Herşeyin bir ölçü birimi, bir değeri vardır ama “A N A” denen varlığa ne değer biçilir, ne zaman onu eskitebilir, ne de onun değerini ölçebilen bir ölçü birimi vardır. Evladını kucaklayan bir ele kim değer biçebilir? “Yavrum!...” diyen bir sesi hangi hassas alet ölçebilir? Ninni söyleyen bir dilin verdiği huzuru hangi teknik aletin sesi verebilir?
Eskiden “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” sözü altın devirlerini yaşıyordu. “Ana başa taç, her derde ilaç imiş.” diye kulağımıza fısıldanıp, “Ana ata, önünden geçmek hata.” düsturuyla terbiyeli bir nesil yetiştiriliyordu.. Zaman su gibi aktı. Yıllar birbirini kovaladı... Ve ansızın hain bir rüzgâr esti... Bağımızı viran etti... Bülbülü gülden, anayı yavrudan ayırdı.. Bu kahpe rüzgârın ardından gelen medeniyet kasırgası ortalığı kasıp kavurdu. Büyüğe saygı küçüğe şefkat -edep ve terbiye- ile döşeli olan Ahlak Sarayımızı temelden sarstı... Hemen kollar sıyandı. Her tarafı “a y d ı n” bir nesil meydana getirilmeğe çalışıldı... Olmadı. Gayetler boşa gitti... Ellinci baskısı yapılan bu neslin her baskısı bir öncekine rahmet okuttu, çıra yakıp arattırdı...
Bugün anaların başı “Başı dumanlı dağlar.” misali dertlerle kaplı. İnsanın iliklerine kadar işleyen bir dert... Anaların bağrını delen, canına tak dedirten onulmaz bir yara: “Evladının kendine hor bakması.” Dertli Ana!.. Hainler bunun için uğraşıyordu. Beni sana düşman etmeğe çalıştılar.. Senin seccadene... Senin başörtüne... Senin ahlakına... Narin ellerinle “Benim bağrımdan kopan bir parçam.” diye bağrına basarak büyüttüğün yavrun şimdi sana hor mu bakıyor? Dün senin için destan yazan eller bugün zehir mi saçıyor? Kalemler yemin mi etti sana methiyeler yazmamağa? Yoksa kelimeler, harfler mi kayboldu? “Garip Ana... Sen sessiz bir destandın, seni okuyamadım. Senin verdiğin saadeti, öpüp başıma koyduğum o elin mutluluğunu hiç-hiç kimse veremez... Senin konuşulmadığın bir yer, “anama da selam eder, hayır dualarını beklerim.” diye bitmeyen bir mektup, seni yazmadan geçen bir el, bir kalem olabilir mi? Senin bağrında büyüttüğünün bağrına kim kurşun sıkabilir? “Kör kurşun sen hiç ana olup yavru emzirdin mi?”