Duygusal Yazılar Duygusal tüm makaleleri burada paylaşabilirsiniz.


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Suret | Necibe Bozkurt
Konudaki Cevap Sayisi
1
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
138
Konu Bilgileri : Duygusal Yazılar
Konu Basligi
Suret | Necibe Bozkurt
Konudaki Cevap Sayisi
1
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
138

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 13 Ekim 2024, 02:05  
Çevrimiçi
WoodStock 🤘☮
 
Leydihan kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Suret | Necibe Bozkurt

Suret | Necibe Bozkurt





"Bir ruh gibi izlerim, geçerim zamanın içinden"*

"Rüya ile gerçek, geçmiş ile gelecek, beden ve ruh, yaşam ve ölüm kol koladır. Bazı insanların yazgısında iki dünyalı olmak vardır. Onlar yaşamı dinlemeyi bilirler."

Sonra uyandım. Gördüğüm rüyanın söylediği cümle beni bir daha uyutmadı. Korktum, ellerim karıncalandı. Bazı deliliklerim vardır benim, yaşadıklarımı sonradan rüya zannederim. Rüyadan uyandıran cümleler, boğazıma sarılan eller gibidir. Sarılan eller... Bazı eller sarılmayı bırakalı çok olduğundandır korkak ve korkusuzum. Zaman büküldü. Neredeyim? Gözlerimin altına yerleşen yara hırçın çıktı. Geçmesini istiyorum. "Git!" diyorum ona "Git, niye buldun beni? Git!" "Emin misin?" diyor bana "Gitmemi istiyor musun? Hiç bulmasaydım seni... Böyle mi diyorsun?" Meryem Ana'nın şefkatli sesi duyuluyor odada, beyaz bir ışık huzmesinden konuşuyor: "Yara izin bir kapı, Abrela Puerta aç kapıyı."**

Kapının eşiğinde durup bekliyorum. Elim uzanıyor tokmağına, edebimden çalacağım tokmağı, illa edebimden. Kapıyı çalmayı bırakmak istiyorum. İç ses konuşuyor: "Abrela Puerta aç kapıyı, gir içeri."

Tam adım atacağım sırada kapının üzerinde bir yazı görüyorum. "Önce saçlarını kes, toprağa göm." Kapının yanında bir makas beliriyor. Ellerim makasa uzanıyor, izliyorum. Ellerim kesmeye başlıyor, izliyorum. Ellerim saçlarımı kesmeyi bitirene dek izliyorum. Gözlerim bir kadının kıvırcık saçlarını kısacık kesen elleri izliyor. Bu eller kimin? Bu saçlar kimin?

Kapının üzerinde yeni bir yazı beliriyor. "Saçları toprağa göm, olacakları izle. İzle!" Söyleneni yapıyorum. Kapının eşiğindeki toprağı ellerimle kazıyorum. Saçlarımı avuç avuç alıp toprakla buluşturuyorum. Avuç avuç alıp... Üzerine toprak örtüyorum. Saçlarımı bağrında saklayan toprağın başında oturuyorum. Başımda kalan saçları okşuyor ellerim. Meryem Ana'nın şefkatli ana elleri okşuyor saçlarımı. Gözlerim sulanıyor. Göz pınarlarımdan bir nehir akıyor toprağa, saçlarımın can suyu... Gün ağarırken her bir saç telim bir tütün fidesine dönüşüyor. Fideler hızla büyüyor, yaprakları irileşiyor. Dolgun ve diri yapraklar... Gözlerim kapının eşiğinde büyüyen tütün yapraklarını izliyor. Her şey çok hızlı. Kapıda bir yazı daha beliriyor. "Gün ağarmadan topla yaprakları, ipe diz, güneşin altında kuruyacaklar." "Hiç tütün dizmedim." diyor dudaklarım lakin ellerim bu bilgiye sahipmiş gibi çıt çıt çıt topluyor yaprakları. Ve diziyor ipe, tık tık tık. "Döndüm daldan kopan kuru yaprağa, seher yeli dağıt beni, kır beni."***

Ben tütün yapraklarını dizerken ayın şavkı vuruyor yüzüme. Gözlerim yüzümü izlemeye koyuluyor. Eski ve tanıdık bir sûret görüyor gözlerim. Bu sûret kimin?

Tütünleri dizdiğim ipi kapının sağ ve sol tokmağına bağlıyorum. Son düğümle birlikte kapının kilidi açılıyor. Yüz yıldır açılmamış gibi tozlu ve ürkütücü bir ses: kraşh.

İç ses konuşuyor: "Abrela Puerta, gir içeri." Eşikteki toprağın üzerinden bir adım atıyorum, ikinci adımımla birlikte içerideyim. Üzerimde siyah bir elbise beliriyor, yüzümü ise gözlerimin altına dek örten siyah bir peçe kapatıyor. Burası sağlı sollu sarı gaz lambasıyla aydınlatılmış bir koridor. Gün doğumunda günahları için af dileyen insanların sesini duyuyorum. Sesleri yürüdüğüm koridora ulaşıyor. Bir yandan onları dinlerken yürümeye devam ediyorum. "Yürüyebildiğim için Tanrı'ya şükür." Yaşadığım odanın kapısını buluyorum, açıyorum. İçeride sade bir yatak, yerde sade bir kilim, masanın üzerinde, üzerinde eller ve gözler çizilmiş birkaç kâğıt, birkaç kurşun kalem görüyorum. Kapının arkasında askılıkta asılmış siyah elbiseler duruyor, görüyorum.

"Yaşayabildiğim için Tanrı'ya şükür."

Gün doğuyor, kapının önünde çocuklar toplanıyor. Seslerini duyar duymaz kapıyı açıyorum. Hepsi parlayan gözlerle yüzüme bakıyor. "Hadi güne başlayalım." Kahvaltıları, oyunları, dersleri, yemekleri, banyoları, uykuları...

"Bir işim olduğu için Tanrı'ya şükür."

Gece yarısı odama dönüyorum. Yüzümdeki peçeyi duvara asıyorum. Siyah elbiseyi üzerimden çıkarıyorum. Yatağın karşı duvarındaki aynaya bakıyorum. Yaklaşıyorum aynaya, yüzüme bakıyorum. Bu yüz kimin, bir bilinmez. Tahta bir sandalyem var, oturuyorum. Ve masanın üzerinde duran kağıtlardan birine çizmeye başlıyorum. Bir sûret çiziyorum. Görmek ve görünmek isteyen... Bir beden çiziyorum hemen yanındaki kağıda, detaylandıramadığım ve tanımadığım bir beden. Başıma bir ağrı giriyor. "İn cin uykudayken hamam tenha olur." diyorum. Hamam tenha. Göbek taşına oturup bir tas su dökünüyorum. O vakit gözlerimin altı pullanmaya başlıyor. "Gördün mü? Gördün!" Ah... Duvarlar konuşuyor: "Hâlâ ararlar, yine ararlar."

Giyindiğim gibi kapıya koşuyorum. "Yeter!" diyorum "Aç kapıyı!"

Kapının üzerinde bir yazı beliriyor: "Bu defa bu kadar yeter, sen yine geleceksin."

Kapının açılmasıyla birlikte toprak eşikten atlıyorum. Peçe ve elbise kapının arkasında kalıyor. "Bir daha siyah giymeyeceğime yemin ederim." Koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum. Toprak yollar, dağların üzerinde taştan evler, kırlangıçlar... Koşuyorum; buğday başakları dolu tarlalar, ayçiçekleri, boz dağlar... Koşuyorum; yedi tepesi bina dolu bir şehir, trafik ışıkları, koşmaya çalışan insanlar... Koşuyorum; bir deniz kenarı, ayaklarımın altını yakan kum, bahçesinde karadut yaşayan kiremit çatılı evler.

Evlerden birinin üçüncü katına çıkıyorum. Çift kişilik geniş yatağın bir ucuna kıvrılıyorum. Yatağın karşısında bir ayna var. Kısacık saçlı bir kadın, şefkatli bakışlarıyla yüzüme bakıyor. Ne kadar şefkatli bir kadın. Gülümsüyor. Ne güzel gülümsüyor. Seviniyorum. Ellerimi aynaya uzatıyorum, seviyorum aynadaki sûreti. Aynanın içinden bir el uzanıyor. Parmak uçlarıyla gözlerimin altındaki yaraya dokunuyor, yumuşacık... Ne güzel dokunuyor. Gözlerini görüyorum, kirpiklerini, geniş alnını, gamzelerini, sivri çenesini. "Görüyorum seni güzel, ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi." Seviniyor kadın, gülüşü şenleniyor. Karşılıklı gülüşüyoruz. Bir o, bir ben. Çın çın çınlıyor sesimiz. Hoş bir sada bırakıyoruz ağaran güne, seher vaktine. Yaram iyileşiyor. Yaram iyileşiyor. Yaram iyileşiyor. Uykuya dalıyorum. Rüyamda annem kulağıma fısıldadı. Sonra uyandım: "Hâlâ ararlar, yine ararlar."

Bazı insanlar yaşarken izler kendini. Sabahın seheri onları da anlatır.



[Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!]




** Abrela Puerta, Clarissa Pinkola Estes
*** Leylim Ley, Sabahattin Ali
👍1

__________________

 
Alt 15 Ekim 2024, 21:14  
Çevrimdışı
 
Asrevya kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Yanıt: Suret | Necibe Bozkurt

🔒

İçerik Kilitli

Bu mesajı görüntüleyebilmek için
üye olmalı ve giriş yapmalısınız.

 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
bozkurt, necibe, suret


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Forumlara Hızlı Geç




JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK
❤
❤

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor