İslâm ve İnsan Dinimizin güncel hayata etkisi ve çağımızda İslam üzerine yorumlarını bu başlık altında bulabilirsiniz.


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Hz. Ali'nin İkidar Yıllarında İslam Toplumunda Siyaset
Konudaki Cevap Sayisi
1
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
95
Konu Bilgileri : İslâm ve İnsan
Konu Basligi
Hz. Ali'nin İkidar Yıllarında İslam Toplumunda Siyaset
Konudaki Cevap Sayisi
1
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
95

Kullanıcı Etiket Listesi


  
 
Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 14 Şubat 2025, 16:51  
Çevrimiçi
WoodStock 🤘☮
 
Leydihan kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Hz. Ali'nin İkidar Yıllarında İslam Toplumunda Siyaset

Hz. Ali'nin İkidar Yıllarında İslam Toplumunda Siyaset




Özet

Hz. Osman’ın bazı eyalet merkezlerinden gelen bir grup asi tarafından öldürülmesinden sonra halife olan Hz. Ali’nin iktidar dönemi, yoğun siyasî mücadeleyle geçti. Hz. Ali halife olduğunda İslâm toplumu kabaca üç gruba ayrılmıştı. Büyük çoğunluk Hz. Ali’ye beyʻat ederken, Hz. Osman’ın öldürülmesinden rahatsızlık duyan ikinci grupta yer alanların bir kısmı olacakları görmek için bekleme, bir kısmı da yeni halifeye tavır koyma yolunu tercih etti.

Aralarında Ashâbın ileri gelenlerinden bazı kişilerin de bulunduğu üçüncü grup ise tarafsız kalmayı uygun gördü.

Hz. Ali, halife olduktan sonra Hz. Osman dönemi valilerinin tümünü görevden almak gibi radikal kararlar aldı. Şam’da valilik yapan Muâviye’nin yerine gönderilen Sehl b. Hu-neyf görev yerine ulaşamadı. Muâviye, Hz. Ali’ye beyʻat etmeyi Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması koşuluna bağladı.

Muhaliflerin önemli bir kısmı Hz. Âişe’nin liderliği etrafında Mekke’de toplandı. Mekke grubu ile Hz. Ali arasında Basra yakınlarında meydana gelen Cemel savaşında muhalifler kesin bir yenilgiye uğradılar.

Muhalefet liderlerinden Talha ve Zübeyir hayatlarını kaybetti. Ardından Sıffîn’de Hz. Ali’nin ordusuyla Muâviye’nin ordusu arasında meydana gelen savaş, Muâviye tarafının Ali tarafını Allah’ın kitabının hakemliğine davet etmesiyle son buldu. Tahkim, İslâm toplumunun içine düştüğü siyasî krizi çözmek için önerilen bir yöntem olmasına rağmen bu olaydan sonra durum daha da karışık bir hal aldı.

Hz. Ali’nin tahkimi kabul etmek zorunda kalması, Haricîler denen grubun ondan ayrılmasına sebep oldu. Hz. Ali ile Haricîler arasında Nehrevân’da meydan gelen savaşta Haricîler kesin bir yenilgiye uğratıldıysa da bu savaş, onların Hz. Ali’ye duydukları kini artırdı. Nihayet Hz. Ali, Abdurrahman b. Mülcem isimli bir Haricî tarafından öldürüldü.

Bütün bu siyasî mücadeleler, tartışmaların dinî alana taşınmasına da sebep oldu. Özellikle asilerin ve büyük günah işleyenlerin durumu etrafında bazı önemli görüşler ortaya çıktı. Bu makalede hem siyasî mücadelelerin önemli ayrıntıları hem de ortaya çıkan siyasî tartışmalar üzerinde durulacaktır.

Hz. Peygamber’in amcaoğlu ve damadı olan Hz. Ali’nin iktidar yılları, 30 yıl kadar süren Râşid Halifeler devrinin yaklaşık dört buçuk yıllık (35-40/656-661) en karışık dönemidir. Dördüncü halife Hz. Ali, üçüncü halife Hz. Osman’ın, eyaletlerden gelen bir grup Müslüman tarafından Medine’de öldürülmesinin ardından hilafete geldi. Gerek Hz. Osman’ın öldürülmesi/şehit edilmesi gerekse Hz. Ali’nin hilafete geliş şekli, daha sonraki zamanlarda muhalif olanlar tarafından Hz. Ali’nin aleyhine birer argüman olarak kullanıldı.

Hz. Osman döneminde toplumsal çatışmanın artmasına neden olan gelişmelerin sebeplerini İslâm toplumunun geçirdiği büyük dönüşümde aramak gerekir. Kısa sürede gerçekleşen fetih hareketleri ve bunun yansımaları, İslâm toplumundaki ekonomik dönüşüm ve Arap toplumunun sosyal değişimi, önemli sosyal, siyasî, kültürel ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur. Hz. Ali dönemi, bu değişim ve dönüşümün etkilerinin en fazla görüldüğü yıllar olmuştur.

Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra meydana gelen kargaşa ortamında lider olabilecek birkaç kişiden birisi olan Hz. Ali, asilerin halife seçilmesi yönündeki baskılarının ardından birkaç Medineli ile muhacirin talepleri üzerine halifeliği kabul etti. Hz. Ali’nin halife seçilmesi ve sonrasında meydana gelen hâdiselerde, Hz. Osman’ın -öldürülmesine sebep olan bazı icraatlarından duyulan rahatsızlık ve öldürülmesinin doğurduğu problemler etkili olmuştur.

