Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Kudüs'ün Tarihi Kudüs'ün Tarihi M.Ö. 3500 ŞEHRİN İLK SAKİNLERİ
Tevrat kaynaklı rivayetlere göre, Hz. Nuh, oğullarından Ham’a bugünkü Kudüs ve çevresini miras olarak bırakmıştır. Ham’ın oğlu Kenan döneminde bölgede ilk yerleşimlerin başladığı düşünüldüğü için, Filistin’in ismi birçok eski metinde “Kenan diyarı” olarak geçer. İslâm kaynaklarında da “Kenan illeri” şeklinde atıf yapılan coğrafyanın Hz. Nuh ve oğullarıyla bağlantısı konusunda, net bir rivayet yoktur. Bugünkü arkeolojik veriler, Kudüs ve çevresinde ilk yerleşimlerin M.Ö. 3500’lerde gerçekleştiğini göstermektedir. Tarihî kaynaklara göre, Kudüs’ün ilk sakinleri, putperest göçebe kabilelerdir. M.Ö. 1400 BARIŞ VE ESENLİK
Kudüs’ün bir yerleşim birimi olarak ismi, ilk kez M.Ö. 1400’lerde, Mısır resmî belgelerinde yer almaya başladı. Filistin o dönemde firavunlar devri Mısır’ına bağlı bir eyalet olduğu için, Kudüs de önemli bir şehir haline gelmişti. Kenan bölgesindeki kabilelerden Yebusilerin mesken edindiği şehrin ismi “Uruşalem”di. Yebusilerin dilinde “barış ve esenlik yurdu” anlamına gelen bu isim, İbraniceye “Yeruşalayim” ve Arapçaya da “Dârusselâm” adıyla geçmiştir. Yahudiler “Yeruşalayim” ismini hâlâ kullanırken, Araplar “Dârusselâm”ı tercih etmemişlerdir. Bugün İsrail resmi belgelerinde Arapça olarak “Uruşalim” ismi de geçmektedir.
Kudüs’ün bilinen ilk sakinleri Yebusilerdir. Filistin kökenli bir halk olan Yebusilerin, Hz. Nuh’un oğlu Ham’ın soyundan geldiğine inanılır. M.Ö. 1010-970 SAPAN TAŞIYLA GELEN ZAFER
İslâm kaynaklarında Tâlût olarak zikredilen başkomutanın idaresinde Şeria Nehri’nin batı yakasına geçen İsrailoğulları, bugünkü Filistin topraklarında, bölgenin hâkimi olan Filistilerle savaşa tutuştu. Ordu saflarında bulunan genç yaştaki Davud isimli bir delikanlı, attığı sapan taşıyla düşman ordusunun başkomutanı Câlût’u öldürünce, savaşın seyri bir anda değişti. Allah’ın bilâhare kendisine peygamberlik vazifesi, siyasi yetki ve ilim verdiği Hz. Davud, İsrailoğulları’nı, M.Ö. 1010-970 yılları arasında yönetti. Hz. Davud, İslâm’a göre hem kral hem de peygamber iken, Yahudi kültüründe sadece ‘kral’dır.
Hz. Davud’un attığı sapan taşıyla can veren düşman komutan Calut’un ölümüyle, İsrailoğulları’na Kudüs’ün kapıları açılmıştır. M.Ö. 1003 KRAL-PEYGAMBERİN ŞEHRİ
Atalarının tarihi yurdu Filistin’i düşmanlarının elinden alan İsrailoğulları, Hz. Davud’un liderliğinde siyasi ve dinî olarak yeniden toparlanış sürecine girdi. Hz. Davud, bugünkü Kudüs surlarının hemen güneyinde, şehrin ilk halinin temellerini attı. Hz. Davud’un M.Ö. 1003’te resmen başkent ilân ettiği bu şehir, şimdiki Kudüs’ten çok daha küçüktü. Hz. Davud’un yönetiminde Filistin toprakları adalet ve hikmetle dolu bir döneme şahitlik etti. Kendisinden sonra, yine kral ve peygamber olarak, yerini oğlu Süleyman aldı. Hz. Süleyman, insanlık tarihinin gördüğü (ve göreceği) en geniş imkânların emrine verildiği, sıra dışı bir yöneticiydi.
Hz. Süleyman, Kudüs’te kıblesi Kâbe’ye dönük bir mescit inşa etmişti. Bu mescit, Yahudiler tarafından “Süleyman Mabedi” olarak adlandırılır. M.Ö. 970-931 BEYT-İ MAKDİS’İN İNŞASI
M.Ö. 970-931 yılları arasında hüküm süren Hz. Süleyman insanlardan, cinlerden, kuşlardan ve diğer canlılardan oluşan devasa ordulara sahipti. Tüm bu varlıklar, onun emri ve yönlendirmesi altında, dilediği işler için çalışırlardı. Hz. Süleyman, Kudüs’te büyük bir mescit inşa ettirmek için kolları sıvadı. 957’de tamamlanan mabedin kıblesi de Kâbe’ye dönüktü. Elde bulunan Tevrat ruloları, Hz. Süleyman’ın emriyle bu mescidin ortasındaki özel bir bölümde muhafaza altına alındı. Mescidin tamamlanarak ibadete açılmasının ardından, Hz. Davud’un vaktiyle kurduğu şehir, bugünkü sur içi Kudüs’ü de kapsayacak şekilde genişletildi.
Hz. Süleyman, Kudüs’te kıblesi Kâbe’ye dönük bir mescit inşa etmişti. Bu mescit, Yahudiler tarafından “Süleyman Mabedi” olarak adlandırılır. M.Ö. 931 KRALLIK İKİYE BÖLÜNÜYOR
Hz. Süleyman’ın 931’deki vefatı, kurduğu muhteşem krallık için de sonun başlangıcı oldu. Kendisinin kurmuş olduğu sistem, sonrakiler tarafından muhafaza edilemeyince, İsrailoğulları içinde kısa sürede çıkan siyasi sürtüşmeler, Filistin’de istikrarı yok etti. İkiye bölünen krallığın güneydeki kısmı “Yehuda”, kuzeydeki kısmı da “Israel” adını aldı. Israel, Hz. Yakub’un lakabıyken, Yehuda da onun oğullarından birinin adıydı. Filistin’de bundan sonraki süreç, tümüyle iç savaş, çatışma ve kaostan ibaretti. Ülke kendi içinde parçalanınca, dışarıdan müdahalelere de son derece açık hale geldi.
Hz. Süleyman’ın vefatından sonra, kurduğu krallık ikiye ayrıldı. Bölünme, sonraki dönemlerde Filistin’e düşman akınlarını da kolaylaştırdı. M.Ö. 721 İLK İŞGALCİLER ASURLULAR
Filistin topraklarında büyük bir karmaşanın hüküm sürdüğü bu dönem, Asurluların M.Ö. 721’de bölgeyi işgaliyle sonuçlandı. Kuzeydeki Israel Krallığı’nı harabeye çeviren Asurlular, binlerce Yahudiyi esir aldı. Daha sonra güneye yönelerek Kudüs’ü gözlerine kestiren Asurlular, şehri kuşattı. Tevrat’ta da ayrıntılı şekilde anlatılan bu kuşatma, Yahudi kaynaklarında çeşitli mucizeler eşliğinde betimlenmiştir. Asur Kralı Sanherip, ordusu içinde yayılan salgın hastalıkların da etkisiyle nihayet kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı, kendisi de bugünkü Irak topraklarında bulunan Ninova bölgesine çekildi.
Filistin bölgesinin içine düştüğü istikrarsızlık ve kaos ortamından faydalanan Asurlular, Kudüs’ü kuşatarak binlerce Yahudi’yi esir aldı. M.Ö. 597 BABİLLİLER KUDÜS KAPILARINDA
Asurluların bölgeden çekilmelerinden sonra, Kudüs kapılarında yeni bir tehlike daha belirdi: Babilliler. M.Ö. 610’da Asurlulara öldürücü darbeyi vuran Babil Kralı Nabukadnezzar, gözünü Filistin’e çevirmişti. Mısırlıların Asurlulara verdiği desteği bahane eden kral, ordusunu bölgeye göndererek yeni bir savaş başlattı. M.Ö. 597’de, Babilliler uzun ve zorlu bir kuşatmanın ardından Kudüs’ü ele geçirdiler. Kutsal şehrin bir pagan imparatorluğun hâkimiyeti altına girmesi, Yahudileri ciddi şekilde sarsmıştı. Din adamları, toplumu motive etmek için kutsal metinleri kolaçan ederken, tarihin en büyük yıkımlarından biri, Kudüs’ün kapısını çalmak üzereydi.
Asurluları mağlup ederek tarihten silen Babilliler, Kudüs kapılarına dayandı. Şehir, uzun bir kuşatmanın ardından Babillilerin kontrolüne girdi. M.Ö. 586 BEYT-İ MAKDİS’İN YIKIMI
Babilliler, Kudüs’ü ele geçirdikten sonra şehirde yaşayan Yahudilere büyük bir baskı uyguladılar. İbadetlere yasaklar getirildi, sur içi Kudüs’te yaşam zorlaştırıldı. Babil Kralı Nabukadnezzar, Kudüs’ün yönetimi için kukla bir kral atayıp, savaşlar silsilesinin devamı için Filistin’den ayrıldı. Birkaç yıl içinde Yahudiler, Babil işgaline karşı örgütlenip ayaklanmaya hazırlandıkları sırada, Nabukadnezzar’ın gazabıyla karşılaştılar. M.Ö. 586’da kralın emriyle Beyt-i Makdis tamamen yıkıldı, Kudüs taş üstünde taş kalmayacak şekilde harabeye çevrildi, şehirde yaşayan Yahudilerin tümü de Babil’e sürgün edildi.
Babil Kralı Nabukadnezzar, Beyt-i Makdis’in yıkılmasını emretti. Hz. Süleyman’ın inşa ettiği mescit böylece yok olurken, Yahudiler de sürgün edildi. M.Ö. 586-537 SÜRGÜNDEN DÖNÜŞ
M.Ö. 586-537 arasında, yaklaşık 48 yıl sürgünde yaşayan Yahudiler, nihayet Babillilerin Persler karşısında yenilgiye uğramasıyla, yeniden Kudüs’e dönme şansına kavuştu. Pers Kralı Kiros’un 538 tarihli fermanıyla birlikte, 50 bin dolayında Yahudi, zorlu bir yolculuğun ardından Filistin topraklarına ve Kudüs’e döndü. Sürgün döneminde on binlercesi yollarda ve Irak topraklarında hayatını kaybetmişti. Yahudiler için, ‘Babil Sürgünü’ gerçek anlamda bir dönüm noktasıydı. Tarihî kaynaklara göre, kendilerine müsaade edilen Yahudilerin tamamı Kudüs’e dönmedi. Irak’ın iklimine ve ortamına alışan birkaç bin Yahudi, yeni bir göçe katlanmak yerine Irak’ta kalmayı tercih etti.
Babillileri yenen Pers Kralı Kiros’un Yahudilere yeniden Kudüs’e dönüş izni vermesi, şehrin tarihi açısından dönüm noktalarından biriydi. |