05 Ekim 2026, 23:30
|
#
1
|
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Kehanet | Sacrifice (2026) - Film Eleştirisi
Kehanet | Sacrifice (2026) - Film Eleştirisi
Kurban Edilen Bir Potansiyel: Sacrifice

İklim krizinden ucuz popülizme kadar pek çok güncel meseleyi ele alarak iddialı bir yola çıkan film, finalinde öyle bir savrulma yaşıyor ki, saçmalığın ötesine geçip tehlikeli bir boyuta ulaşıyor.
Nitelikli bir yapıma imza atma gayreti bütün emeği boşa çıkarırken, Romain Gavras’ın babası Costa-Gavras’ın gölgesinden sıyrılabilmek için henüz kat etmesi gereken çok uzun bir yol olduğunu gözler önüne seriyor. Aslında dert edindiği konular doğru: Küresel iklim krizine dikkat çekmek, şöhret kültürünün içini boşaltan popülizmle alay etmek ve suni gündemlerin yarattığı gürültüyü eleştirmek... Fakat ne yazık ki işin ipi ikinci yarıda o kadar kaçıyor ki, ortaya çıkan tablo sadece saçma değil, aynı zamanda son derece riskli bir mesaja dönüşüyor.
Neden tehlikeli döküyor derseniz; içinde bulundukları kaotik çağın yalanları arasında yönünü kaybetmiş, zihni bulanık genç kuşaklar için bu tür karmaşık mesajlar ciddi bir kafa karışıklığı yaratabilir. Tıpkı filmde olduğu gibi... Evlatlarını iklim felaketlerinden korumak ve onlara daha yaşanabilir bir dünya bırakmak isteyen çaresiz bir babanın hikâyesi işleniyor; ancak işin sonu çocukların kendi akıllarınca tuhaf bir çözüm bulmasına, yanardağın sesine kulak verip dünyayı kurtaracağız bahanesiyle anne ve babalarını kurban etmesine varıyor!
Hikâyesi Yunanistan'ın büyüleyici adalarında geçen yapım, açılış sekanslarında Türkiye'ye de esprili bir gönderme yapmaktan geri kalmıyor. Chris Evans’ın hayat verdiği narsist Hollywood yıldızı Mike, menajeriyle saçlarının açılmasından dert yanarken, menajeri onu "Üzülme, Türkiye'ye gider saç ektiririz" diyerek teselli ediyor.
Zaten farkındasınızdır; dünyada Türkiye saç ekimiyle, İstanbul ise adeta sokak kedileriyle anılır hale geldi. Turistler sadece kedi sevmek ve bu anları ölümsüzleştirmek için megakente akın ediyor. Sokaklardaki can dostlarımız sayesinde İstanbul hâlâ doğal bir dengede kalabiliyor; sayelerinde ne fare istilası yaşanıyor ne de haşere sorunu!
Filme dönecek olursak; Mike, iklim krizine dikkat çekmek amacıyla Yunanistan'da düzenlenen ve küresel elitlerin katıldığı ultra lüks bir davete icabet ediyor. Şık smokiniyle göz kamaştıran ve kadınların odağı olan bu aktör, aslında başka bir grubun radarında: Zengin misafirleri kaçırıp bir kısmını yanardağın gazabını dindirmek için ateşe kurban etmeyi planlayan radikal bir tarikatın!
Başlangıçta keskin bir politik hiciv vadeden yapım, ilerleyen dakikalarda dozajı kaçan gereksiz bir sadizme kurban gidiyor.
Mitoloji, aktivizm, tarikat dinamikleri, para ve reklam sektörü derken ortalık adeta Arap saçına dönüyor ve insanlar ağlaya ağlaya kendi ayaklarıyla ateşe atlayıp ölüme yürüyor. Neden mi? Dünyayı kurtarmak için! Hadi oradan... İşin görsel tarafı fena değil, hatta mekânlardaki o bunaltıcı atmosfer öylesine güçlü yansıtılmış ki neredeyse ekran başına yanık insan eti kokusu gelecek sanıyorsunuz.
Milyonlarca dolar bütçe, devasa bir kadro ve onca zorlu çekim süreci sonunda ortaya çıkan bu çorba kıvamındaki iş, "Böyle bir projeye kim, neden para yatırır? Sadece ünlü bir yönetmenin oğlu olmak bunun için yeterli midir?" sorularını akıllara getiriyor. Sinemayı işte böyle vizyonsuz işlere kurban etmemek gerekiyor...
Yazan: Leydihan
|
|
|
|
|