İslâm ve İnsan Dinimizin güncel hayata etkisi ve çağımızda İslam üzerine yorumlarını bu başlık altında bulabilirsiniz.


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Başlangıç | Herkese Lazım Olan İman
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
231
Konu Bilgileri : İslâm ve İnsan
Konu Basligi
Başlangıç | Herkese Lazım Olan İman
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
231

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 14 Kasım 2025, 01:36  
Çevrimdışı
 
Krizantem kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Başlangıç | Herkese Lazım Olan İman

Başlangıç | Herkese Lazım Olan İman


Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” kitâbına başlamadan önce, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî “rahmetullahi aleyh”’in (Mektûbât) kitabının üçüncü cildinin onyedinci mektûbunu yazarak, kitâbına zînet ve bereket vermek istemiştir. İmâm-ı Rabbânî” kuddise sirruh “ , bu mektûbunda buyuruyor ki: Mektûbuma Besmele ile başlıyorum. Bizlere her ni’neti gönderen ve en büyük ni’met olarak, Müslümân yapmakla şereflendiren ve teâlâya hamd ve şükrler olsun!

İyice düşünmeli ve anlamalıdır ki, herkese her ni’meti gönderen, yalnız Allahü Teâlâ’dır. Her şeyi var eden, ancak Odur. Her varlığı, her an varlıkta durduran hep Odur. Kullardaki üstün ve iyi sıfatlar, Onun lutfü ve ihsânıdır. Hayatımız, aklımız, ilmimiz, gücümüz, görmemiz, işitmemiz, söyleyebilmemiz, hep Ondandır. Saymakla bitirilmeyen çeşitli ni’metleri, iyilikleri gönderen hep Odur. İnsanları güçlüklerden, sıkıntılardan kurtaran, duâları kabul eden, dertleri, belaları gideren hep Odur. Rızkları yaratan ve ulaştıran yalnız Odur. İhsânı o kadar boldur ki, günâh işleyenlerin rızkını kesmiyor. Günâhları örtmesi o kadar çoktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayan azgınları, herkese rezil ve rüsvâ etmiyor ve namus perdelerini yırtmıyor. Afvı ve Mekde acele etmiyor. Ni’metlerini, ihsânlarını, dostlarına ve düşmanlarına saçıyor. Kimseden bir şey esirgemiyor. Bütün ni’metlerinin en üstünü, en kıymetlisi olarakta, doğru yolu, se’âdet ve kurtuluş yolunu gösteriyor. Yokdan sapmamak ve cennete girmek için teşvik buyuruyor. Cennetteki sonsuz ni’metlere, bitmez, tükenmez zevklere ve kendi rızâsına, sevgisine kavuşabilmemiz için, sevgili Peygamberine “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” uymamızı emr ediyor. İşte, Allahü Teâlânın nimetleri güneş gibi meydandadır. Başkalarından gelen iyilikler, yine ondan gelmektedir. Başkalarını vasıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek gücü, kuvvetli veren, yine Odur. Bunun için her yerden, herkesten gelen ni’metleri gönderen hep Odur. Ondan başkasından iyilik, ihsan beklemek, emanetçiden, emanet olarak bir şey istemeğe ve fakirden sadaka istemeğe benzer. Bu sözlerimizin, yerinde ve doğru olduğunu, cahil olanlar da, âlimler gibi, kalın kafalılar da, zeki, keskin görüşlü olanlar gibi bilir. Çünkü, anlatılanlar, meydanda olan düşünmeye bile lüzum olmayan bilgilerdir.

İnsanın, bu ni’metleri gönderen Allahü teâlâya, gücü yettiği kadar şükr etmesi, insanlık vazifesidir. Aklın emr ettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü Teâlâya yapılması îcâb eden bu Şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, za’if, muhtaç, ayblı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayblardan, kusûrlardan, uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allahın şânına yakışacak bir şükr yapabilir mi? Çünkü, çok şey vardır ki, insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat, Allahü Teâlâ, bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükr sandığınız şeyler, beğenilmeyen, bayağı görüşleri ile Allahü Teâlâya karşı şükr, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükr emeğe, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü Teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.

İşte, insanların Allahü Teâlâya karşı, kalbi ile ve dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan şükr borcu, kulluk vazifeleri, Allahü Teâlâ aleyhi ve sellem” tarafından ortaya konmuştur. Allahü Teâlâya şükr, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü Teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, islamiyet, bunları beğenmekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.

Demek ki, aklı olan kimselerin, Allahü Teâlâya şükr etmek için, Muhammed aleyhisselâma uymaları lâzımdır. Onun yoluna (İslâmiyet) denir. Muhammed aleyhisselâma uyan kimseye (Müsliman) denir. Allahü Teâlâya şükr etmeye, yani Muhammed aleyhisselâma uymaya (ibadet etmek) denir. İslâm bilgileri iki kısmdır: Din bilgileri ve fen bilgileri, Dinde reformcular, din bilgilerine (Skolastik bilgiler), fen bilgilerine (Rasyonel bilgiler) diyorlar. Din bilgileri de ikiye ayrılır:

1- Kalb ile i’tikâd edilmesi, yani inanılması lazım olan bilgilerdir. Bu ilmlere (Üsûl-i din) veya (İmân) bilgileri denir. Kısacası, (İmân) Muhammed Aleyhisselam’ın bildirdiği altı şeye inanmak ve islâmiyeti kabul etmek ve küfr alâmeti olan şeyleri söylemekten ve kullanmaktan sakınmaktır. Her müslimânın, küfr alameti olan şeyleri öğrenmesi ve bunlardan sakınması lazımdır. İmânı olana (Müsliman) denir.

2- Beden ile veya kalb ile yapılacak ve sakınılacak ibâdet bilgileridir. Yapılması emr edilen bilgilere (Farz), sakınılması emr edilen bilgilere (Harâm) denir. Bunlara (Fürû-i din) veya (Ahkâm - ı islâmiye) yahut (İslâmiyet) bilgileri denir.

[Herkese ilk lâzım olan şey, ( Kelime-i tevhid) söylemek ve bunun ma’nâsına inanmaktır. Kelime-i tevhid (La ilahe illallah Muhammedün resûlullah) dır. Bunun ma’nâsı (Allah vardır ve birdir. Muhammed Aleyhisselâma, Onun Peygamberidir) demektir. Buna inanmaya (İmân etmek) ve (Müslimân olmak) denir. İnanan kimseye (Mü’min) ve (Müslümân) denir. İmânın devamlı olması lâzımdır. Bunun için, küfre sebep olan şeyleri yapmaktan ve küfr alâmeti olan şeyleri kullanmaktan sakınmak lâzımdır.

Kur’ân-ı Kerim Allah Kelâmıdır. Allahü Teâlâ, Cebrâil aleyhisselâm ismindeki melek ile, Kur’ân-ı Kerim’i Muhammed aleyhisselâma göndermiştir. Kur’ân-ı Kerim’in kelimeleri arabidir. Fakat, bu kelimeleri yan yana dizen Allahü Teâlâdır. Kur’ân-ı Kerim’deki arabi kelimeler, Allahü Teâlâ tarafından dizilmiş âyetler hâlinde, harf ve kelime olarak gelmiştir bu harf ve kelimelerin ma’nâsı kelâm-ı ilâhiyi taşımaktadır. Bu harflere, kelimelere (Kur’ân) denir. Kelâm-ı ilâhiyi gösteren ma’nâlar da Kur’ândır. Bu kelâm-ı ilâhi olan Kur’ân mahlûk değildir. Allahü Teâlânın başka sıfatları gibi ezeli ve ebedidir. Cebrâil aleyhisselâma her sene bir kere gelip, o âna kadar inmiş olan Kur’ân-ı Kerim’i, Levh-il mahfûzdaki sırasına göre okur, Peygamberimiz de tekrar ederdi. Ahırete teşrif edeceği sene, iki kere gelip, tamamını okudular. Peygamberimiz ve Eshâbın çoğu, Kur’ân-ı Kerim’in tamamını ezberlemişlerdi. Ahırete teşrif ettikleri sene Halife Ebû Bekr-i Sıddik, ezber bilenleri toplayıp, yazılı olanları getirip, bir hey’ete bütün Kur’ân-ı Kerim’i yazdırdı. Böylece (Mushaf) denilen bir kitap meydana geldi. Otuzüçbin sahâbi, bu mushafın her harfinin tam yerinde olduğuna sözbirliği ile karar verdi.

Muhammed aleyhisselâmın sözlerine (Hâdis-i Şerif) denir. Bunlardan, ma’nâsı Allahü Teâlâ tarafından, kelimeleri Muhammed aleyhisselâma tarafından olan hadis-i şeriflere (Hâdis-i kudsi) denir. Hadis kitapları çoktur. Bunlardan, (Buhâri) ve (Müslim) kitapları meşhurdur.

Allahü Teâlânın emrlerinden, inanılacak bilgilere (İmân), yapılacak olanlara (Farz), sakınılacak olanlara (Harâm) denir. Farzlara ve harâmlara (Ahkâm-ı islamiyye) denir. İslâm bilgilerinden birine bile inanmayan (Kâfir) denir.

İnsana ikinci lazım olan şey, kalbini temizlemektir. Kalp deyince, iki şey anlaşılır. Göğsümüzde bulunan et parçasına herkes kalp diyor. Yürek denilen bir kalp, hayvanlarda da vardır. İkinci kalp, yürekte bulunan, görülemeyen kalptir. Bu kalbe (gönül) denir. Din kitaplarında yazılı olan kalp, bu gönüldür. İslâm bilgilerinin yeri bu kalptir. İnanan ve inanmayan da bu kalptir. İnanan kalp, temizdir. İnanmayan kalp pistir, ölüdür. Kalbin temiz olması için çalışmak, birinci vazifemizdir. İbâdet yapmak, bilhâssa namaz kılmak ve istigfâr söylemek kalbi temizler. Harâm işlemek, kalbi bozar. Peygamberimiz buyurdu ki, (Çok istigfâr okuyunuz! İstigfâr duâsı okumaya devam edeni, Allahü Teâlâ hastalıklardan, her dertten korur. Hiç ummadığı yerden rızklandırır.

) İstigfâr (Estagfirullah) demektir. Duâların kabul olması için, okuyanın Müslüman olması, günahlarına tevbe etmesi, ma’nâsını bilerek ve inanarak söylemesi lazımdır. Kararmış kalp ile yapılan dua kabul olmaz. Üç kere dua okuyanın ve beş vakit namazq devam edenin kalbi de temizlenir ve söylemeye başlar. Kalp söylemeden yalnız ağız ile yapılan duanın faydası olmaz.

İslâm dininin bildirdiği din bilgileri, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitablarında yazılı olan bilgilerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri imân ve İslâm bilgileri arasında, ma’nâları açık olan (nasslar) dan yani âyet - i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden birine inanmayan (Kâfir) olur. İnanmadığını gizlerse, (Münâfık) denir. Hem gizler, hem de, Müslüman görünerek Müslümanları aldatmaya çalışırsa, buna (Zındık) denir. Ma’nâsı açık olmayan nassları yanlış ve te’vil ederek, yanlış inanırsa, kafir olmaz. Fakat, Ehl-i sünnetin doğru yolundan ayrıldığı için, cehenneme girecektir. Bu kimse, ma’nâsı açık olan nasslara inandığı için, azâbsa sonsuz kalmayacak, cehennemden çıkarılacak, cennete sokulacaktır. Bunlara (Bid’at Ehl-i) veya (Delâlet fırkaları) denir. Yetmiş iki türlü delâlet fıkrası vardır. Bunların ve kâfirlerin, mürtedlerin yaptıkları ibâdetlerin ve insanlara yaptıkları iyiliklerin, hizmetlerin hiçbiri kabul edilmez, âhirette işe yaramaz. İ’tikâdı doğru olan müslimânlara (Ehl-i sünnet vel-cemâ’at) veya (Sünni) denir. Sünni olanlar, ibâdet yapmakta dört mezhebe ayrılmışlardır. Bu dört mezhebde bulunanlar, birebirlerinin Ehl-i sünnet olduklarını bilirler ve sevişirler. Dört mezhepten birinde bulunmayan kimse, Ehl-i sünnet olmaz. Ehl-i sünnet olmayanın da, kâfir veya bid’at Ehl-i olacağı, İmâm-ı Rabbâninin mektûblarında, bilhassa birinci cildin ikiyüzseksenaltıncı mektûbunda ve (Dürr-ül-muhtâr)ın Tahtâvi hâşiyesinin (Zebâyıh) kısmında ve (El-besâir li-münkîr-it-tevessül-i bi-ehl-il-mekâbir) kitabında vesikaları ile yazılıdır. Bu iki kitap arabidirler. İkincisi, Hindistan’da yazılmış ve basılmış olup, 1395 [m. 1975] senesinde ve daha sonra İstanbul’da Hakikat Kitabevi tarafından ofset yolu ile müteaddid baskıları yapılmıştır.

Dört mezhepten birine göre ibâdet yapanlar, günâh yaparlarsa veya ibâdetlerinde kusûr ederler ve tevhid ederlerse, günâhkarı afolur. Tevbe etmezlerse, Allahü Teâlâ, bunları, dilerse affeder, cehenneme hiç sokmaz. Dilerse, günâhları kadar, azâb eder ise de, yine azâbdan kurtulacaklardır. Dinde zarûri ma’lûn olan, yani câhillerin bile işitmiş olduğu, açık bilgilerden birine bile inanmayanlar, cehennemde sonsuz azâb göreceklerdir. Bunlara (Kâfir) ve (Mürted) denir.

Kâfirler, kitâblı ve kitâbsız olmak üzere ikiye ayrılır. Müslüman evlâdı iken, sonradan dinden çıkarak kâfir olana, (Mürted) denir. İbni Âbidin “rahime-hullahü Teâlâ” , şirk sebebi ile nikâhı Harâm olanları bildirirken buyuruyor ki, (Mürted, Mülhid, Zındık, Mecûsi, Putperest, eski Yunan felsefecileri, Münâfık, yetmişiki fırkadan taşkınlık edip kâfir olanlar, [Berehmen, Budist] , Bâtinî, İbâhi ve Dürzî denilen kimseler, hep kitâpsız kâfirdirler.) Komünistlerle masonlar da böyledir. Hristiyanların ve yahudilerin, gökten inen ve sonradan değiştirip bozulan (Tevrât) ve (İncil) kitaplarına inananları kitâplı kâfirdir. Bunlar, herhangi bir mahlûkta (Ülûhiyyet sıfatı) bulunduğuna inanırsa, (Müşrik) olur. Allahü Teâlânın (Sıfat -i zatiyye) sine ve (Sıfat-i sübûtiyye) sine (Ülûhiyyet sıfatları) denir.

Kitâplı veya kitapsız herhangi bir kâfir, Müslüman olursa, cehenneme girmekten kurtulur. Hiç günahsız temiz bir Müsliman olur. Fakat, (Sünni) bir Müslüman olması lazımdır. Sünni olmak demek, Ehl-i sünnet âlimlerinden birinin “rahime-hümullahü Teâlâ” kitabını okuyup, öğrenip, imânının sözlerinin ve işlerinin buna uygun olması demektir. Dünyada bir insanın Müslüman olup olmadığı, zarûret olmadan, açık olarak söylediği sözlerinden ve işlerinden anlaşılır. Bu insanın ahirette imânlı gidip gitmediği, sın nefesinde belli olur. Büyük günâh işlemiş olan erkek veya kadın bir Müslüman, temiz kalp ile, tevbe ederse, günahları, muhakkak afvolur. Günahsız tertemiz olur.

Tevbe) nin ne olduğu ve tevbenin nasıl yapılacağı ilmihâl kitaplarında, mesela Türkçe ve arabi (İmân ve İslâm) ve (Se’âdet-i ebediyye) kitabında uzun bildirilmiştir.
——-

 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
başlangıç, herkese, lazım, olan, İman


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor