Bu sonbahar-kış döneminde MUBİ, kadın merkezli hikâyelere ve dikkat çekici “MUBİ sunumlarına” ağırlık vermeyi sürdürüyor. Demi Moore’lu “Cevher” ve Elizabeth Sankey imzalı “Cadılar”ın ardından, 2024’ün en çok konuşulan Fransız yapımlarından biri olan “Emilia Perez” de platformdaki yerini aldı. Tür olarak müzikali temel alan film; suç, dram ve yer yer gerilim unsurlarını harmanlayarak alışılmış kalıpların dışına çıkan bir anlatı kuruyor.
Prömiyerini 77. Cannes Film Festivali’nde yapan ve Altın Palmiye için yarışan film, Jüri Ödülü’nü kazanmasının yanı sıra Karla Sofía Gascón, Selena Gomez, Zoe Saldaña ve Adriana Paz’dan oluşan kadın oyuncu kadrosuna toplu halde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirdi. Fransa’nın Oscar adayı olarak gösterdiği yapımın yönetmen koltuğunda ise ödüllü sinemacı Jacques Audiard oturuyor.
Audiard, kariyeri boyunca iki BAFTA, çok sayıda César ve Cannes’dan dört ayrı ödül kazanmış önemli bir yönetmen. Daha önce “A Prophet” ile Oscar’a aday gösterilen usta isim, “Pas ve Kemik” ve Altın Palmiye ödüllü “Dheepan” gibi filmlerle de sinema dünyasında güçlü bir yer edinmişti. “Emilia Perez” ise yönetmenin filmografisinde hem tematik hem de biçimsel olarak farklı bir noktada duruyor.
Film, başarılı fakat yaptığı işten vicdani olarak rahatsız olan avukat Rita’nın hikâyesiyle açılıyor. Rita, Meksika’daki büyük bir kartelin lideri Manitas tarafından sıra dışı bir görev için işe alınır. Manitas, uzun süredir gizlediği kimliğiyle yüzleşmek istemekte ve cinsiyet geçiş sürecini tamamlayarak yeni bir hayata adım atmayı planlamaktadır. Bu dönüşüm yalnızca fiziksel değil; geçmişi, ailesi ve kurduğu suç imparatorluğunu da kapsayan radikal bir değişim anlamına gelir. Manitas’ın ölümü simgesel bir vedadır; doğan kişi ise Emilia Perez’dir.
Rita, bu sürecin organizasyonunu üstlenirken zamanla Emilia’nın en yakın destekçisi hâline gelir. Ancak yeni hayat, geçmişten tamamen kopmayı garanti etmez. Emilia’nın idealleştirdiği gelecek, gerçekliğin sert yüzüyle sınanır. Bu noktada film, dönüşüm temasını yalnızca bireysel bir kimlik arayışı olarak değil, aynı zamanda vicdan, kefaret ve yeniden doğuş üzerinden ele alır.
Jacques Audiard, hikâyeyi aynı adlı opera librettosundan sinemaya uyarlamış. Üç kadın karakterin – Rita, Emilia ve Jessi – epizodik biçimde öne çıktığı yapı, müzikal sahnelerle dramatik anlatımı iç içe geçiriyor. Özellikle Karla Sofía Gascón’un performansı dikkat çekici. Oyuncunun karakterin öncesi ve sonrası arasındaki fiziksel ve ruhsal dönüşümü perdeye taşıması oldukça etkileyici. Bu bağlamda film, queer sineması açısından da güçlü bir temsil örneği sunuyor.
Emilia’nın dönüşümü yalnızca bedensel değil; geçmişteki şiddet dolu hayatıyla yüzleşen bir karakterin içsel arınma çabası da hikâyenin merkezinde. Eril güçle temsil edilen acımasızlık, yerini daha empatik ve bağışlayıcı bir kimliğe bırakıyor. Kurduğu hayır kurumu ve geçmiş günahlarıyla hesaplaşma süreci, karakterin yeni kimliğini pekiştiren adımlar olarak öne çıkıyor. Ancak film, melodramatik unsurlara yaklaşan finaliyle seyirciyi ters köşe yapmayı da ihmal etmiyor.
Görsel açıdan bakıldığında “Emilia Perez”, renk kullanımı ve sahne tasarımıyla dikkat çekiyor. Zaman zaman karanlık ve sert tonlara bürünen atmosfer, müzikal sekanslarda canlı ve enerjik bir estetikle yer değiştiriyor. Koreografiler, sahne geçişleri ve ekran bölme teknikleri, izleyiciye adeta bir opera izliyormuş hissi veriyor. “Müzikal sevmem” diyenleri bile içine çekebilecek bir anlatım dili mevcut.
Sonuç olarak “Emilia Perez”, yalnızca etkileyici oyunculuk performanslarıyla değil; kimlik, güç, dönüşüm ve toplumsal normlar üzerine sorduğu cesur sorularla da öne çıkıyor. Hem görsel hem duygusal anlamda güçlü bir deneyim sunan film, 2024’ün en iddialı yapımlarından biri olarak hafızalarda kalacağa benziyor. MUBİ kataloğunda yerini alan bu yapımı, mümkünse iyi bir ses ve görüntü sistemi eşliğinde izlemek keyfi daha da artıracaktır.
İyi seyirler!
Yazan: Leydihan