Son dönem Türk sinemasında, nefes çalışmaları, yoga, meditasyon ve yaşam koçluğu temaları hem spritüal dram hem de komedi malzemesi olarak sıkça işleniyor. Şahan Gökbakar ve İbrahim Büyükak gibi isimler, bu akımları mizahi açıdan ekrana taşırken, Cafer filmi de bu trendin güncel bir örneği.
Doğu Demirkol’un kaleminden çıkan senaryo, kısa yoldan kazanç sağlayan yaşam koçlarını eleştirirken, Cafer karakterinin istemeden bir yaşam koçu olarak anılmasını konu alıyor. Demirkol, karakterinin mimik ve konuşma tarzıyla izleyicide komik ve absürt bir etki yaratıyor. Daha önce Ahlat Ağacı ve Hayat gibi filmlerde dramatik ve doğal performanslarıyla tanıdığımız Demirkol, bu filmde ise absürt komediyi başarıyla taşıyor.
Film, Cafer’in sarhoş bir şekilde kameralara “yaşam koçuyum” demesiyle başlıyor ve kısa sürede kapısı yaşam koçluğu talep edenlerle doluyor. Ancak senaryo, hangi alanlarda danışmanlık verdiğini derinlemesine işlemeden ilerliyor; komedi ve eleştirel bakış kimi zaman yavan kalıyor. Helin karakteri ise filmin ortasında neredeyse tamamen yok oluyor ve film, yaşam koçluğu seanslarına odaklanan bir yapıya dönüşüyor.
Yan karakterler ise filme çeşitlilik katıyor: Cafer’in çekirdek ailesi ve dayı-oğul ilişkisi, Beykoz ile Levent arasındaki mekânsal farklar, köprü ve intihar malzemesi gibi ögeler filmi farklı noktalara taşımaya çalışıyor. Dayı-oğul karakterini canlandıran Bülent Çolak, yeni ve taze bir performans sunuyor.
Genel olarak, film kısa sürede komedi yaratmayı amaçlıyor ama malzeme kıtlığı ve senaryodaki eksiklikler bunu tam olarak sağlayamıyor. Doğu Demirkol hayranları izleyebilir; karakterin komik duruşu ve mimikleri keyif veriyor. Ancak filmi genel olarak başarılı veya unutulmaz bir yapım olarak nitelendirmek zor. Cafer, mizahi ve eleştirel yaklaşımıyla denemeyi seviyor ama sinemada kalıcı bir etki bırakacak kadar güçlü değil.