2025) - Film Eleştirisi
Alpha (2025) - Film Eleştirisi
Farklı, ayrıksı ve sarsıcı yapısıyla dikkat çeken Alpha, Cannes’da eleştirmenleri ikiye bölen, oldukça tartışmalı bir yapım. Kimileri filmi büyük bir hayal kırıklığı olarak nitelendirip yerden yere vururken, kimileri de neredeyse bir başyapıt olduğunu savunuyor. Bu sarsıcı deneyimin karşında durduğu nokta elbette izleyicinin takdirine kalmış.

Alpha, 1983 Paris doğumlu Fransız sinemacı Julia Ducournau’nun Cannes ana yarışmasında yer alan üçüncü uzun metrajı. Film; yönetmenin Cannes FIPRESCI ödüllü Raw (2016) ile başlayan ve Altın Palmiyeli Titane (2021) ile devam eden, insan bedeninin fiziksel ile psikolojik dönüşümünü ve deformasyonunu odağına alan "bedensel korku" (body horror) üçlemesinin nitelikli bir kapanışı.
Jane Campion’ın ardından Altın Palmiye’yi kazanan ikinci kadın yönetmen olan Ducournau’ya (bu listeye daha sonra Anatomy of a Fall ile Justine Triet de eklendi) bu ödülün verilme gerekçesi sorulduğunda, dönemin jüri başkanı Spike Lee, "Bir kadının arabayla seviştiği bir filmi daha önce hiç izlememiştim," yanıtını vermişti.
Lee, tutumundan taviz vermeyen bu cesur yönetmenin son yapıtını görseydi, muhtemelen benzer bir şaşkınlık yaşardı.
Ducournau sinemasında anlatılanlar, gerçeküstücü bir fantastikten ziyade bizimkine paralel evrenlerde geçiyor. Bu dünyaların tek farkı, fantastik veya bilimkurgusal görünen ögelerin o evrenin olağan birer gerçeği kabul edilmesidir.
Salgın, Şiddet ve Muğlaklık
Alpha’nın geçtiği belirsiz 1980'ler sonu ve 90'lar başı Fransa'sında, insanları yavaş yavaş taşa çeviren bir virüs hüküm sürüyor. Çatlayan derilerin arasından kırmızı kumların sızdığı bu salgın, hastaları adeta birer mermer heykele dönüştürüyor.
Kandan veya enjektörlerden bulaştığı sanılan hastalığın kökenindeki muğlaklık, yapımın sadece AIDS dönemine değil, yakın zamanda yaşadığımız Covid pandemisinin bıraktığı toplumsal paranoya, utanç ve çaresizlik iklimine de güçlü göndermeler yapmasını sağlıyor.
Yönetmen, sert ve tabu yıkıcı üslubunu bu kez varoluşsal sorular sormak için kullanıyor. İlk iki filmine kıyasla kara mizahı biraz daha geride tutan yapım, yıkımın ortasında hayatı yaşamaya değer kılan şeyleri araştırıyor.
Filmografisinde ilk kez bu kadar net hissedilen şefkat ve sevecenlik duygusu, hikâyeye dokunaklı bir hassasiyet katıyor.

13 yaşındaki Alpha'nın (Mélissa Boros) koluna yaptırdığı ve sürekli kanayan dev "A" dövmesi, hem adını hem de toplumun dışladığı hastalığı simgeliyor. Virüslü insanları tedavi etmeye çalışan doktor annesi (Golshifteh Farahani) ile eve sığınan uyuşturucu bağımlısı amcası Amin (Tahar Rahim) arasındaki ilişki, filmi katmanlı bir büyüme ve bağımlılık öyküsüne dönüştürüyor.
Performanslar: Sürgündeki İranlı oyuncu Golshifteh Farahani, çaresiz ve korumacı anne rolünde kariyerinin en olgun performanslarından birini sergiliyor. Rolü için 20 kilo veren Tahar Rahim ise hareketleri ve hüznüyle filmin omurgasını oluşturuyor. Alpha rolündeki Mélissa Boros ise ergenliğin eşiğindeki kırılganlığı başarıyla yansıtıyor.
Alpha, alışılageldik kalıpların dışına çıkan yapısıyla sinemaseverleri hem zorlayan hem de kışkırtan, Julia Ducournau sinemasının olgunluk dönemini temsil eden sarsıcı bir yapıt.
Yazan: Leydihan
|