Tasavvuf Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmek..


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Sufinin On Bir Özelliği
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
114
Konu Bilgileri : Tasavvuf
Konu Basligi
Sufinin On Bir Özelliği
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
114

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 04 Şubat 2025, 22:02  
Çevrimiçi
Tu me manques.
 
Mesmerize kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Sufinin On Bir Özelliği

Sufinin On Bir Özelliği

Nakşbendî büyüklerinin büyük hakikatları anlatmakta kullandıkları bazı terimler vardır ki onların yoluna girenlerin bu terimleri iyi bilmeleri ve gereğince amel etmeleri lâzımdır.

Bu en büyük tarikat Maveraünnehir beldelerinde zuhur edip bu beldelerin büyükleri de umumiyetle farsca konuşup yazmaları sebebiyle bu terimler farscadır. Biz bunları tercemeleriyle beraber elimizden geldiği kadar açık ifadelerle anlatmaya çalışacağız. Bu yüksek manâlı kelimeler onbir kelime olup Hâce Abdülhâlık Gucduvâni hazretlerine aiddir. Bu kelimeler bu yüce tarikata girenlere her zaman yol gösterecek kelimelerdir.

Abdulhalık Gücdevanî (k.s) ve ondan sonra gelen büyükler manevi terbiye ve kalbi zikirde tutma usullerini on bir temel prensipte ortaya koymuşlardır. Bu prensipler her Müslüman için hedef ahlaklardır. Bütün hak yolcuları için lazım olan usullerdir. Onlar zikrin meyveleridir güzel terbiyenin sonuçlarıdır. Zikir ayetlerinin tefsiridir. Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin devamlı zikir hâlinin açıklamasıdır. Halk içinde Hak ile olma sünnetinin her devirde yaşanmasıdır. Her an Yüce Allah ile olmanın ispatıdır. Bu usuller şunlardır:

1) Vukûf-i Zamanî

Manası yaşanan her anın farkında olmaktır. Hak yolcusu her anını kontrol etmelidir. O vakit içinde kendisine gereken en hayırlı amelin ne olduğunu bilmeli ve o ameli yapmalıdır. Vakitlerini bir çeşit zikir ile geçirmeye çalışmalıdır. Nefsinin davranışlarını kontrol etmelidir. Eğer yaptıkları hayırlı ve güzel amelse buna şükretmelidir. Şükür bir zikirdir. Kötü çirkin ve haram işlere bulaşmışsa hemen tövbe ve istiğfara sarılmalıdır. İstiğfar da bir zikirdir. Geçmişteki noksanlıklarını gidermek için çalışmalıdır. Ayrıca nefes alıp verirken kalbinin durumuna da bakmalıdır. Nefeslerin zikir ve huzur içinde mi yoksa gaflet içinde mi çıktığına dikkat etmelidir. Arifler buna sahv yani manevi uyanıklık hali derler

Hak yolcusu kendisinin devamlı Yüce Allah’ın nazarı ve kontrolü altında bulunduğunu düşünmelidir. Her an Yüce Allah’a gittiğini ölüme yaklaştığını bilmelidir. Gafletten uyanmaya çalışmalıdır. Şayet uyanamıyorsa bir gün muhaka uyanacağını bilmelidir.

2) Vukûf-i Adedî

Manası çektiği zikrin farkında olmak adedi korumaktır. Hak yolcusu zikrin sayısına dikkat etmelidir. Zikri öğretilen edebe uygun yapmalıdır. Sayıyı korumakla birlikte asıl olarak kalbin huzuruna dikkat etmelidir. Kalbi zikirde toplamalıdır. Özelikle “"La ilahe illallah" zikrini çekerken nefsini ve Yüce Allah'tan başka bütün varlıkları unutmalı aradan çıkarmalı zikrin tadına ulaşmaya çalışmalıdır. Zikir esnasında kendini aşarak ilâhî cezbeye ulaşmalıdır. Bu aşk ve cezbe manevi ilimlerin ilk basamağıdır.

3) Vukûf-i Kalbî

Manası kalbi zikirde toplamak ve bütünüyle zikrettiği varlığa bağlanmaktır.

