| Leydihan |
26 Ocak 2024 17:46 |
Yanıt: Kur’ân-i Kerîm’in Arap Diline Etki ve Katkilari
II. Arap Dilinde Birlik Meydana Getirmesi
Kur’ân-ı Kerîm indirilmeden önce Arap yarımadasının değişik bölgelerinde yaşayan kabilelerin fesâhat ve belâgatı farklı derecelerde olan lehçeleri kullanılmaktaydı. Kur’ân’ın indirildiği Kureyş lisanı (lehçesi) ise dillerin en kolayı, en tatlısı, en açığı ve en anlamlısıydı.
Suyûtî Kureyş lehçesinin diğer lehçelere üstünlüğü konusunda İmâm Vasîtî’den şu ifadeleri nakletmektedir. “Kureyş’in kelamı kolay ve açıktır. Diğer Arapların kelamı ise yabani ve gariptir. Bu nedenle Araplar Kureyş’e yakınlaşmak istemişler, onların lisanını sevmişler ve ona uyum sağlamışlardır. Kur’ân-ı Kerîm ise onu daha da güzelleştirmiş ve ona tatlılık katmıştır.
Böylece Araplar Kur’ân-Kerim’i dinlemeye yönelmişler ve kabilelerine rağmen Kureyş kelamında tatlılık ve çekicilik bulunduğunu, üstünün verimli, altının bereketli olduğumu ve onun ağır bastığını, ona ağır basan hiçbir şeyin olmadığını kabul etmişlerdir.”10
Câhiliye döneminde çeşitli panayırlarda yaşanan dil tartışmaları, Ukaz çarşısında yapılan şiir yarışmaları ile Arapçada dil birliği sağlanmaya çalışılmış, bu devrin sonlarına doğru Arap dilinde kabileler arasında büyük bir dil birliğine gidilmiş ve bu ortak dile şiir dili adı verilmiştir.
Birlik yoluna girmiş olan bu dili Kur’ân-ı Kerîm tek lehçeye (Kureyş Lehçesi) indirmiş ve henüz tamamlanmamış olan bu dil birliğini tam manasıyla sağlamıştır 11
Kur’ân’ın üslûbundan etkilenen ve onu okuyup dinlemekten zevk alan Müslümanlar bu yüce kitabın etrafında toplanarak Arapçayı aynı ve tek kaynaktan almış, Kur’ân’dan öğrendikleri kelime ve ifadeleri kullanmaya başlamış, tek bir ümmet olarak ortak dilleri (Kureyş lehçesiyle indirilen) Kur’ân dili olmuştur.
III. Arapçanın Geniş Çapta Yayılmasını Sağlaması
İslâmiyet’ten önce Arapça sadece Arabistan yarımadasında konuşulan, diğer dillere pek etkisi olmayan, ilim, sanat, kültür ve medeniyet alanında önemli bir yeri bulunmayan bir dil idi. Bu yüzden Arabistan dini, siyasi, kültürel açıdan önemli bir merkez olamamıştı.
Kur’ân-ı Kerîm indirildikten sonra Müslüman olan Araplar diğer milletleri İslâm’a davet ettiler ve kısa zamanda Arap olamayan bazı milletler de Müslüman oldular.
Kur’ân’ın hükümlerini öğrenebilmeleri ve ibadetlerini doğru bir şekilde eda edebilmeleri için Arap olmayan bu müslümanların ilk yaptıkları şey Kur’ân-ı Kerîm’in dili olan Arapçayı öğrenmek oldu. Böylece Kur’ân sayesinde Arapça diğer milletler arasında tanınmaya ve yayılmaya başladı.
İslâm fetihleriyle beraber Arap yarımadasına mahsur kalmaktan kurtularak doğuda, batıda, güneyde ve kuzeyde, müslümanların gidebildiği her yerde yayılan Arapça, Suriye, Mısır, Filistin ve Kuzey Afrika halkları tarafından kendi lehçeleriyle konuşulmaya başlanmış aynı zamanda Arap dili buralarda ve diğer İslâm ülkelerinde din, siyaset, edebiyat, kültür ve eğitim-öğretim dili olmuştur 12
Böylece İslâmiyet ve Kur’ân sayesinde Arapça Arâmî dilinin konuşulduğu Suriye’ye, Kıptîce ve Yunanca’nın hâkim olduğu Mısır’a, Latince ve Berberî dilinin kullanıldığı Kuzey Afrika’ya, oradan da Endülüs’e, doğuda ise İran ve Irak üzerinden Türk ve Hint kültür sahasına kadar yayılarak evrensel bir dil konumuna gelmiştir.13
IV. Arap Diline Yeni Kelime ve Deyimler Kazandırması
Kur’ân-ı Kerîm, Arap diline birçok yeni kelime ve terim kazandırmıştır. Bu kelimelerden bazıları ilk defa Kur’ân tarafından kullanılmış, bazıları da önceki manalarından İslâmi manalara aktarılmışlardır. İbn Fâris, İslâm dininin ortaya çıkmasıyla birlikte yapılan yeni düzenlemeler ve dile eklenen ilaveler sonucunda Arap dilinde bazı terimlerin eski kullanım alanlarından çıkarak yeni formlara taşındığını, böylece ortaya çıkan son durumun, dilin ilk konumunu yok ettiğini ifade etmektedir.14 Ahmed Emîn ise; Kur’ân’ın Arap diliyle indiğini fakat lafızları, tabirleri ve manalarının tam olarak Câhiliye dilini temsil etmediğni.
Çünkü Kur’ân’ın, Câhiliye devrinde kullanılmayan kelimeleri kullandığını, Câhiliyenin yapmadığı tahsisleri yaptığını, Câhiliye devrinin kullandığı daire dışında istiâreler ve mecâzlar kullandığını, Kur’ân’ın, Câhiliyenin üslûbundan uzak büyüleyici bir üslûbu olduğunu ifade etmektedir.15
Araplar tarafından daha önce kullanılan fakat Kur’ân’ın kastettiği anlamıyla bilinmeyen bazı kelimelere Kur’ân ıstılahî anlamlar yükleyerek bu kelimelerin delâlet ettiği anlamları çoğaltmış böylece Arapçanın dil hazinesine katkıda bulunmuştur. İslâmiyetin gelişiyle yeni anlamlar kazanan kavramlardan bazıları ve anlamları şöyledir:
صالة’: Sözlükte ‘dua’, ‘istiğfâr’, ‘rahmet’ ‘ta‘zîm’ anlamlarına gelen bu kelime16 Kur’ân- ı Kerîm’de doksan ayette değişik anlamlarda kullanılmış, Câhiliyedeki kullanımına ek olarak
vahiy sürecinde ıstılâhî bir anlam kazanarak “tekbirle başlayıp selamla biten ve belli hareket ve sözlerden oluşan ibadet şekli”17 anlamında şer‘î bir mana kazanmıştır.18
‘زكاة’: Sözlükte ‘temizlik’, ‘artmak’, ‘bereketli olmak’ ‘iyi, düzgün ve verimli olmak’ anlamında kullanılan bu kelime,19 Kur’ân’da otuz ayette geçmekte ve temelde iki anlamda kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi “temizlik ve arınma” ikincisi ise “belirli şartları taşıyan mal sahiplerinin mallarının bir kısmını fakirlere vermesi”20 anlamıdır ki bu, Câhiliyede olmayan İslâm dinine has bir ibadettir.21
‘صوم’: Sözlükte ‘kendini tutmak, geri durmak’ anlamına gelen kelime,22 Kur’ân’da eş anlamı olan ‘صيام’ kelimesiyle beraber on dört ayette zikredilmekte ve “mükellefin niyet ederek fecirden güneşin batımına kadar yemek, içmek ve cinsi münasebetten kendini tutması”23 anlamında kullanılmaktadır.24
‘حج’: Sözlükte ‘gitmek’, ‘yönelmek’, ‘ziyaret etmek’ anlamında kullanılan bu kelime25
Kur’ân’da türevleriyle beraber on üç ayette geçmekte ve “Kurban Bayramı’nda Kâbe’yi usûl ve şartlarına uygun biçimde ziyaret etme” anlamına gelmektedir.26 ‘حج’ kelimesi İslâm’dan önce de İslâmi anlamına yakın olarak kullanılmaktaydı. Ancak Câhiliyede ki hac hem Kâbe’yi
hem de putları içine alıyordu. Kur’ân’ın nüzûlüyle bu kelime sadece Allah rızası için belli kurallar çerçevesinde, muayyen bir zamanda eda edilen farz bir ibadet olarak yeni bir anlam kazanmıştır.27
‘يممت’: Lügatte ‘kasdetmek’, ‘yönelmek’ anlamında kullanılan kelime28 Kur’ân-ı Kerîm’de üç ayette zikredilmekte ve “yüzü ve elleri toprakla meshetmek” anlamında kullanılmaktadır.29 Câhiliye döneminde sadece sözlük anlamıyla kullanılan bu kelime, Kur’ân’la yeni bir mana kazanmıştır.30
‘تقوى’: Sözlükte ‘korumak’, ‘korunma’, ‘sakınma’, ‘korkma’ anlamındaki bu kelime31
Kur’ân’da 17 ayette zikredilmekte, ‘وقى’ kökünden türetilen kelimeler ise 258 defa geçmektedir. Cürcânî, takvâ kelimesini “Allah’a itaat ederek azabından sakınmaktır, bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan nefsi korumak suretiyle gerçekleşir.” şeklinde tarif etmektedir.32 ‘تقوى’ kelimesi Câhiliyede “dünyadaki kötülüklerden korunma” anlamında kullanılırken; Kur’ân’da “Allah’ın azabından sakınma” anlamında özel bir mana kazanmıştır.33
‘مغفرة’: ‘غفر’ fiilinden türeyen bu kelime lügatte ‘örtmek’, ‘kapamak’ ‘korumak’ anlamlarına gelmekte,34 Kur’ân’da ise “Allah’ın, kulun günahlarını bağışlaması ve onları 189
örtmesi, dolayısıyla kulunu azaptan (cehennemden) koruması”35 anlamında türevleriyle beraber üç yüzden fazla ayette kullanılmaktadır.
|