30 yılı aşkın süre boyunca, adliye koridorlarında; acımasızca katledilen eşi Hasret Gültekin’in katillerinden hesap sorabilmek için mücadele etti. Bir yandan bu ağır acıyla yaşamaya çalışırken, diğer yandan çocuğunu bu karanlık olayların etkisinden koruyarak hayata hazırlamak için büyük bir çaba gösterdi.
İçimizdeki dernek ve vakıf yöneticilerinin yanlış tutumları, bazen de Hasret Gültekin’in 'dostu' olarak bildiği sanatçıların art niyetli hataları onu derinden üzdü. Hatta zaman zaman bizim paylaşımlarımıza da serzenişte bulunurdu. Birçok kez, ricası üzerine paylaşımlarımızı kaldırdığımız olmuştur. İletişim halindeydik, anılarını sorar, yaşadıklarını anlattırırdık. Çok ama çok bilinmeyen ile aramızdan ayrıldı. Yine doğru bilinen ancak yanlış olan onlarca şeyi de hafızasında alıp götürdü. Bizler bir kısmını biliyoruz, zamanı gelince elbet açığa kavuşturacağız bunları.
Bir konuşmamızda; paylaşımların ajitasyondan uzak olması gerektiğini, yaşadıkları gerçeğin yazılanlardan çok daha derin ve ağır olduğunu özellikle vurgulamıştı. Sosyal medyadaki kalabalıkların aksine, dava süreçlerinde birkaç aile dışında neredeyse yapayalnız olduklarını dile getirirdi. Bizim mücadeleyi orada da yürütmemiz gerektiğinin hep altını çizerdi. Aslında Yeter Gültekin, Temmuz 1993’ten bu yana hiç bitmeyen bir mücadelenin tam ortasında yer alıyordu.
Ne yazık ki bu uzun mücadelenin stresi, yürek dolusu hasret ve yılların yorgunluğu, onu amansız bir hastalıkla yüz yüze getirdi. Bu yaşananlar ne bir tesadüf ne de sıradan bir hayat hikayesidir. 1993’ten bugüne bu acı sadece gidenlerle sınırlı kalmadı; geride kalanların hayatında da onarılmaz izler bıraktı.
Yazılacak çok şey var ama aslında söylenecek söz bitti.
Devrin daim olsun Yeter Gültekin...