Onu çoğumuz bir şarkıyla hatırlıyoruz.
Belki “Bekle Bizi İstanbul” ile…
Belki bir aşk şarkısıyla…
Belki de bir türküsüyle...
Peki o şarkıların arkasındaki hayatı?
Gelin, hatırlayalım...
Bitlis’in Ahlat ilçesinde dünyaya geldi. Öğretmen bir baba ve ev hanımı bir annenin altıncı çocuğuydu. Babası öğretmen olduğu için aile İstanbul’a taşındı. Çocukluğu Paşabahçe’de geçti. O yıllar evlerine gelen öğretmenler mandolin, keman, bağlama çalıyor, küçük ev toplantıları adeta birer konser gibi geçiyordu. Müziğin ilk mayası işte o günlerde atıldı.
Ortaokul yıllarında yaz tatillerinde çalışmaya başladı. Bir fotoğrafçıda çıraklık yaptı, karanlık odada fotoğraf basmayı öğrendi.
Bağlamayı elinden düşürmeyen bir gençti. Okulda saz çalıp türkü söylediğinde öğretmenleri onun sesindeki farklılığı hemen fark etti. Hatta çocukken fotoğraflarının arkasına “TRT konseri” yazacak kadar hayalini kurmuştu sahnenin.
Üniversite yılları İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda geçti. Gazetecilik ve halkla ilişkiler okudu ama gönlü hep müzikteydi.
1987’de arkadaşlarıyla birlikte "Grup Baran"’ı kurdu. 1989’da çıkan "Yediveren albümüyle" adını duyurdu. Ardından gelen "Kuytuda Başak" ile özgün müziğin önemli seslerinden biri oldu.
Daha sonra solo kariyerine yöneldi. 1990’lardan itibaren yayımladığı albümlerle hem aşkın hem de memleketin şarkılarını söyledi.
Vedat Türkali’nin “Bekle Bizi İstanbul” şiirini bestelemesi, “Ey Güzel İnsanlar”, “Asi ve Mavi”, “Memleket İsterim” gibi eserleri yorumlaması onu yalnızca bir şarkıcı değil, duyguların anlatıcısı yaptı. Yıllar geçtikçe şarkıları sert bir isyandan daha içli bir aşka doğru evrildi.
Bugün hâlâ aynı duyguyla şarkı söylüyor. Belki de bu yüzden onun türkülerinde yalnızca müzik değil, çocukluk, memleket, emek, sevgi ve biraz da hayatın kendisi var.
Ve o çocuk… Bir zamanlar fotoğraflarının arkasına “TRT konseri” yazan o çocuk… Hayal ettiği sahnelerde hâlâ şarkı söylemeye devam ediyor.