Hak yolcusu zikir esnasında Yüce Allah ile tam bir huzur hâlini elde etmeye çalışmalıdır. Öyle ki kalbinde O’ndan başka hiçbir varlığa bir meyil ve muhabbeti kalmamalıdır. Kalbin içinde dolaşan dünyevî fikirlere mâni olmalıdır. Zikrin sırrına ve şuuruna ulaşmalıdır. Devamlı kalbe ve içindeki sevgiliye yönelmelidir. Şah-ı Nakşibend (k.s) kalbi zikirde toplamayı ve zikrini yaptığı Yüce Zat’a bağlamayı sayıya dikkat etmekten daha önemli ve gerekli görmüştür.

4) Nazar Ber Kadem

Manası gözün ayağın üzerinde olmasıdır. Hak yolcusu yürürken devamlı önüne bakmalıdır. Hep kendi işi ile meşgul olmalıdır. Gözünü haramdan ve kalbini karıştıracak şeylerden korumalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen şeylere takılmamalıdır. Gözünü korumayanın gönlü karışık olur ciddi olmayan kimseden ciddi işler çıkmaz denmiştir.

Hak yolcusunun gözünde tek hedefi olmalı kalbini o hedefte toplamalı ve girdiği yolda bütün gayretini kullanmalıdır. Allah’tan gayri şeylere iltifat etmemelidir. Hedefine koşarak giden bir kimsenin devamlı önüne bakması gerekir. Yoksa ayağı sürçer yere düşer.

Hak yolcusunun sözü ile işi bir olmalıdır. İçinde bulunduğu hâle uygun konuşmalı ve davranmalıdır. Ehli olmadığı bilmediği tatmadığı hallerden ve ilimlerden bahsetmemeli onu kendisine mal etmemelidir. Hâlini ve haddini bilmelidir

İmam Rabbani (k.s) der ki: “Nazar ber kadem hak yolcusunun gözü ayağını ileri geçmez şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu anlayış vâkıaya aykırıdır. Bundan anlaşılması gereken şudur: Göz devamlı ileri bakmalı ayak da onu takip etmelidir. Çünkü yüksek makamlara önce göz dikilir sonra adım atılır. İnsan gözünü yükseklere dikmeli ki gayetini ona göre kullansın. Aza kanaat eden az kazanır. Uçamayan yaya yürümek zorunda kalır.”

Hak yolcusu kendinden ileri gidenleri örnek almalıdır. Zayıf ve geride kalanlara bakıp hâline şükretmeli ayrıca onlara şefkat gösterip yardım etmelidir.

Bir de mümin mütevazi olmalı kibir ve çalım içinde yürümemelidir. Sünnete uymalı önüne bakmalı gereksiz bakışları ile kimseyi rahatsız etmemelidir.

5) Hûş Der Dem

Manası her nefes alış verişte uyanık bulunmak gaflette olmamaktır. Hak yolcusu her nefesini Allah ile huzur ve uyanıklık içinde alıp vermelidir. Bütün vakitlerini bir çeşit ibadet ve taat içinde geçirmelidir. Çünkü Allah’ın zikri ve itaati içinde geçen her nefesle kul Yüce Allah’a bağlanmış olur ve böyle nefesler diridir canlıdır tatlıdır feyizlidir. Gafletle çıkan ve isyanda harcanan bütün nefesler ölüdür feyizsizdir nursuzdur tatsızdır. Gaflet anında insan Rabbiyle kalbinin bağını kesmiş olur.

Şah-ı Nakşibend (k.s) der ki: “Bizim terbiye yolumuz nefeslere varana kadar her anını uyanık geçirme üzerine kurulmuştur. Uyanık sufi iki nefes arasını bile zikirle geçirir.”

Arifler der ki: Bu çok zor bir iştir. Ancak peşine düşenler ve zâtî zikre geçenler onun mümkün olduğunu anlarlar. Çünkü bu hâli bizzat yaşarlar.

Hak yolcusu elindeki ânı iyi değerlendirmelidir. Geçmiş zamanın derdi ve geleceğin endişesi ile eldeki ânını zayi etmemelidir. İşin en doğrusu sık sık istiğfar etmelidir.

