25 Şubat 2024, 19:52
|
#
1 |
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir. Hac Mekânlarının Simyası - OSHO Hac Mekânlarının Simyası - OSHO 194.jpg) Bir tekneyi yürütebilmenin iki yolu vardır. Bunlardan biri, yelkenleri doğru zamanda rüzgar doğrultusunda açmak, ve kürekleri kullanmak; diğeri ise yelkenleri kapalı tutup, küreklerden faydalanmaktır. Hac mekânları, bilinç ırmaklarının kendiliğinden aktığı yerlerdir: Senin yapman gereken tek şey, bilinç yelkenlerini açarak bu akımın ortasında durmak ve ileri doğru yolculuğuna başlamaktır.
Böyle yerlerde diğer yerlere ve kendi başına kat edeceğine oranla, çok daha kolay ve çabuk yol alman mümkün olacaktır. Başka bir yerde fark etmeden negatif bir yere ulaşabilir ve yelkenlerini yanlış yöne doğru açarak, varmak istediğin noktadan, daha da uzak düşebilir ve kaybolabilirsin. Örneğin olumsuz duygularla dolu — söz gelişi kasapların bütün gün hayvan kestiği — bir yerde oturmuş meditasyon yapıyorsan, zihninde büyük bir mücadele ve çatışma oluşabilir. Meditasyon yaparken oldukça alıcı açık ve savunmasız bir hale gelirsin; bu yüzden o sırada etrafında olup bitmekte olan ne varsa sana geçebilir. Bu nedenle meditasyon yaparken her zaman seni yanlış bir yere götürmeyecek bir yer seçmen gerekir.
Meditasyon sırasında, rahatsız edici duygular hissettiğinde veya sükûneti yakalamakta zorlandığında bulunduğun yeri değiştir. Kişi hapishanede bile meditasyon yapabilir; ancak bunun için çok sağlam bir kişilik gerekir. Hapishanede meditasyon yapmana yardımcı olacak, farklı yöntemler vardır; negatif güçlerin giremeyeceği bir sınır çizgisi yaratman gerekir. Ama birtirtha, yani kutsal hac mekânında böyle bir çizgiye gerek duyulmaz. Öyle bir yerde tüm direncini bırakıp, tüm kapı ve pencerelerini tüm yönlerden açmana yardımcı olacak bir tekniğe ihtiyaç duyarsın. Orada pozitif enerji bolluk içinde akmaktadır.
Yüzlerce insan, bilinmeyenin içinden buralara gelmiş ve bir yol yaratmıştır. Evet, bunu bir yol olarak adlandırmak gerekir. Yaptıkları gerçekten de yolu tıkayan ağaçları kesip çalıları temizleyerek, kendi arkalarından gelenler daha kolayca ilerleyebilsin diye bir yol açmaktır.
Dini yolda daha zayıf insanlara her konuda yardım etmek için gösterilen çaba daha yüksek ve daha güçlü bir bilinçten kaynaklanmaktadır. Hac mekânı da böylesine büyük bir deneydir. Hac mekânı bedenden ruha doğru bir akışın gerçekleştiği, tüm atmosferin enerji yüklendiği insanların samadhi ’ye ulaşmış olduğu yüzyıllar boyunca birçok kimsenin aydınlamayı yaşadığı yerdir. Böyle yerler gerçekten fazlasıyla enerji yüklüdür. Böyle bir yerde yalnızca yelkenlerini açman yolculuğunun başlaması için yeterlidir. Bu yüzden tüm dinler, kendi hac mekânlarını oluşturmuştur. Tapınaklara karşı olan insanlar bile bunu yapmıştır.
Putlara tapınmaya ve tapınaklara karşı olan dinlerin bile hac mekânları oluşturmuş olması ilgi çekicidir. Heykelsiz yapmak kolaydı ama hac mekânsız yapmak zordu; çünkü hiç bir dinin karşı gelemeyeceği ya da yadsıyamıyacağı enginlikte bir değere sahiptiler. Jainalar da Müslümanlar da Sihler de hatta Budistler de — Budistler başlangıçta put kullanmıyordu — putlara tapmazlar. Ancak hepsi kendi kutsal hac mekânını oluşturmuştur. Buna mecburdular. Böyle yerler olmaksızın dinin de bir önemi yoktur.
Böyle yerler olmasaydı, her şey bireye düşecekti ve dini bir topluluğun ne amacı, ne de anlamı kalmayacaktı.Tirtha sözcüğü kişinin sonsuz okyanusa atlayabileceği bir nevi tramplen anlamındadır. Jaina sözcüğü tirthankara ise böyle bir tirtha’nın; bir hac mekânın yaratıcısı anlamına gelir. Bir insanın tirthankara olarak adlandırılması için sıradan insanların girebileceği, kendini açıp içsel arayışına başlayabileceği bir enerji alanı yaratmış olması gerekir. Jainalar bu kimseleri ilahî varlıklar değil, tirthankara’lar olarak adlandırır. Tirthankara ilahî varliktan daha büyük bir olgudur, çünkü ilahî varlık iyi bir insan kılığına girmiştir, oysa bir insanın diğerlerinin ilahî olana ulaşabileceği bir yol açması çok daha yüce bir durumdur.
Jainizm bir Tanrı’ya değil, insanın içindeki potansiyele inanır. Jainalar’ın tirtha ve tirthankara lardan diğer dinlerin mensuplarından daha derinlemesine faydalanabilmiş olması da bundandır. Jaina dininde Tanrı’nın rahmeti veya Tanrı’nın merhameti kavramları yer almaz. Jainalar Tanrı’nın yardım edebileceğine inanmazlar; arayan tek başınadır ve kendi çaba ve enerjisiyle yol almalıdır. Ancak bu yolculuğu sürdürebileceği iki yol vardır. İlk yolda her insan kendi teknesiyle kendi kol kuvvetiyle kürek çekerek yol almalıdır. Birçok insanın içinden belki bir tanesi bunu başarabilir. Oysa ikinci yolda rüzgarın yardımına başvurabilir ve yelkenlerini açarak çok daha hızlı ve kolayca gidebilirsin. | |
|
| |