Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Senden Geriye Kalan | Allly baqi mink - (All That's Left of You) (2025) Film Eleştirisi
Senden Geriye Kalan | Allly baqi mink - (All That's Left of You) (2025) Film Eleştirisi

Filistinlilerin Kuşaklararası Travmasını Konu Alan Derinden Etkileyici Bir Epik
Cherien Dabis’in Filistinli tek bir ailenin yaklaşık 75 yılına yayılan dramı; yerinden edilmenin bazen doğrudan fakat yürek burkan bir portresini sunuyor.
Filistinli-Amerikalı sinemacı Cherien Dabis’in kuşaklararası travmayı ele alan sarsıcı portresi All That’s Left of You, 75 yıllık yerinden edilme öyküsüne büyük destanların yaptığı gibi tam ortadan (in medias res) başlıyor.
Genç bir çocuk, Nablus’un dar sokaklarında bir arkadaşını kovalıyor; güneşten sararmış, soylu bir şekilde harap olmuş evlerin arasında kendinden emin gençliğin hareketli bir görüntüsü... Dabis, dinamik ve hassas çekimlerle 80’lerin sonundaki işgal altındaki Batı Şeria’nın canlı bir haritasını çiziyor. Burası, aşağılanma ile umudun tehlikeli bir düdüklü tencerede bir arada var olduğu bir yer. Noor (Muhammad Abed Elrahman), bir teyzenin mutfağından cıvıl cıvıl bir meyve pazarına, oradan da bir kontrol noktasındaki İsrail askerlerine karşı düzenlenen protestoya koşuyor ve hemen intifada sloganlarına katılıyor. Derken, askerler ateş açıyor.
Kamera, Noor’un annesi Hanan rolündeki yaşlanmış Dabis’e kesiliyor; Dabis doğrudan kameraya konuşuyor: “Bizim hakkımızda pek bir şey bilmiyorsunuz. Sorun değil, sizi suçlamak için burada değilim, oğlumun kim olduğunu anlatmak için buradayım. Ama anlamanız için, dedesine ne olduğunu anlatmam gerek.”
1948’den yakın geçmişe kadar uzanan bu Arapça aile destanının çerçevesi, filmin temel üslubunu gözler önüne seriyor: Yaşanmışlık hissi veren, sürükleyici, çok boyutlu ve güçlü bir mekan duygusuna sahip bir drama ile doğrudan tanınma talep eden içten bir çağrı. İlki ikincisinden daha etkili; zira ne kadar haklı veya geçerli olursa olsun, belirli insanların zaaflarını izlemek doğrudan verilen mesajlardan genel olarak daha ilgi çekici. (Film, 7 Ekim saldırıları ve İsrail’in ardından Gazze’yi işgali sırasında Filistin’de yapım öncesi aşamadaydı ve çekimler Eriha’dan Kıbrıs ile Yunanistan’a taşınmak zorunda kaldı.)
Temel insanlıklarının tanınması sürekli ve sistemli olarak reddedilmiş bir halkı konu alan bir filmin estetik meziyetlerini —ne kadar ikna ettiğini, büyülediğini veya etkilediğini— değerlendirmek her zaman hassas bir konudur. Böyle bir davayı kanıtlama ihtiyacının bile olmaması gerekir. Yine de Dabis bu davayı savunuyor ve orijinal travmaya dönüyor: 1948 Nakba’sına, yani Siyonist paramiliter grupların sömürgeci İngilizlerin yardımıyla İsrail devletini kurmak için yaklaşık 750.000 Filistinli Arabı zorla yerinden etmesine...
Noor’un büyükanne ve büyükbabası Sharif (Adam Bakri) ile Munira’nın (Maria Zreik) Yafa’daki heybetli evlerini ve portakal bahçelerini kaybettiği, Sharif’in bir yılını esir kampında geçirdiği bu bölüm; açık bir ahlaki üstünlüğe ve adaletsizlik dalgasıyla sarsılan soylu karakterleriyle tarihin görkemli bir akışına sahip.
Ağır ve çağrışımlı bir duygu birikimi var; ancak aynı zamanda belirgin bir işlevsellik hissi de göze çarpıyor. Film adeta eğitici bir araç gibi kullanılıyor; özellikle sinematik anlamda Nakba’ya, İngiliz mandasına veya Sharif’in küçük oğlu Salim’i korkutan Deyr Yasin katliamı raporlarına aşina olmayan izleyiciler için anıtsal bir trajediyi dramatize ediyor.
Fakat yıllar geçtikçe ve travma derinleştikçe, film daha karmaşık, şaşırtıcı, güzel işlenmiş ve derinden etkileyici bir şeye dönüşüyor.
2009 yapımı Amreeka filmiyle Sundance’te çıkış yapan senarist ve yönetmen Dabis, ailenin Batı Şeria’daki güvencesiz yaşamının geleneklerinde, uyum sağlama süreçlerinde ve sıradan anlarında akıllıca zaman geçiriyor: Sharif’in kızının düğünündeki danslar, yetişkin Salim’in (Saleh Bakri) okulda verdiği dersler, gözleri dolan yaşlı Sharif (Mohammad Bakri) ile genç Noor’un birlikte izlediği kayıp vatana dair propaganda videoları...
Ve her zaman, işgalin insanlıktan çıkaran o rutin angaryası... All That’s Left of You, bir ailenin kırılgan ve parçalanmış huzuruna —Salim’in babasına geçmişi bırakması yönündeki ısrarı, Sharif’in Noor’a davalarını anlaması yönündeki ısrarı, Noor’un ise babasına artık karşı koyması yönündeki ısrarı— izleyiciyi alıştırdıktan sonra bu huzur darmadağın oluyor. 145 dakikalık sürenin neredeyse yarısı geçtikten sonra, genç Noor’un Birinci İntifada sırasında yaralandığı ana geri dönüyoruz. Bu olay; ölümcül bir bürokratik kabusa, bir aile hesaplaşmasına, hayal bile edilemeyecek kararlara ve ortak ama karmaşık insanlığın hatırlatılmasına yol açıyor. Tüm bunlar Dabis ve Saleh Bakri tarafından ustalıkla ve abartıdan uzak bir şekilde perdeye aktarılıyor.
Genel duygular ve ağır dram sahneleri bolca mevcut, ancak bunlar yüzeysel bir ambalajdan ibaret değil. Özellikle orta bölümlerde film daha kışkırtıcı, yanıtlanması zor ve derin sorulara temas ediyor: Travmanın küskünlüğe ve nefrete nasıl dönüştüğü, ne kadarı için savaşmaya değer olduğu, ailenin güvenliği ile ahlaki sorumluluklar arasındaki denge, gidenlerin ve kalanların sorumlulukları... Bir çocuğun, babasının devlet eliyle sistemli bir şekilde aşağılanmasını nasıl işlediği... Baskının, inancı kendi aralarında suçlamalara nasıl böldüğü... Ve her şeye rağmen hayatın nasıl devam ettiği...
All That’s Left of You, Sundance Film Festivali’nde gösterildi.
[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]: Leydihan
|