6) Sefer Der Vatan

Manası halktan kaçıp Hakk’a gitmektir. Hak yolcusu devamlı seyir ve sefer halindedir.

O “Ben Rabbime gidiciyim”52 ayetiyle anlatılan durumda olmalıdır. Gidilecek yer cennettir aranacak şey ilahi rızadır. Bunun için hak yolcusu kötü huyları terk edip iyi huylarla süslenmelidir. Haramı bırakıp helale koşmalıdır. İsyandan takvaya kaçmalıdır. Bu sefer kalp ile yapılır. Bu yol gönül ile katedilir. Kalp uyanmadan önünü göremez terbiye görmeden Rabbini tanıyamaz manevi kirlerden temizlenmeden hakkı müşahede edemez.

Bunun için hakka gitmek isteyen kimse önce güvenilir bir rehber bulmalıdır. İlk sefer mürşide olmalıdır. Sonra onun terbiye ve nezaretinde kalbin manevi seyri gerçekleştirilmelidir. Mürşid elindeki seyr u sülük ile kalp aynası temizlenir. İlahi sevgi ve feyiz ile kalp kuvvetlenir. Nefsin sıfatları değişir. Böylece insan gösterişten ihlasa gafletten zikre zulümden adalete isyandan itaate adım atar. Buna gerçek hicret denir. Kısaca Yüce Allah’a gitmektir. Tasavvufun hedefi bu hicreti gerçekleştirmektir.

Bir de Hak yolcusu bir hâlde çakılıp kalmamalıdır. Devamlı hayırlarda yol almalı güzel ahlakta ilerlemeli manen terakki etmelidir. Hak yolunda seyir devamlıdır durmak usanmak ve oturmak yoktur.

7) Halvet Der Encümen

Manası halkın arasında iken Cenab-ı Hakk ile beraber olmaktır. Buna zâhiri halk bâtını hak ile olmak denir. Hak yolcusunun kalbi ilâhî zikrin tadıyla dopdolu olmalı ve her şeyi zikre vesile etmelidir. Varlıklar kalbe perde yapılmamalı her şey değerine göre yerine konulmalıdır. Kalp Yüce Rabbini tanıdıktan ve O’nun tecellilerini müşahede ettikten sonra başka hiçbir varlık ile perdelenmez oyalanmaz aldanmaz huzur bulmaz. Zikirle uyanmış ve ilahi nurla cilalanmış bir kalp nereye baksa kiminle karşılaşsa Yüce Allah’a zikreder. Kalbin bu hâle nasıl ulaştığını İmam Rabbanî (k.s) şöyle belirtir:

“Kalbin Allah’tan gayri her şeyi unutacak derecede zikir içinde kaybolması ancak ehl-i sünnet akidesi üzere hak mezheplerin hükümleriyle amel etmek suretiyle elde edilir. Bu peşine düşülecek en büyük hedeftir. Cenab-ı Hak ile huzur bulup selîm hâle gelen kalb sahipleri herhangi bir varlığa nazar ettiklerinde ilk olarak onları yaratanı hatırlarlar ve eşya ile perdelenmezler. Ne kadar düşünseler bizzat eşyaya ait bir vücut ve sıfat akıllarına getiremezler. Her şeyde ilâhî tecellileri müşahede ederler. Buna ‘fenâ-i kalbî’ denir. Tarikatta ilk basamak budur ve diğer velayet makamları bunun üzerine gelişir.” İmam Rabbanî I 278. Mektup.

Necmüddin Kübra (k.s) der ki: “İki zikir bir yerde bulunmaz. Devamlı eşyayı zikir ve dert eden kimse Allah’ı gerçek olarak zikredemez. Allah’ın zikrine dalan kimse de kalbini eşya ile meşgul etmez. Hz. Peygamber (s.a.v) devamlı Allahu Teala’yı zikrederdi. Peygamberlerin ve velilerin normal işleri de zikir sayılır. Çünkü onların bütün davranış ve işleri Hak ile olur hak ölçülere uyar. Zikirden gaye kalbin Allah ile huzur bulmasıdır.” (Necmüddin Kübra Tasavvufî Hayat 58 )

Nakşi yolunun piri Şâh-ı Nakşibend (k.s): “Bizim yolumuzun esası ‘halvet der encümen’dir der ve ekler:

“Tarikatimizin temeli sohbettir. Halktan uzaklaşmakta şöhret şöhrette afet vardır. Hayır cemiyete girip insanlara hizmet etmektedir. Bu da ancak sohbetle güzel olur. Ancak hizmetle sohbet birbirini takviye etmeli ve tamamlamalıdır.»

Allah dostlarının bu ahlakı Kur’an-ı Hakimde:

“Onlar öyle erlerdir ki herhangi bir ticaret ve alışveriş kendilerini Allah’ı zikretmekten namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz.”53 ayetiyle anlatılmaktadır.

8) Yâd Kerd

Manası zikretmektir. Bununla anlatılmak istenen murakabe dersine geldikten sonra «La ilahe illallah» zikriyle meşgul olmak tevhidin manasına ulaşmak devamlı Yüce Allah’ı hatırda tutmak kalb ile dilin zikrini birleştirmektir. Hak yolcusunun her an gönlü uyanık olmalıdır. Zikir esnasında kalbi Rabbini murakabe ve müşahede etmelidir. Tam bir uyanıklık içinde “lafza-i celâl” veya “kelime-i tevhid” zikrine devam etmelidir.

Şah-ı Nakşibend (k.s) tevhid zikrinin manasını şöyle açıklar: “La ilâhe” nefiy ifade eder. Bununla kainatta hiçbir ilah olmadığına işaret edilir. Peşinden «İllallah» ifadesi gelir. Bu ise ispattır. Bununla gerçek ilâhın ve ibadet edilecek tek mabudun ancak Allah olduğu ispat edilir. En son «Muhammedu’r-Rasulullah» denir. Bununla Yüce Allah’a sevilmek ve O’na karşı sevgimizi göstermek için Hz. Peygamber’e uymaya niyet edilir. Çünkü ona uymadan ne tevhid anlaşılır ne de Allah muhabbeti tadılır.

9) Bâz Geşt

Manası dönüş demektir. Bununla anlatılmak istenen; “Nefy u isbat” yani «La ilahe illallah» zikrini çekerken nefesi serbest bırakma anında bütün hayalini şu cümlenin manasında toplamaktır: “İlâhi Ente Maksudî ve Rızake Matlubî” Allahım. Benim bütün maksadım sensin aradığım ise senin rızandır. Sonra zikirdeki kusurunu görüp Cenab-ı Hakk’a sığınmalı ve istiğfar etmelidir. Her zikredişinde nefsinin hiçliğini ve acziyetini anlamalıdır.

10) Nigâh Dâşt

Manası muhafaza etmektir. Hak yolcusu zikir esnasında kalbine sahip olmalıdır. Zikir esnasında nefy u isbâtın manasını düşünmelidir. Kalbini nefsanî düşünce ve endişelerden korumalıdır. Yüce Allah’tan başka düşünce ve arzuların kalbe girmesine mâni olmalıdır.

11) Yâd Daşt

Manası anmak hiç unutmamak devamlı zikretmektir. Hak yolcusu her an ve mekanda zevk yoluyla Cenab-ı Hakk ile beraber olmalıdır. İlâhî huzur ve neşeden hiç ayrılmamalıdır. Bütün eşyada ilâhî tecellileri müşahede ile kalbini uyanık tutmalıdır.

Gavs-ı Sâni Hz.leri (k.s) buyurdular ki: “Yüce Allah'ı zikre devam ediniz. Zikir çekerken uyanık olunuz. Allah zikrini kalbinizin içine yerleştiriniz. Zikir kalbe yerleşince siz istemeseniz de kalp Yüce Allah'ı zikreder. Midenizi düşünün; o siz istemeseniz de kendi işini görür. Siz uyurken bile işine devam eder. İçine zikir yerleşen kalp de böyledir.

(Arifler Yolunun Edepleri - Semerkand Yayınları)

 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
bir, sufinin, Özelliği


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Forumlara Hızlı Geç




JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK
❤
❤

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor