Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Üzgünüm Bebeğim | Sorry, Baby (2025) Film Eleştirisi
Üzgünüm Bebeğim | Sorry, Baby (2025) Film Eleştirisi
Yaşamı İyileştiren Küçük Karşılaşmalar: Üzgünüm, Bebeğim
Üzgünüm, Bebeğim, ağır bir travmanın ardından hayata yeniden tutunmaya çalışan genç akademisyen Agnes’in incelikli hikâyesine odaklanıyor. Sundance Film Festivali’nden senaryo ödülüyle dönen yapım, yaşadığı felaketi ajite etmekten ya da sömürmekten titizlikle kaçınan, odağına küçük insani temasları alan sıradışı bir "kendini iyi hisset" anlatısı sunuyor.
Sinemaseverler olarak bir filmden beklentilerimiz ruh hâlimize, karakterimize ya da dönemin ruhuna göre şekillenebilir. Ancak bu tecrübeler arasında belki de en zamansız olanı, iyi bir dostun sıcak kucaklaşmasını hissettiren yapımların bıraktığı tat olsa gerek. Yönetmen ve senarist Eva Victor’ın, "seyircinin karanlık salondan çıktıktan sonra kendisini daha az yalnız hissetmesi amacıyla" tasarladığını belirttiği ilk uzun metrajı tam olarak bu duygu üzerine inşa edilmiş. Sundance’teki dünya prömiyerinden bu yana etrafındaki ilgiyi katlayarak büyüten film, hem eleştirmenlerin hem de izleyicinin takdirini bu samimi tonu sayesinde kazanıyor.
Konfor Alanı ve Şeffaf Bir Anlatı
Alışılageldik "kendini iyi hisset" filmlerinin aksine Üzgünüm, Bebeğim toz pembe bir evren vadetmiyor.
Aksine, 21. yüzyıl bağımsız sinemasında sıkça gördüğümüz gibi merkezine yüzleşmesi zor bir olayı yerleştiriyor. Victor, kronolojik olmayan üç perdeden oluşturduğu kurguda baş karakter Agnes’in (yine Victor’ın kendisi tarafından canlandırılan) maruz kaldığı olayı seyircisinden bir gizem gibi saklamıyor ya da ucuz bir sürpriz malzemesine dönüştürmüyor.
Hikâye; lisansüstü eğitimini tamamladığı üniversitede kalmaya ve öğrencilik yıllarındaki evinde yaşamaya devam eden Agnes’in uğradığı cinsel saldırı sonrası hayata tutunma çabasını anlatıyor. Film, bu durumu bir motivasyon yemine çevirmeden son derece soğukkanlı bir mesafeden ele alıyor.
Perde 1: Bebekli Yıl ve Ağır Yükler
Anlatının ilk perdesi, kronolojik sıralamada en sonda yer alan ve finalin de bağlandığı "bebekli yıl" ile açılıyor. New York’a taşınan en yakın arkadaşı Lydie’nin hafta sonı ziyaretiyle başlayan bu bölümde, Agnes’i tezini sunduğu fakültede artık kadrolu bir profesör olarak görüyoruz. Lydie hayatının en radikal kararlarından bazılarını alıp anne olmaya hazırlanırken, aynı evde yaşamaya devam eden Agnes için endişelenmektedir.
Saldırıyı gerçekleştiren tez danışmanının odasını devralan Agnes’in bu mekânda kalmaya devam etmesi Lydie’yi huzursuz etse de Agnes’in cevabı nettir:"Yaşadıklarım, ben nereye gidersem gideyim benimle gelecek kadar ağır."
Agnes’in travmasıyla kurduğu bu gerçekçi bağ, ilk perdenin sonunda Agnes’in yalnız kaldığı andaki kapı kilidini kontrol ettiği o sessiz ama sarsıcı kesmeyle zihnimize kazınır.
Perde 2: Kötü Şeyin Olduğu Yıl
Anlatının ikinci perdesi, travmanın yaşandığı tez dönemine odaklanıyor. Çevresi tarafından parlak bir zekâ ve gelecek vaat eden bir yetenek olarak görülen Agnes’in derinlikli yapısı bu bölümde daha net ortaya çıkıyor. Karakterin en zor anlarda bile eksilmeyen mizah duygusu, yüksek empatisi ve sivri zekâsı, izleyicide "gerçek hayatta arkadaş olma" arzusu uyandıracak kadar özgün çizilmiş.
Yönetmen Eva Victor’ın kariyer yolculuğu da karakter yaratımı kadar ilgi çekici. Kendisini TikTok’ta paylaştığı kısa mizah videoları üzerinden keşfeden ünlü yapımcı Barry Jenkins’in "Farkında değilsin ama orada yaptığın şey zaten yönetmenlik" teşvikiyle sinemaya adım atan Victor, bıçak sırtı bir konuyu zarafetle ele alıyor.
- Sinematografik Olgunluk: Yönetmen; kurbanın beyanını kesintisiz tek bir portre kadrajla sunarak seyircinin hayal gücünü tetikliyor.
- Mekân Kullanımı: İç çekimlerde kapı ve pencerelerin derinlik algısı yaratmak için kullanılması, ilk filmini çeken bir yönetmenden beklenmeyecek düzeyde ustalığa işaret ediyor.
- Senaryo Pürüzleri: Yan karakterlerin yer yer derinleşememesi ve kurgudaki bazı ritim aksaklıkları göze çarpsa da, ana karakterin sağlamlığı bu eksikleri gölgede bırakmayı başarıyor.
Perde 3: Sorular, Jürik ve Büyük Final
Son perde, Agnes’in mahkeme jürisi seçmelerindeki sahnesiyle açılıyor. Tanık ifadesi ile dolaylı delil arasındaki farkı dinleyen Agnes’in yüzündeki huzursuzluk, seyirciyi kendi adalet algısıyla yüzleştiriyor. Salondakilere yöneltilen "Daha önce bir suça maruz kalan var mı?" sorusu karşısında elini refleks olarak kaldırıp indirmesi ve ardından olayı polise hiç bildirmediğini, hukuka güvenmediğini dürüstçe ifade etmesi anlatının kırılma noktalarından biri.
Agnes, Hollywood’un Idealize edilmiş, her zaman "doğru" olanı yapan prototiplerine meydan okuyor:
"Evet, belki de yaptığım yanlış ama bu benim kararım ve ben buyum."
İyileşmenin İnce Sızısı
Anlatı boyunca Agnes’in hayata tutunmasını sağlayan şey büyük mucizeler değil, küçük temaslardır:- Dışarıdaki Sıcaklık: Ayaz bir günde sokağında karşılaştığı ve eve aldığı yavru kedi (Olga).
- Yabancı Bir El: Panik atak geçirdiği sırada yol kenarında bir yabancıyla paylaştığı kısa sandviç molası ve derin bir nefes.
- Geleceğe Dair Umut: Finalde Lydie’nin bebeğiyle baş başa kaldığı an.
Güneş ışığının ilk kez evi tamamen doldurduğu final sahnesinde Agnes, bebeğe fısıldar: Hayatta kötü şeylerin yaşanabileceğini, zihninin bazen en karanlık düşüncelerle dolabileceğini ama ne olursa olsun onun yanında yer alacağını söyler.
Üzgünüm, Bebeğim, tam da yapımcısının hedeflediği gibi; karanlık salondan çıktığımızda yalnız olmadığımızı, yaralarımızla da var olabileceğimizi hatırlatan nadir ve kıymetli yapımlardan biri.
Yazan: Leydihan
|