Jean-Paul Sartre’ın Duvar adlı öyküsünde, İspanya İç Savaşı’nın baskı ortamı içinde, iktidarın farklı düşünceyi tehdit olarak görüp bireyi yalnızca eylemleriyle değil, düşünsel konumuyla da hedef aldığı bir düzen tasvir edilir; politik bir özne olmayan sıradan insanların dahi bu mekanizma içinde cezalandırılabilir hâle gelmesi, hukuki zeminin yerini ideolojik uyumun aldığı bir tahakküm biçimine işaret ederken, Sartre’ın varoluşçu yaklaşımı açısından bu tablo, özgürlüğün dışsal koşullar tarafından sınırlandırılabilse de ortadan kaldırılamayacağını gösterir; nitekim ölümle yüz yüze kalan karakterlerin deneyimi, insanın en uç koşullarda bile kendi tutumunu belirlemekten kaçamayacağını ve bu seçimin sorumluluğunu taşımak zorunda olduğunu ortaya koyarak, siyasal baskı ile varoluşsal özgürlük arasındaki gerilimi görünür kılar.