26 Eylül 2024, 00:00
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. 90’lardan Bir Oyun 90’lardan Bir Oyun 
"Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir" sözünün Albert Einstein'a ait olduğu iddiası herkesin kulağına gelmiştir. Çocukluk çağından çıkıp gerçek hayat ile yüzleştiğimiz dönemlerde ağızdan ağıza yayılan bu cümle herkesi bir nebze de olsa ‘deli’ veya ‘aptal’ hissettirmiştir diye geçerdi aklımdan; ya da yalnız olmadığımı düşünmek için genelleme yapmışımdır fark etmeden, kim bilir?
Şu an yaşadığımız ve adını ‘gerçek hayat’ olarak adlandırdığımız dönemde, aynı davranışları veya aynı mantıksal yaklaşımı tekrar edip farklı sonuçlar almayı beklemek evet biraz ilginç geliyor kulağa. Kimi zaman bu tekrara düşmeye uygun durumlar içerisinde oluyoruz, kimi zaman aynı şeyleri tekrarlamanın doğuracağı sonucun yine aynı sonuç olacağını ön görsek de, bu bizi o şeyi yapmaktan alıkoymuyor. Kimi buna ‘delilik’ , ‘aptallık’ derken ben buna 90’lardan bir oyun diyorum.
Zamanda yolculuk… Yıllardan 1998, karşı komşumuzun ve aynı zamanda çocukluk arkadaşımın 4. yaş gününü kutlamak için evlerinde toplandık. Benim katılmam o kadar kolaydı ki, kapıyı açıp karşı daireye yürüyordum, sanırım üç saniyelik bir yolculuktu. Kapıdan girdiğimde hemen solda eski zamanların camlı sürgü kapısını açıp salona giriyorum. Benim gibi birçok çocuk oynanacak oyunların heyecanıyla dolanıp duruyor salonun içinde. Masada çeşitli aromalarda meyve suları, kurabiyeler, poğaça ve tatlılar duruyor; hotellerdeki açık büfeleri andıran. Herkes karnını ilk turda doyurduktan sonra bağdaş kurup yere oturuyoruz. Daire şeklinde oluşturduğumuz oyun halkamızın tam ortasında kocaman bir paket duruyor. Bu paket insanı çıldırtacak büyüklükte! Ama hepimiz bu paketin aslında üst üste sarılmış, içerisinde bir veya birkaç hediyeden oluşan bir sabır deneme oyunu olduğunu biliyoruz. Oyunun ayrılmaz parçası olan 90’ların en sevilen şarkıları, kaset çalarda çalmak için hazır. Nefesler tutuluyor ve doğum günü çocuğu paketi ortadan aldığı zaman oyun başlıyor! Oyunun konsepti, görevi üstlenmek isteyen ve bizden yaşça büyük olması tercih edilen bilinçli bir kişi ve bu kişinin, şarkıları belirli aralıklarla başlatıp belirli aralıklarla durdurmasıyla ilerliyor. Bazen uzun uzun çalan şarkıda elden ele dolaşan bu paket bazen de anlık çalıp duran bir şarkıyla bizi ters köşe yapıp oyunu ateşleyen anlar yaşatmayı amaçlıyor. 3,2,1… Tarkan’dan “Dudu dudu” şarkısıyla başlayan oyun ilk turdan paketi adeta savururcasına elden ele yolladığımız bir kağıttan savaş haline geliyor ! Şarkının aniden durmasıyla, paketi elinde tutan kişi ilk katmanı açma hakkı kazanıyor. Şimdi buraya dikkat çekelim; bu oyunu oynayan her çocuk ilk turda paketten hediye çıkmayacağını bilmesine rağmen öyle büyük bir heyecanla yırtar ki o paketi, bu “delilik” miydi yoksa “aptallık” mı? İlk turda boş çıkan katmandan sonra şarkı yeniden başlatılıyor ve oyun tüm adrenaliniyle devam ediyor. Paket elden ele savrulurken bazen yere düşüyor ve o an paketi düşürenle paketi alacak olan arasındaki o bakışma, oyunu dışardan izleyenler için ne kadar komik görünüyorsa, o iki çocuk için de aynı komiklikteydi. Çünkü paketi düşüren kendi sırasının geçtiğinin bilincinde, yanındaki çocuksa sıranın onda olduğunu bilmenin heyecanını yaşıyordu. Oyun tüm hızıyla devam ederken şarkı duruyor. Paketi elinde tutan ben, heyecandan altıma kaçırmamak için hemen paketi açmaya çalışıyorum. İkinci katman da boş çıkıyor ve hiç vakit kaybetmeden oyunu Tarkan’dan başka bir şarkıyla devam ettiriyoruz. Malum sürekli kaset değiştirmek zor olduğundan aynı kasetten ilerliyoruz. Bir boş bir dolu ilerleyen paket, heyecanı ikiye katlıyor adeta.
Şarkının çalma süresini uzatan “evimizin DJi”, paketin savrulma hızını da artırmaya başladı. Kafamıza ve ağzımıza vuran paketle biz çocuklar kahkahalara boğuluyoruz! Aynı konseptte ilerleyen oyunda paket git gide küçülmeye başlarken, “en önemli” hediyeyi kim alacak heyecanı sardı tüm salonu. Artık heyecan bizi geçmiş, ailelere kadar yayılmıştı. Paketin en cılız hali kalmıştı artık ellerde dolaşan. Açılan boş katmanlar sonrası şarkı durdu ve elinde paketi tutan biliyordu, “en önemli” hediye onundu artık. Kağıdı o kadar sakince açtı ki inanamadık, hediyesine zarar gelsin istemiyordu besbelli. Hepimiz teker teker bu maraton sonundaki hediyesine kavuşan arkadaşımız adına çok seviniyoruz. İşin en güzel yanı da buydu zaten; kimse kin, kıskançlık duymadan sadece seviniyordu. Şimdi gelelim tüm bunları neden anlattığım konusuna. “Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir" demiş ya Albert Einstein, çocuklar da dahil miymiş bu “deliliğe” yoksa başka bir kelime miydi bizi aynı paketi defalarca açıp “bu kez hediye bana çıkacak” beklentisine sokan? Çocukluktan kalan ve belki de yaş aldıkça unuttuğumuz bir kelime; masumiyetti bizi defalarca aynı şeyi tekrarlayıp farklı sonuç beklentisine sokan; durumları en temiz, en saf halinde düşünerek hareket ettiren. Bana o dönemlerin masumluğunu tekrardan hatırlatan Orhan Pamuk, ne güzel söylemiş adı gibi güzel ‘Masumiyet Müzesi’ kitabında; “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” 90’lardan bir oyundu ve hayatımın en mutlu anıydı, şimdi anlıyorum. Eylül Ruso [Foruma üye olmadığınız sürece forum içeriğindeki bağlantıları görüntüleyemezsiniz. Foruma üye olmak için TIKLAYIN!] | |
|
| |