Hz. Ali dönemini doğru okuyabilmek için toplumun siyasî yapısını bilmek gerekir. Hz. Ali halife seçildiğinde farklı eğilimler ve tutumlar nedeniyle toplumun, kabaca üç gruba ayrıldığı söylenebilir.

Bu gruplardan biri, Hz. Osman’ın öldürülmesine karşı olmanın yanı sıra, katillerinin cezalandırılmasını da talep edenlerden oluşuyordu. Söz konusu gruba, Şîatu Osman ya da Osmaniyye [Osman taraftarları] deniyordu. Bu isimlendirme, siyasî içerikli olup dinî değildir. Osman taraftarları, -onu destekleyen Ümeyyeoğullarını bir tarafa koyacak olursak farklı eğilimlere ve görüşlere sahip insanlardan oluşuyordu. Bunlar yeni halifeye karşı tutum geliştirmede birbirlerinden farklı tavırlar sergilemişlerdi. Bunların önemli bir kısmı eyalet merkezlerinde ikamet ediyorlardı. Bazıları muhalifleri desteklerken, bir kısmı durumun berraklaşmasını beklemeyi yeğlemişlerdi.

Mesela Şam ve Basra’da bulunan bazı Osman taraftarları, Hz. Ali döneminde ortaya çıkan muhalefet hareketlerini desteklediler. Mısır’daki Osman taraftarları ise şehrin dışında ayrı bir yerde bir araya gelmelerine rağmen ayaklanmak yerine Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını beklemeyi tercih ettiler.

Osman taraftarlarının desteklediği liderlerden biri olan ve Hz. Ali ile Cemel savaşında çarpışan Hz. Peygamber’in sevgili eşi Müminlerin annesi Âişe ile Hz. Peygamber’in yakın arkadaşlarından olup ilk dönemdeki fedakârlıklarından dolayı ümmetin, Cennetle müjdelenen sahabîlerden kabul ettiği Talha ve Zübeyir’in durumu ilginçtir.

Âişe, Hz. Osman aleyhine şiddetli eleştirilerde bulunanlardan biriydi. Talha ve Zübeyir de benzer eleştirilerde bulunuyorlardı. Hz. Osman öldürüldüğü sırada Mekke’den Medine’ye gitmek üzere yolculuk yapan Âişe, yolda Hz. Osman’ın öldürüldüğünü duyunca Mekke’ye geri döndü ve kısa sürede oradaki Ali muhaliflerinin sembol isimlerinden biri oldu. Talha ve Zübeyir’in durumu ise daha da ilginçti. Hz. Ali’ye Medine’de bey‘at edilince onlar da bey‘at ettiler.

Bir süre sonra da Hz. Ali’ye umre yapmak üzere Mekke’ye gitmek istediklerini söyleyerek Medine’den ayrıldılar. Talha ve Zübeyir, Mekke’ye gittiklerinde kendilerine zorla bey‘at ettirildiğini ilan ederek Medine’de yaptıkları bey‘atın geçersiz olduğunu söylediler. İtaat ve bey‘at, siyasî ilişkilerin temel belirleyicisi olduğu için onlara zorla bey‘at ettirilip ettirilmediği etrafındaki polemikler devam etti.

Muhtemelen Medine’de Hz. Ali’ye bey‘at edildikten sonra, hem gelişmelerin doğurduğu psikolojik baskı ortamı hem de asilerin bu yöndeki tazyiki nedeniyle onlar da Hz. Ali’ye bey‘at etmek zorunda kalmışlardı.

Hz. Osman’ın mazlum olarak öldürüldüğünü savunan bir diğer önemli isim, Abdumenâf’ın bir kolu olan Ümeyyeoğullarından, amcazadesi Muâviye b. Ebî Süfyân’dır. Muâviye, Hz. Ömer zamanından beri Şam’da valilik yapıyordu ve burada önemli bir desteğe sahipti. Muaviye, Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra Hz. Ali’ye bey‘at etmediği gibi Osman’ın kanını talep etme iddiasıyla ortaya çıktı. Şam’da yaptığı propaganda ile kısa sürede büyük kitleleri etrafında toplaması mümkün oldu.

İkinci önemli grup, Hz. Osman’ın muhalifleriydi. Özellikle Kufe ve Basra gibi eyalet merkezlerinde Hz. Osman’a karşı ciddi bir muhalefet oluşmuştur. Muhaliflerin hepsi onun öldürülmesiyle sonuçlanan gelişmelere fiilen katılmadığı gibi halifeliği döneminde zaman zaman ona muhalefet eden ve eleştirilerde bulunan bazıları ise Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra bu işe karşı çıktılar ya da Osman’ın kanından uzak olduklarını açıkladılar. Yukarıda da değindiğimiz gibi Hz. Ali döneminde, Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını isteyen Âişe, Talha ve Zübeyir, aslında Hz. Osman’ın bazı icraatlarını tenkit eden insanlardandı.

Ümeyyeoğullarına mensup bir kısım insanın, Hz. Ali’nin, Hz. Osman’ın kanından sorumlu olduğu şeklindeki propagandaları karşısında o, yaptığı bazı konuşmalarda Hz. Osman’ın öldürülmesine hiçbir şekilde taraf olmadığını, Osman’ın kanını Talha ve Zübeyir’den istemeleri gerektiğini ifade etmiştir.2 Zira ona göre Talha ve Zübeyir, halkı ona karşı kışkırtmak suretiyle Osman’ın öldürülmesine sebep olmuşlardı.

Aslında farklı gerekçeler, Hz. Osman’ın muhaliflerini, Hz. Ali’ye karşı oluşan cephede buluşturmuştu. Kimisi valilerin icraatlarından duyduğu rahatsızlıktan dolayı Halife’ye muhalefet ederken, kimisi ortaya çıkabilecek karışıklıktan yararlanmak istiyordu.

Neticede Hz. Osman’ın muhaliflerinden bir grup, Medine’de Halife’yi öldürdükten sonra ortaya çıkan siyasî tabloda Hz. Ali’nin yanında yer aldılar. Bunun da ötesinde asilerin liderleri, Hz. Ali’nin ordusunda söz sahibi olabilecek bir konum elde ettiler. Kuşkusuz bunda el-Eşter en-Neha‘î gibi şahısların, kabilelerinin önde gelen isimleri olmalarının önemli etkisi vardır. Bir anlamda Hz. Ali, kendisine desteğin devamı için bu kişilere muhtaç olmuştu.

Üçüncü grup, ortaya çıkan toplumsal çatışmalardan rahatsızlık duyarak gelişmeleri fitne olarak nitelendiren ve evlerinde oturmayı tercih eden kişilerden oluşuyordu. Bunlar arasında saygın kimseler de vardı. Bazılarının siyasî tercihleri, gündemi etkileyebilecek durumdaydı. Bu isimler arasında Hz. Ömer’in vefatından önce oluşturduğu şûranın üyelerinden Sa‘d b. Ebî Vakkâs, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Hz. Peygamber’in evlatlığı Zeyd b. Hârise’nin oğlu Üsâme, Suheyb b. Sinan er-Rumî, Ensardan Muhammed b. Mesleme, Ebû Saîd el-Hudrî, Hassân b. Sabit ve Ka‘b b. Malik gibi isimler vardı.

Ortaya çıkan siyasî yelpazeyi incelediğimizde, daha çok muhaliflerin ve özellikle de selefi Hz. Osman’ın icraatlarından memnun olmayıp mağduriyet duygusu içinde olanların Hz. Ali’nin yanında yer aldığını söyleyebiliriz.

Bunların arasında başta Hz. Ali’nin ailesi Haşimîleri zikretmek gerekir. Diğer taraftan Medinelilerin önemli bir kısmının Hz. Ali’yi desteklediğini ve Yemenli kabileler arasında Hz. Ali’nin daha çok desteğe sahip olduğunu görüyoruz.

Yine Hz. Osman’a muhalif olanların genel olarak onu destekledikleri de dikkat çekmektedir. Hz. Ali’nin karşısında duranlar arasında, Kureyş’in diğer bazı kollarının mensuplarını, özellikle de Ümeyyeoğullarıyla iyi ilişkiler içinde olanlarla onların müttefiklerini zikretmek gerekir. Ayrıca Şam’da bulunan Arap kabileleri arasında, Muâviye’nin önemli desteğe sahip olduğu görülmektedir.

Buna göre mücadelenin, bir anlamda Kureyş ile muhalifleri arasında vuku bulduğunu söylemek mümkündür. Bu sebeple gelişmeleri, geçmişteki hâdiselerin bir devamı olarak görüp işin gerisinde bir hesaplaşma olduğunu söylemekte bir beis olmadığını düşünüyoruz. Hz. Ali’nin komutanları ile atadığı valileri ve Muâviye’nin komutanlarını incelediğimizde iki tarafın kuvvetlerinin yapısı hakkında yukarıdaki tespitleri doğrulayacak bilgilere ulaşırız.

Hz. Ali’yi destekleyenler arasında Hz. Osman’ın katillerinin bulunması, bu grubun en önemli zaaflarından biridir. Bu konu daha sonraki dönemlerde uzlaşmacı yaklaşımın temsilcisi olan ehl-i sünnet tarafından geri plana itilmiş görünmektedir. Rivayetlerde Hz. Ali’nin ordusunda Hz. Osman’a karşı ayaklanan asilerin önemli bir ağırlıklarının olduğunu söylememize imkân veren pek çok bilgiye rastlamaktayız.

Bütün bunlara rağmen kabilelerin ve kişilerin pozisyon almada, standart bir tutuma sahip olduklarını söylemek mümkün değildir. Mesela aynı kabilenin farklı bölgelerde yaşayan iki kolu, karşı cephelerde yer alabilmektedir. Hatta Sıffin’de ordular tanzim edilirken, iki tarafta bulunan aynı kabileye mensup kişilerin birbirleriyle savaştırılmasına özellikle dikkat edilmiştir.4 Zira bir kabile başka bir kabile ile savaşırken, kabile asabiyetinin etkisiyle -karşı cephelerde olsalar dahi- akrabalarına destek verebilirlerdi.

Bu bağlamda şahısların da kabilelerinden ya da akrabalarından farklı tutum içinde olabildikleri müşahede edilmektedir. Örneğin Akil b. Ebî Tâlib, kardeşi Ali’den istediği parayı alamayınca Muâviye’yi desteklemiştir. Hz. Ebû Bekir’in oğlu Muhammed, Hz. Ali’nin önemli adamlarından biriyken, kızı Hz. Âişe’nin ona muhalif olduğunu, bir diğer oğlu Abdurrahman’ın Âişe’nin saflarında yer aldığını ve daha sonra Muâviye’yi desteklediğini biliyoruz.

Kuşkusuz ilk dönemde meydana gelen siyasî gelişmeleri etkileyen birçok etkenden söz etmek mümkündür. En önemli etkenler olarak kabilecilik ve büyük ölçüde kabileciğin oluşturduğu kültürel yapıyı, dini ve ekonomik durumla kişisel çıkarı zikretmek gerekir.

Kabilecilik, ilk dönem İslâm toplumundaki gelişmeler incelenirken dikkate alınması gereken en önemli etkenlerden biridir. Kabile, Arap toplumunun kültürel, siyasî, sosyal ve ekonomik kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. İstisnaî durumlar haricinde, tutum belirlemede akrabalık ilişkisi çok önemlidir.

Kabileyle birlikte hareket etmek, Arap kültürüne göre erdemli bir davranıştır. İslâm, kabilenin etkisini önemli ölçüde zayıflatmışsa da tamamen yok etmemiştir. Hatta Hz. Peygamber’in vefatının ardından ortaya çıkan gelişmeler, kabile ilişkilerinin öne çıkması sonucunu doğurmuştur. Öyle ki Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra, Hz. Ebû Bekir halife olduğunda şehir dışında bulunan Ebû Süfyân, Hz. Ali’ye gelerek Abdumenâf’tan olmayan birisinin halifeliğini nasıl kabul ettiklerini sormuş ve ona bey‘at etmek üzere elini uzatmasını istemiş; ancak Hz. Ali, bu öneriyi reddetmiştir.

İslâm tarihinin ilk döneminde meydana gelen hâdiselerde, dinin temel belirleyicilerden biri olduğu muhakkaktır. Arap toplumunu yeni bir yapıya kavuşturan İslâm dininin, meydana gelen gelişmeler üzerinde etkili olmaması düşünülemez. Örneğin fetih hareketlerinde elde edilen başarıda, dinin önemli bir etken olduğu müşahede edildiği gibi Hz. Ali’nin siyasî tutum belirlemesinde de dinî hassasiyeti etkili olmuştur. Öte yandan siyasî ve toplumsal gelişmelerde din, başvurulan en önemli kaynaktır. Nitekim Hz. Ali döneminde de meydana gelen olaylarda sorunların din alanında tartışılması, çokça karşılaşılan bir durumdur.

Kuşkusuz ekonomik problemler, bu dönemde meydana gelen tartışmaları etkileyen önemli etkenlerdendir. Hz. Osman döneminde bazı kimselerin muhalif olmalarının en önemli sebeplerinden biri, devlet kaynaklarının kullanılış şeklini ve Halife’nin bu alandaki icraatlarını beğenmemeleridir. Bu eleştiriler, Hz. Ali taraftarlığının [Şîatu Ali] siyasî destek sağlamasının sebeplerinden biri olduğu gibi Hz. Ali dönemindeki gruplaşmaların oluşumuna da etki etmiştir.

Öte yandan atıyyelerin eşit olarak dağıtılması, Hz. Ali’nin eleştirilmesine sebep olmuştur. Hz. Ali’nin Hz. Osman döneminde ikta olarak verilenarazileri geri alması,6 kendisine karşı muhalefet hareketlerinin desteklenmesine katkı sağlamış olmalıdır. Diğer taraftan Hz. Ali, devlet malını harcarken azami derecede adil olma kaygısı taşıdığı halde onu destekleyenlerin bazıları, Hz. Ali’nin elindeki imkânları onlar için kullanması beklentisi içindeydiler.

Hz. Ali’nin yakın adamlarından biri olan amcazadesi Abdullah b. el-Abbas, Hz. Ali ile aralarında gerginlik çıkması üzerine valisi olduğu Basra’daki beytülmale ait paraları alarak Mekke’ye gitmiş; bu durum Hz. Ali’nin ona kızmasına neden olmuştur. Bu dönemde tavır belirlemede kişisel çıkarın da zikredilmesi gereken bir belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Araplar arasında kabile kimliğinin korunması önemli olmakla birlikte kişilerin çıkarlarını da gözettikleri bir gerçektir. Bu sebeple Hz. Ali dönemindeki siyasî mücadeleler sırasında zaman zaman kişilerin kabilelerinden ve akrabalarından farklı tutum içine girebildikleri görülmektedir. Mesela Hz. Ömer’in evlatlarından Abdullah, ihtilafın dışında kalmayı yeğlerken kardeşi Ubeydullah, Muâviye’nin yanında yer almayı tercih etmiştir. Zira Ubeydullah, Hz. Ömer’in yaralanmasından sonra babasına karşı düzenlenen suikastta parmağı olduğu gerekçesiyle İran asıllı Hürmüzân’ı öldürmüş; Hz. Ali, onun Hürmüzân’a karşılık kısas edilmesini istemiş; ancak Hz. Osman kısas cezasını uygulamamıştı.

Hz. Ali, halife olduğunda Hz. Osman’ın öldürülmesinin doğurduğu sorunlarla karşı karşıya kaldı. Muhalefetin iktidara yönelik en önemli eleştirileri, valilerin icraatları etrafında yoğunlaşmıştı. Hz. Ali’nin ilk icraatlarından biri, valileri görevden azletmek oldu.

Yeni atanan bazı valiler, göreve başlamak için önemli bir sıkıntıyla karşılaşmazken bazıları, ciddi muhalefetle karşılaştılar. En büyük sorun, Muâviye’nin görev yaptığı Şam’da yaşandı. Hz. Ali’nin Muâviye yerine atadığı Ensârdan Sehl b. Huneyf, görev yerine varamadan yoldan geri çevrildi. Bu durum, aynı zamanda Muâviye’nin Ali’yi tanımadığı anlamına geliyordu.

Mekke’de, muhalifleri etraflarında toplayan Âişe, Talha ve Zübeyir, Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması talebiyle ortaya çıktılar. Orada bulunan Hz. Osman’ın taraftarları onları destekledi. Muhalifler, Hz. Osman döneminde Yemen valisi olan Ya‘lâ b. Ümeyye’nin Yemen’den getirdiği beytülmale ait para ve bineklerle teçhiz edildi. Hz. Osman döneminde Basra valiliği yapan, -akrabası- Abdullah b. Âmir de harekete katılanlar arasındaydı. Muhalifler, önce Medine’ye gitme konusunu görüştüler; ancak Abdullah b. Âmir’in önerisiyle Basra’ya gitmeye karar verdiler.

Mekke’de bulunan Ümeyyeoğulları, bu hareketi desteklediler. Hz. Osman döneminin etkin isimlerinden birisi olan Mervân b. el-Hakem de bu harekete katılanlardan biriydi.

Osman’ın oğulları Ebân ve Velîd, belki de gidişatı iyi görmedikleri için yolda gruptan ayrıldılar. 9 Ümeyyeoğullarından Said b. el-Âs’ın, yolda karşılaştığı Talha ve Zübeyir’e zafer kazanılması halinde işin kime verileceğini sorduğu, onların ise ikisinden hangisi seçilirse ona bey‘at edileceğini söyledikleri; Said’in, işi Hz. Osman’ın oğluna vermelerini istediği, kabul etmemeleri üzerine de onlardan ayrıldığı nakledilir.

Basra’ya giden muhalifler, şehri ele geçirerek Hz. Ali’nin valisini kovdular. Hz. Ali, muhaliflerin yola çıktığını haber aldığında onları engellemek için teşebbüste bulunduysa da başarılı olamadı. Basra’da meydana gelen hâdiseler; muhaliflerin, hareketin kontrolünü çabuk kaybettiklerini göstermektedir.

Hz. Ali, Kufelilerden destek alarak Basra’daki muhaliflere karşı harekete geçti. Sorunun, taraflar arasında savaş meydana gelmeden çözülmesi için uzun görüşmeler olduysa da çatışmaları önlemek mümkün olmadı. Rivayetler, iki tarafın da çatışmaya girmemek için çaba harcadığına dair bilgiler ihtiva etmektedir. Seyf b. Ömer rivayetinde Müslümanların birbirleriyle savaşmalarının sorumlusu olarak -Osman döneminde fitne çıkaran, toplumu geren ve varlıklarını sürdürebilmeleri için çatışmaların devamına ihtiyaçları olan- Abdullah b. Sebe ve yandaşları gösterilmektedir.

Sünnî ve Şiî rivayetler; Hz. Ali’nin haklı, muhaliflerin ise haksız olduklarını söylemeye imkân verecek bilgiler ihtiva etmektedir. Elimizdeki bazı rivayetler, aslında muhaliflerin de çatışmaya taraf olmadıklarını göstermektedir. Bu rivayetlere göre muhaliflerin liderlerinden biri olan Zübeyir, savaş alanından ayrılmış ve yolda İbn Cürmûz tarafından öldürülmüştür. Yine diğer lider Talha, savaş alanından ayrılmak istemiş; durumu fark eden Mervân b. el-Hakem tarafından atılan bir okun isabet etmesiyle hayatını kaybetmiştir. Hz. Âişe’nin yoldan geri dönmek isterken yalan şahitlikle yanıltıldığına ve ölünceye kadar büyük bir pişmanlık duyduğuna dair rivayetler de mevcuttur.

Bütün bu rivayetlerden çıkan sonuç, Hz. Ali’nin iktidarı döneminde meydana gelen savaşlarda haklı, muhaliflerinin ise haksız olduğu düşüncesini savunmaya imkân vermektedir. Bu mesele, daha sonraki dönemlerde de tartışma konusu olmuştur. Kısaca özetlemek gerekirse Şiîler ve Haricîler, asileri meşru bir imama karşı isyan ettikleri için tekfir ederken, Sünnîler, hata etmiş olsalar bile onların tekfir edilemeyeceğini savunurlar.

Muhaliflerin haksızlığı konusunda hemfikir olan Şiîlerle Sünnîler arasında, asilerin durumu hakkında görüş ayrılıkları vardır. Şiîler, muhalifleri asi ve günahkâr kabul ederken, Sünnîler hareketin liderlerinin gösterdikleri pişmanlık ve savaş alanından ayrılmak istemeleri sebebiyle suçsuz oldukları kanaatindedirler. Sünnî âlimlerden el-Bağdâdî Âişe, Talha ve Zübeyir’i fısktan uzak görürken, onları destekleyenleri fasık kabul etmektedir.

Cemel savaşında tartışılan meselelerden biri de, muhaliflere karşı nasıl bir tutum takınılacağı konusudur. Hz. Ali’nin ordusunda bulunan bir grup, muhaliflere ait malların savaşçılar arasında taksim edilmesini ve ele geçirilen esirlerin paylaştırılmasını istediler. Hz. Ali, savaş alanında ele geçirilen silahlara el koymakla birlikte, diğer malların ve esirlerin köle olarak savaşçılar arasında dağıtılmasını reddetti. Ancak ortada ciddi bir problem vardı.

Tartışmanın bir boyutu, muhaliflerin durumuyla ilgilidir. Hz. Ali’nin bazı askerleri, muhalifleri tekfir ediyor ve onlara kâfirlere karşı takınılması gereken tutumla muamele edilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Basra’da tartışmalara son verildi; ancak devam eden süreçte Hz. Ali’nin ordusunda ortaya çıkan gruplaşmalardan, bazı askerlerce daha önceleri savunulan görüşlerin varlığını devam ettirdiğini anlamak mümkündür. Hz. Âişe’nin bu harekete liderlik yapanlardan birisi olması, dikkatimizi çeken bir durumdur.

Arap toplumunda ve ilk dönem Müslümanları arasında kadının siyasî meselelere taraf olması ve liderlik iddiasında bulunması, karşılaşılan olağan bir durum değildir. Bu sebeple Hz. Âişe’nin siyasî tavrı, yaşadığı dönemden itibaren eleştiri ve tartışma konusu yapılmıştır. Kadın olduğu için Arap ve -o günkü- İslâm örfüne göre liderlik iddiasında olmaması gerektiği halde harekete katılması ve önderlik yapması, üzerinde durulması gereken bir konudur.

Acaba Hz. Âişe’yi Hz. Ali’ye muhalefete sürükleyen sebep neydi?

Bazıları, Hz. Âişe’nin İfk hâdisesi sırasında sarf ettiği sözler sebebiyle Hz. Ali’ye kırgın olduğunu ifade ederler.17 Bu açıklamalar, kanaatimizce meseleyi izah etmeye yeterli değildir.

Hz. Âişe’nin tavrını anlamamıza yardımcı olacak gelişmelerden biri, Hz. Ali ile Hz. Ebû Bekir arasında Hz. Peygamber’in vefatından sonra hilafet meselesi etrafında ortaya çıkan soğukluktur. Hz. Ali, hilafetin Haşimoğullarının, dolayısıyla da kendisinin hakkı olduğunu düşünüyordu. Hz. Ebû Bekir’in Hz. Ömer’i istihlaf etmesi, sonra da Ömer’in oluşturduğu şûrada hilafetin Osman’a verilmesi de Teymoğulları ile Hz. Ali arasında Hz. Ebû Bekir’in halife olmasıyla birlikte ortaya çıkan soğukluğun devam etmesine katkıda bulunmuş olabilir. Bir bakıma Hz. Ali, siyasî beklentilerinin karşılanmamasından dolayı ilk liderlerin sorumluluk taşıdığını düşünüyor olmalıydı. Ancak bu soğukluğun bütün kabile mensupları arasında sürüp gittiğini söylemek doğru olmasa gerektir. Nitekim Hz. Âişe’nin küçük kardeşi, Hz. Ebû Bekir’in Esma bt. Umeys’ten olma oğlu, -annesi Hz. Ali evlendiği için onun evinde büyüyen- Muhammed b. Ebî Bekir, Hz. Ali’nin samimi adamlarındandır. Diğer taraftan Hz. Osman’a muhalefet etmesine rağmen onun öldürülmesi, ardından onu öldürenlerin Hz. Ali’nin ordusunda yer alması, Hz. Âişe’yi tavır koymaya iten sebeplerden biri gibi görünmektedir. İmkânlar ölçüsünde zulme karşı çıkmak, her Müslümanın sorumluluk duyacağı bir meseledir; ancak zulüm olarak nitelendirilen bir davranışa, Müslüman erkekle kadının göstereceği tepki farklı değerlendirilmektedir. İslâm medeniyetinde Müslüman kadına, savaşma şeklindeki cihada katılma yükümlülüğü getirilmemiş; bu sorumluluk, erkeğe yüklenmiştir. Bu bakımdan Hz. Âişe’nin tutumu daha Mekke’deyken eleştiri konusu yapılmıştır.

Talha ve Zübeyir’in, Hz. Ali’ye neden karşı çıktıkları meselesi de dikkat çekmektedir. Talha, Hz. Ebû Bekir’in akrabasıdır. Bu sebeple onun, Hz. Âişe ile tutum birliği içinde olmasının kabile ilişkileriyle alakalı olması mümkün görünmektedir. Hz. Ali’nin halası Safiyye’nin oğlu olan Zübeyir ise Esedoğullarından olup Hz. Âişe’nin ablası Esma’nın kocasıdır. İşin içinde aktif olarak yer alan ve Hz. Ali tarafından babasını bu iş için kışkırtmakla itham edilen oğlu Abdullah 18 ise Hz. Âişe’nin çok sevdiği yeğenidir.

Hz. Ali’nin, kendisine yapılan hilafet önerisini onlarla paylaştığı, hatta onlara bey‘at etmeyi önerdiği, ancak kabul etmedikleri nakledilir. Yine bazı rivayetlerde, Talha ve Zübeyir’in Hz. Ali’den görev beklentisi içinde oldukları, beklentilerinin karşılanmaması üzerine Hz. Ali’ye karşı çıktıkları ifade edilir. 20 Bu rivayetlerin Hz. Ali’nin haklılığından hareketle kurgulandığı söylenebilir. Hz. Ali dönemindeki baş döndürücü siyasî gelişmeleri dikkate aldığımızda, olayların kahramanlarının tutumlarını tek bir sebeple izah etmek doğru olmasa gerektir. Dolayısıyla burada zikrettiğimiz sebeplerin yanı sıra başka etkenlerin de varlığını düşünmemek için sebep yoktur.

Hz. Ali, Cemel’de muhalifleri etkisiz hale getirdikten sonra Kufe’ye gider. Bundan böyle devleti buradan yönetmeye başlar. Devlet merkezinin Hicaz’dan Irak’a taşınması, önemli sonuçlar doğurmuştur. Hz. Ali Kufe’ye gittikten sonra Muâviye üzerine harekete geçmek üzere hazırlık yapmaya başladı ve Basra’dakinden daha güçlü bir orduyla Şam’a doğru harekete geçti. Muâviye de ordusuyla yola çıkar. İki ordu, Sıffin’de karşılaşır. Savaşın yoğunlaştığı bir sırada -rivayetlere göre yenilmek üzere olan- Muâviye, Amr b. el-Âs’ın akıl vermesi üzerine Mushafları havaya kaldırarak Ali tarafını Kur’ân’ın hakemliğine davet eder.

Tahkim denen bu gelişme, hâdiselerin seyri üzerinde önemli etkiler doğurdu. Hz. Ali, önerinin bir hile olduğunu düşünüyordu. Bununla birlikte devam eden savaş hakkında, akıllarında ciddi sorular bulunan askerleri içinde bu öneriyi çıkış yolu olarak görenlerin sayısı fazlaydı. Ancak askerlerin bir kısmı, Şamlıların önerisinin kabulüne şiddetle karşı çıktılar. Tahkime karşı çıkanlar, daha sonra tavırlarını, muhtemelen Kur’ân’dan alınan21 “Hüküm, ancak Allah’ındır.” şeklinde bir sloganla formüle ettiler. Onlara göre, asilerle savaşı durdurmak Allah’ın emrine de aykırıdır. Zira Kur’ân’da, “Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.” buyurulmaktadır. Öte yandan savaştıkları asilerle aralarındaki sorunu hakemlere havale etmek, savaşma gerekçeleri hakkında şüphe içinde oldukları anlamına geliyordu. Bu da hem kendi durumlarını, hem de arkadaşlarından ölenlerin durumunu tehlikeye atıyordu.

İnsanların hakemliğine başvurmak doğru bir davranış kabul edildiği takdirde, haklılığından şüphe duyulan bir savaşa girişmekle, insanları öldürmekle ve bu savaşta ölmekle büyük bir hataya düşmüşlerdir.

Diğer taraftan tahkimin kabulü ve ardından ortaya çıkan gelişmeler, Hz. Ali’nin ordusunda derin ayrılıkların temelini attı. Hz. Ali, hem tahkimin kabulünde, hem de hakemlerin belirlenmesinde tahkim taraftarlarına söz dinletemedi.

Neticede ordusundaki iki gruptan birine meylederek tahkimi kabul edince, tahkim karşıtlarının önemli bir kısmı, Haricîler denen ayrı bir grup olarak şekillenmeye başladı.

Tahkim görüşmeleri için kararlaştırıldığı şekilde Dûmetü’l-cendel bölgesinin Ezruh mevkiinde bir araya gelen hakemler, meseleyi müzakere ederken iki önemli konuda görüş birliğine ulaştılar. Birincisi, Hz. Osman’ın mazlum olarak öldürüldüğüdür. Bu karar, Muâviye açısından önemli bir başarıdır. Diğer karar ise, fitneye bulaşan Hz. Ali ve Muâviye’nin azledilerek yerlerine ümmetin uygun gördüğü birisinin lider seçilmesidir. Daha sonra bu karara uygun bir şekilde Şam’da Muâviye’ye halife olarak bey‘at edilecektir.

Hakemler seçilirken, kararlarını Allah’ın kitabına göre verecekleri prensibi belirlenmişti. Hz. Osman’ın katli meselesinde onun mazlum olduğunun yanı sıra Muâviye’nin kanının velisi kabul edilmesi, Muâviye açısından çok önemliydi. Bu karar, bir anlamda Muâviye’yi iddiasında haklı konuma getiriyordu. Ancak -bildiğimiz kadarıyla- Hz. Ali ve Muâviye’nin yönetimden uzaklaştırılması ve ümmetin birisini seçmesi meselesinin Kur’ân’dan bir referansı gösterilmemiştir. Bu da hakemlerin kararlarının sorunu çözmek
yerine yeni sorunlar doğurmasına neden olmuştur. Nitekim Hz. Ali, Allah’ın Kitabına uygun olmadığını söyleyerek bu kararı tanımadığını ilan etmiştir.

Tahkim hususundaki önemli fikrî ayrılıklar sonucunda ayrı bir grup olarak ortaya çıkan Haricîler üzerinde kısaca durmak gerekir. Tahkimin şartları ve nasıl yapılacağı belirlendikten sonra ordular memleketlerine döndüğünde Haricîler, Hz. Ali’nin ordusundan ayrıldılar. Hz. Ali, bu tahkim muhaliflerini ikna ederek Kufe’ye gitmelerini sağladı. Onların nasıl ikna edildiği konusunda Haricîlerin iddiası ile Şiî ve Sünnîlerin naklettikleri arasında farklılıklar mevcuttur. Haricîler, Hz. Ali’nin tahkimden vazgeçeceğine ve hakemini göndermeyeceğine dair söz verdiğini söylerler.

Şiîlerin ve Sünnîlerin rivayetlerinde ise Hz. Ali’nin, Abdullah b. el-Abbas’ı Haricîlere göndererek, daha sonra da kendisi giderek onları Kufe’ye gitmeye ikna ettiği ifade edilir.

Haricîler, Hz. Ali’nin hakemi Ebû Musa el-Eş‘arî’yi daha önce belirlenen tarihte görüşmelere gönderince tahkime karşı çıkanlar, artık Hz. Ali’nin hâkim olduğu şehirde kalmanın doğru olmadığını söyleyerek başlarına Abdullah b. Vehb er-Râsibî’yi lider seçtiler ve Kufe’den ayrılıp Nehrevân’a gittiler.

Haricîlerin seçtikleri yeni liderin Kureyş’ten olmaması, önemli bir gelişmedir. Zira o güne kadar gelen dört halife de Kureyşli’ydi. İlk defa Kureyşli olmayan biri, bir grup Müslüman tarafından “imam” sıfatıyla seçiliyordu. Bu durum bize, bazı muhaliflerin umut bağladıkları Hz. Ali’nin, beklentilerini karşılamaması üzerine Kureyş’i dışlayarak bir çözüm bulmaya yöneldiklerini göstermektedir.

Haricîler ile Hz. Ali arasında Nehrevân’da meydana gelen çarpışmada, savaş alanında kalan Haricîlerin tamamına yakını ölü ya da yaralı olarak bertaraf edildi. Nehrevân savaşında kazanılan askerî başarı, savaş alanından ayrılan ve hayatta kalan Haricîlerin Hz. Ali’ye karşı düşmanlıklarını biledi. Aradan çok zaman geçmeden Hz. Ali, Haricîlerden Abdurrahman b. Mülcem’in düzenlediği bir suikast neticesinde hayatını kaybetti (19 Ramazan 40/26 Ocak 661).


Hz. Ali’nin iç savaşla geçen iktidar döneminde, toplumsal gerginliğin giderilememesi bir yana, onun adamları arasında çıkan ayrılık ve çatışmalar, Muâviye’nin iktidarı ele geçirmesini kolaylaştırdı. Muâviye’ye şiddetle karşı çıkan Haricîler, Hz. Ali’yi uğraştırırken farkında olmadan, onun iktidara yürüyüşünü kolaylaştırdılar.

Hz. Ali döneminde toplum, İslâm’ın doğuşuyla başlayan dinî, siyasî, ekonomik ve kültürel gerginliğin kısmî yansımalarını yaşamaya devam ederken, toplumu geren diğer kültürlerle karşılaşmanın doğurduğu sorunlar da etkisini hissettiriyordu. Hz. Ömer’in yaralandıktan hemen sonra kendisine saldıran kişinin Müslüman olup olmadığını sorması, Müslüman olmadığını öğrendiğinde ise memnuniyet izhar etmesi, bir gerginlik öngörüsüne sahip olduğunu göstermektedir.

Arap toplumu, göçebe ya da yarı göçebe bir hayat yaşarken, kısa sürede büyük bir zenginliğe kavuşmuş; siyasî hâkimiyet alanı, İslâm’dan önce hayal edilemeyecek kadar genişlemişti. Kureyş’in yönetimdeki etkinliği, bazı yöneticilerin tutumu ve elde edilen zenginliğin dağılımındaki sorunlar, diğer kabilelerin yavaş yavaş muhalif bir konuma geçmelerine neden olmuştu. Kısaca gelişmelerin doğurduğu çekişmeler ve gerginlikler, Hz. Ali’yi birçok problemle karşı karşıya bıraktı.

Hz. Ali, uzun yıllar yönetimden uzak kaldıktan sonra iktidara gelmişti. Aslında Hz. Peygamber döneminde savaşlarda üstlendiği önemli görevler dışında, fazla bir yönetim tecrübesi kazanmış değildi. Kendisinden önceki halifeler döneminde gerçekleşen fetih hareketlerine katılmadığı gibi, hep Medine’de kaldığı için toplumda meydana gelen değişimi yeterince takip edememişti.

Yönetimden uzak kaldığı süreçte tefekküre çok zaman ayırabilmiş; Kur’ân üzerine daha çok düşünmeye zamanı olmuştu. Bununla birlikte uzun süre siyasî gelişmelerin dışında kalmasından dolayı, Hz. Peygamber’e ilk inananlardan biri olarak yaşadığı coşkun dinî duygularıyla, karşılaştığı siyasî sorunları uzlaştıramadığı söylenebilir.

Öyle anlaşılıyor ki Hz. Ali, İslâm toplumunda, özellikle de yeni kurulan Kufe, Basra ve Fustat gibi şehirlerdeki gelişmeleri ve dönüşümü yeterince izleyemediği için karşılaştığı sorunları bertaraf edebilecek çözümler üretememiştir. Öte yandan toplumun Hz. Peygamber dönemindeki yapıya sahip olmadığı da bir gerçektir.

Ekonomik, siyasî ve kültürel değişimin doğurduğu etkilerin, taşradaki gelişmelerden uzak olan Hz. Ali tarafından yeterince değerlendirilmemiş olması makul karşılanmalıdır.

Hz. Ali, coşkun dinî duygulara sahip biri olarak, Hz. Osman döneminde dinî ilkelerden uzaklaşma olarak gördüğü uygulamalara son vermek istiyordu.


ALINTIDIR.
👍1

__________________

 
Alt 14 Şubat 2025, 16:51  
Çevrimiçi
WoodStock 🤘☮
 
Leydihan kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Yanıt: Hz. Ali'nin İkidar Yıllarında İslam Toplumunda Siyaset

🔒

İçerik Kilitli

Bu mesajı görüntüleyebilmek için
üye olmalı ve giriş yapmalısınız.

__________________

 
  

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
alinin, siyaset, toplumunda, İkidar, İslam, yıllarında


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Forumlara Hızlı Geç




JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK
❤
❤

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor