Dini Yazılar İslâm ile iilgili resimler, şiirler, hikayeler ve videoları burada paylaşabilirsiniz.


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Din-Mezhep İlişkisi
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
140
Konu Bilgileri : Dini Yazılar
Konu Basligi
Din-Mezhep İlişkisi
Konudaki Cevap Sayisi
0
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
140

Kullanıcı Etiket Listesi


 
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Prev Önceki mesaj   Sonraki mesaj Next
Alt 09 Nisan 2024, 00:53  
Çevrimiçi
 
Sürmenaj kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Din-Mezhep İlişkisi

Din-Mezhep İlişkisi

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Din-Mezhep İlişkisi

Mezhepler Dinin Yorumlarıdır;
Dinle Özdeşleştirilemez!

İtikadi, fıkhi, siyasi mezheplerin tamamı tarihseldir. Mezheplerin oluşum süreçlerini tamamlayıp tarihteki yerlerini almaları sonraki dönemlerde söz konusu olmuştur. Daha vurgulu söylemek gerekirse Rasulüllah’ın mezhebi yoktu, sahabenin mezhebi yoktu; Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ali’nin mezhebi yoktu. Onlar sadece Müslüman idiler.

Dinin temeli vahye dayanır. Evreni eşsiz bir düzen ve güzellik içinde yaratan Yüce Allah, özel donanım vererek sorumluluk yüklediği insana, onlar arasından seçtiği bir elçi vasıtasıyla mesajlarını bildirmiş, insanların bu mesajlar çerçevesinde inanıp yaşamasını istemiştir. Son vahiy İslam, son peygamber de Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Ancak diğer dinlerde olduğu gibi İslam’da da vahiy metninin yoruma açık boyutlar taşıması, insanların değişik eğilim ve tabiatlara sahip olması, İslam’ı benimseyen toplulukların farklı karakterleri, yaşanan muhtelif siyasi ve sosyal olaylar vb. sebeplere bağlı olarak çeşitli ayrılıklar ortaya çıkmıştır.

Başlangıçta düşünce ayrılığına dayalı bu farklılıklar, giderek belli yöntemlerle sistematik bir niteliğe bürünüp gruplaşmış ve “mezhep” adı verilen sosyal yapılar ortaya çıkmıştır.

Bilindiği gibi vahyin temel alanları, başka bir ifadeyle İslami hükümler üç kategoriden oluşur: İnanç, ibadet ve ahlak. Dini anlama ve yorumlamada ortaya çıkan gruplaşmalardan inanç konularıyla ilgili olanlar itikadi mezhepleri meydana getirmiştir. Söz gelimi, müteşabih ayetleri anlamada vahyin lafzına bağlı kalmayı esas alıp bunları yorumlamaktan kaçınanlar Selefiliği, aklı merkeze alıp yorumlayanlar Mutezileyi, vahyi esas almakla birlikte aklî ilkeleri de dikkate alarak yorumlayanlar ise Matüridilik ve Eş’arilik’ten oluşan Halefiliği teşkil etmiştir.

Dinin ibadet boyutu diğer bir ifadeyle ameli alanıyla ilgili gruplaşmalar ise fıkhi mezhepleri meydana getirmiştir. İbadetlerle ilgili olarak ayet ve hadislerde ayrıntıları bulunmayan hususlarda yahut yeni ortaya çıkan hukuki problemleri çözmede âlimler içtihat yöntemleri geliştirmiş, süreç içinde bu yöntemler kurumsallaşarak fıkhi ekolleri oluşturmuştur. Bunların bir kısmı tarihe karışırken bir kısmı güçlenip yayılarak günümüze kadar gelmiştir. Hanefilik, Şafiilik gibi.

Öte yandan fetihlerle birlikte İslam, değişik coğrafyalara ulaştığında buralarda İslam’ı eski inanç ve kültürleriyle, bir biçimde harmanlayarak kabul eden “senkretik/bağdaştırmacı ve ezoterik/batıni yapılar teşekkül etmiştir. Söz gelimi, İslam’ı bölgedeki kadim inançlar ve bazı felsefi nazariyelerle yorumlayan İsmaililik ve Dürzilik bunlardandır.

Mezhepler tarihi araştırmacılarına göre günümüz İslam dünyasında demografik bakımdan ağırlıklı yapıyı ehlisünnet teşkil etmektedir. Bünyesinde Selefilik’ten başka Matüridilik ve Eş’arilik gibi iki kelami ekol ile yaşayanları bakımından dört fıkıh mezhebi ve çok sayıda sufi yapıyı barındıran ehlisünnet bir mezhep olmaktan çok “ana gövde” olarak açıklanmıştır.
Kendine has itikadi ve fıkhi görüşleri bulunan İsnaaşeriyye (kelamda İmamiyye, fıkıhta Caferiyye) ise Şiiliğin ana bünyesini temsil etmektedir. Daha sonra itikatta Mutezile’ye yakın görüşleriyle bilinen, fıkıhta ise özel ekolü bulunan Zeydilik bulunmaktadır. Yaşayan tek Harici fırka, yaygın İslami anlayışa oldukça yakın çizgiye gelmiş olan İbadilik’tir. Batıni fırkaların başında ise Nizari İsmaililik, Dürzilik ve Nusayrilik gibi yapılar yer almaktadır.

Doğal olarak her mezhep kendisini “hak” görmektedir. Bazen bu anlayış “diğer mezhepler de hak olabilir” hükmüne açık iken bazen tekelci bir anlayışa yönelip “hak”kı sadece kendisi ile sınırlandırmaktadır. Oysa “hak” olan vahiydir, dinin kendisidir. Dinin yorum ve anlaşılma biçiminin kurumsallaşmış hâli olan mezhep dinle asla özdeşleştirilemez, aynileştirilemez. Genel anlamda “hak”kın ölçüsü vahiy ve onun Hz. Peygamber tarafından hayata aktarılmış boyutu demek olan sünnettir. Batıni fırkaların esnek tutumu hariç bütün mezhepler Kur’an’a ve sünnete dayandığını ifade etmektedir.

Bu dayanmanın ne kadar sağlıklı ve tutarlı olduğunu sorgulamak ise bireylere düşmektedir.

Geçmişte mezheplerin birbirlerini yargılamaları tarihsel şartlar içinde düşünülmelidir. Bugün hiçbir mezhep diğeri hakkında hüküm vermemeli; daha sağlıklı ifadeyle mezhep mensupları birbirlerini tekfir etmemeli, dalalet içinde görmemeli, şirke nispette bulunmamalıdır. Zira Kur’an-ı Kerim çok açık olarak hidayeti, vasıflar bazında tanımlamıştır. Bunlar; gayba iman etmek, namazı ikame etmek, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden infakta bulunmak, Hz. Peygamber’e ve önceki peygamberlere indirilenlere inanmak, ahirete kesin şekilde iman etmektir. (Bakara, 2/2-5.) Bu özellikler çerçevesinde Sünni, Zeydi, İsnaaşeri, İbadi, Alevi kısacası kendisini İslam dairesi içinde gören bütün yorum çevreleri birbirlerini “iman ve İslam kardeşi” olarak görmeli, samimiyet içinde birbirine dua etmeli, muhabbet beslemelidir.

Din ile mezhep arasındaki ilişki çok sağlıklı değerlendirilmelidir. Her şeyden evvel din üst kimlik, bunun anlaşılma biçimleri olan mezhepler ise alt kimliktir. Öte yandan din evrensel yani zaman ve coğrafya üstü, mezhep ise tarihseldir. Aynı şekilde din tek, mezhep ise birden çoktur. Din değişmez, mezhebi yorumlar değişebilir niteliktedir. Öyle ki bazen bir mezhebin bir konuyla ilgili görüşü hakkında aynı mezhebe mensup başka âlimler farklı görüşler ileri sürebilmektedir.

Öte taraftan şuna da işaret edilmelidir: Dinin inanç ve ibadetler konusunda yorumlar üstü genel ilkeleri bellidir. Bunlar özü itibarıyla, itikatta Allah’ın varlığına-birliğine, Hz. Muhammed’in O’nun peygamberi olduğuna ve ahiretin gerçekliğine inanmaktır. İbadetler ise yine Kur’an-ı Kerim’de genel çerçevesiyle açıklanmıştır. Bunların uygulama ve ayrıntılarıyla ilgili farklılıklar ise son derece normaldir. İslam tarihinin erken dönemlerinde ortaya çıkan gelişmelere gelince, bunlar tarihte kalmış olup bugüne taşınmasının ve ihtilaflar üretilmesinin anlamı yoktur. Bağdaştırmacı ve batıni mezhepleri de, İslam toplumunun dününün ve bugününün gerçekliği olarak ele almak gerekir.

Mezhep olgusu ile ilgili olarak şu can alıcı hususun altı kalın çizgilerle çizilmelidir: İtikadi, fıkhi, siyasi mezheplerin tamamı tarihseldir. Mezheplerin oluşum süreçlerini tamamlayıp tarihteki yerlerini almaları sonraki dönemlerde söz konusu olmuştur. Daha vurgulu söylemek gerekirse Rasulüllah’ın mezhebi yoktu, sahabenin mezhebi yoktu; Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ali’nin mezhebi yoktu. Onlar sadece Müslüman idiler.

Bugünün dünyasında mezhepleri yok saymak mümkün değildir; ancak mezhepçilik yapmak ya da mezhep farklılıkları üzerinden ayrılıkçı tutumlar geliştirmek hiçbir şekilde doğru değildir.

Bu konuda, başka birçok ayetin yanında şu ayet-i kerimenin mesajına kulak verilmelidir: “Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın (ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. (Rum, 30/31-32.)

Sonuç olarak günümüz insanına düşen, mezhepleri tarihsel gerçeklik olarak kabul etmek, eğer imkânları elverişli ise Kur’an ve sünnetin ölçüleri dâhilinde kendi mezheplerinin olduğu kadar diğer mezheplerin de delillerini öğrenmek-sorgulamak, önemli olanın mezhep değil üst kimliği teşkil eden İslam olduğunu hatırda tutmak, nihayet ne pahasına olursa olsun Müslümanlar arasındaki sosyal bütünleşmeyi korumaya çalışmaktır.

Prof. Dr. İlyas Üzüm

 
 

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
dinmezhep, İlişkisi


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor