Atatürk Ulu önderimiz Mustafa Kemal Ataturk ile ilgili hertürlü paylaşımı bulabileceğiniz bölümümüz


Konu Bilgileri
Konu Basligi
Atatürk Medeniyettir!
Konudaki Cevap Sayisi
1
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
215
Konu Bilgileri : Atatürk
Konu Basligi
Atatürk Medeniyettir!
Konudaki Cevap Sayisi
1
Su an Bu Konuyu Goruntuleyenler
Bu bilgi üye girişi gerektirir.
Goruntulenme Sayisi
215

Kullanıcı Etiket Listesi


Like Tree2Beğeniler
  • 1 Post By Krizantem
  • 1 Post By Leydihan

 
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Prev Önceki mesaj   Sonraki mesaj Next
Alt 11 Temmuz 2025, 16:51  
Çevrimdışı
 
Krizantem kullanıcısının Avatarı
 
Profil ayrıntılarını görüntüleyebilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.
Varsayılan Atatürk Medeniyettir!

Atatürk Medeniyettir!




“Ben, odun ateşinin ışığında ders çalışmakla başladım ama, ne mutlu ki bana, bugün lazer ışığında ameliyat yapıyorum. “

Bugün, 10 Kasım’da, bizim özgürce toplanmamızı sağlayan, ülkemizi ülke yapan Atatürk’e yakışır bir törende ve Atatürk’e hesap vermeyi gündem yapan bir toplantıda buluşuyor olduğumuz için hepimize teşekkür ediyorum.

Yaşıtlarım anımsayacaktır; bizlerin öğrencilik ve yetişkinlik yılları, 10 Kasımları yas günü olarak anma geleneğinin yaşandığı dönemdi. O yas günlerinde aklımda şu düşünce belirirdi: “10 Kasımları yas günü olarak yaşamakla sanırım bir yanlış yapıyoruz. Atatürk, arkadaşları ve aziz şehitlerimiz hayatları pahasına bu ülkeyi kurdular ve bizlere miras bıraktılar ama biz ona ne kadar sahip çıkıyoruz, ne kadar bu mirasa ve bu insanlara layık oluyoruz? Yas tutmak yerine bu soruyu yanıtlamak daha önemlidir ve Atatürk’ün aziz hatırası önünde, devraldığımız mirasın hesabını vermemiz gerekir. O halde, 10 Kasımlar yas günü değil, bir hesap günü olmalı”

Bu görüşle, Başkent Üniversitesi, kurulduğu günden bu yana 10 Kasımları Atatürk’e, arkadaşlarına, aziz şehitlerimize bir hesap verme günü olarak değerlendirmektedir. Bu toplantımız bunlardan biridir.

Sayın İsmet Görgülü’ye teşekkür ederim; gerçekten bu hesabı iyi yaptı, iyi dile getirdi. Ancak, Sayın Görgülü’yü dinlerken Namık Kemal’in o ünlü dizesi ve Atatürk’ün o dizeye naziresi aklıma geldi:

“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?”

İşte bu çığlığa bir başka Kemal şöyle yanıt vermişti:

Einstein, “Önyargıyı kırmak atomu parçalamaktan zordur” demişti. Bunu ben de acı deneylerle biliyordum.

Atatürk bu dizeleri, Kurtuluş Savaşı’nın daha başındayken, Kırşehir’e geldiğinde söylemişti. Kendisine ve ulusuna inanıyordu. Sonuçta en olumsuz koşullar altında zafer ulusumuzun oldu. İşte, bu anlayışla, ülkemiz haritadan silinmekten, bizlerde kimliğini, vatanını kaybetmiş kişiler olmaktan kurtulduk. Biz ve ülkemiz bu kurtuluşun eserleriyiz. Yalnızca kurtuluşun da değil, bağımsızlıktan sonra yolunu doğru çizebilmiş olmanın da eserleriyiz. Bu yol, Atatürk’ün başlattığı cumhuriyet yolu, başka bir anlamıyla çağdaş uygarlık yoludur. Bu yolda yürürken zaman zaman karamsar tablolar çizenlerin sayısı da az değil.

Ülkemizin bugünkü tablosundan yalnızca karamsarlık çıkarmayı, açıkçası devraldığımız mirasın ruhuyla bağdaştıramıyorum.

Bugün, Anıtkabir’deki törende, bir milletvekiliyle ülke sorunları üzerine sohbet ederken sayın milletvekilinin sözlerindeki karamsarlığa karşı da bunları söylemiştim. Sayın milletvekili ise; “Tabii, siz aristokrat kökenden geliyorsunuz, zorluk bilmezsiniz, sizin için hayat Çetin olmamıştır.” deyiverdi.

Bu sözü duyduğumda çok şaşırdım. Öncelikle aristokrasiden geldiğim apaçık bir “önyargıyı kırmak atomu parçalamaktan zordur.” Demişti. Bunu ben de acı deneylerle biliyordum.

“Siz çarık nedir bilir misiniz”
“Hayır” dedi beyefendi.
“Bense çarık bile bulamadığımız bir hayattan geliyorum.”
“Peki siz hiç odun ateşinde ders çalıştınız mı?”
“Hayır”, dedi, “bizim evde lüks lambası yanardı.”
“Bense, odun ateşinin ışığında ders çalışmakla başladım ama ne mutlu ki bana, bugün lazer ışığında ameliyat yapıyorum.”

Konuşmamızdaki simgeler açıktı. Bu simgeler yalnızca benim yaşamımın değil, ülkemizin geçtiği yolların işaretleriydi adeta. Bugün çağdaş uygarlığın tüm nimetlerini kullanabilecek bir ülkede yaşıyoruz. Nereden nereye geldiğimizi iyi düşünmemiz gerekiyor.

Neyi hedeflemiştik? Ne yaptık, ne öngördük, ne bulduk? Cumhuriyetin başlangıcında öngörülen “muasır medeniyet seviyesi”nde neredeyiz ve biz üzerimize düşen görevi yerine getirdik mi? Bu sorular için başlangıç amaçlarını, o “ilk saat”i iyi anlamalıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1920’de Ankara’da, savaşın ortasında çalışmaya başlamasıyla tarihimizin yönü değişmiştir. TBMM ile temsil edilen “Hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir” ilkesi, yeni bir yapı ve yeni bir toplum ve yeni bir ülke öngörmekteydi.

“Uygarlık asla din, ulus, bölge kavramlarıyla açıklanamaz. Kültürle sık sık karıştırılır uygarlık. Kültür yereldir, uygarlık evrenseldir. “

İşte bu yapının, bu toplumun ve bu ülkenin kurucu öğesi, medeniyet, yeni deyimle çağdaş uygarlık kavramıdır. Bu kavram Atatürk’ün dilinde sık sık şu sözlerle vurgulamaktaydı: “Muasır medeniyet”, “Asrın medeniyeti” “Medeni alem” Atatürk bu sözlerine bir de “Müşterek medeniyet” kavramını ekliyordu. Çünkü, “medeniyet”i insanlığın ortak malı, ulaştığı ortak değeri olarak görüyordu. “Efendiler, ulusumuzun hedefi, ulusumuzun ülküsü, tüm cihanda tam anlamıyla uygar bir toplum olmaktır.”

Uygarlık, ilk bakışta, herhangi bir ulusa, herhangi bir dine, herhangi bir bölgeye ait ve bu kimliklerin içinde bir kavram olarak görülebilir. Batı uygarlığı dendiğinde de, belirli ulusların yaşadığı bir coğrafya, o uluslara ait bir tarih, o ulusların kültürleri akla gelebilir. Üstelik bu kanı oldukça yaygındır da. Ancak, yanlış bir kanıdır. Çünkü, uygarlık asla din, ulus, bölge kavramlarıyla açıklanamaz. Kültür kavramıyla sık sık karıştırılır uygarlık kavramı.

Oysa kültürler yereldir ve çoğuldur, ama uygarlık evrenseldir ve tektir. Çünkü, uygarlık, toplumların “yaban” bir yaşam biçiminden, ilkel bir teknolojiden adil olmayan bir düzenden çıkıp, daha ileri, daha insani, daha adil bir yaşama geçmesidir. Bu düşünce Atatürk’ün dilinde şu cümlelerle ifade edilmişti: “Memleketler çeşitlidir. Fakat uygarlık birdir ve bir milletin ilerlemesi için bu yegane uygarlığa katılması gerekir.

Özetle, diyorum ki, Atatürk, medeniyettir! Sık sık anımsarım; ABD’de bulunduğum yıllarda, Türk olduğumu öğrendiklerinde sorarlardı: “Türkiye nerede?” Kaç çölünüz var?” Çünkü Afrika’da samanlar çoğunluktaydı. Onlara şöyle diyordum: “Türkiye, dünyanın üç kıtasının tam da buluştuğu yerde, yani üç kıtayı birleştiren bir konumda, adeta bu üç kıta için bir köprüdür.

Bu üç kıtanın kapısını açan bir anahtar gibidir; öyle bir öneme sahiptir benim ülkem. Dua edin de, ona bu konumu, bu işlevi kazandıracak bir yönetime sahip olmasın. O zaman dünyanın en ileri, en gelişmiş ülkesi siz olmayacaksınız” Bunları söylüyordum ama, biliyordum ki, benim idealimdeli bu ülkeye ancak ve ancak çalışmakla varılır. İşte Atatürk, o yüzden “Övün, çalış, güven!” öğüdünü vermiştir.

Batılıların Türkiye hakkında ki bu türden bilgisizliğinin, dahası kimi onur kırıcı önyargılarının kaynağında bizim ülkemizi, tarihimizi, kültür değerlerimizi yeterince tanıtamamış olmamızın rolü de tartışılmaz. Tarih nankördür; siz ona kendinizi göstermezseniz, o sizi asla görmez. İnsanlığın ortak mirası olan dünyam uygarlığına katkılarımız, ya biz tanıtamadığımız için bilinmemekte ya da gözardı edilip görmezden gelinmektedir. Bizim tanıtım boşluğumuzu önyargılar doldurmaktadır. Savaşların doğası gereği yaşananlar her fırsatta önümüze çıkarılmakta, kahramanlıklarımız barbarlık, savaş koşullarının kaçınılmaz sonucu ölümler ise soykırım olarak değerlendirmektedir.

Bu yargının bir örneği de, “Ermeni tehciri” olayıdır. Bu konu başından bu yana her fırsatta gündeme getirildi. Şimdi de aynı öykünün yeni varyantlar sahnelenirken önemli olan bizim ne yaptığımızdır. Bu oyunun son sürümlerinden biri, 2001 yılında Fransız parlamentosunda yaşanırken, üniversite olarak bizim yaklaşmamız, konu hakkında nasıl bir yöntem izlememiz gerektiğinin önerisi niteliğindedir. Üniversitemiz Senatosu şöyle bir karar doğrultusunda etkin biçimde çalışmıştır:

Benim idealimdeki bu ülkeye ancak ve ancak çalışmakla varılır. İşte Atatürk, o yüzden “Övün, çalış, güven!” Öğüdünü vermiştir.

“Türkler ve Ermeniler arasındaki belli bir dönemde yaşanan sorunların bugüne etkilerinin, yine Türkler ve Ermeniler tarafından çözüleceğini düşünen Başkent Üniversitesi, Türk ulusuna Batılı ülkelerce yakıştırılan “soykırım” karalamasına en iyi yanıtın, yine Türkler ve Ermeniler tarafından verileceği inancındadır. “(19. 01. 2001 tarihli Başkent Üniversitesi Senato Kararı). Bu amaçla düzenlemeye çalıştığımız, Türk ve Ermeni bilim adamlarının karışacağı sempozyum, ne yazık ki engellendi. Bu amaçlı girişimlerimiz nedeniyle yoğun eleştirilere (!) muhatap olduk.

Ülkemiz zor koşullardan bu günlere geldiği gibi, bugün de, içte ve dışta sorunlar, zorluklar devam etmektedir. Bu zoru yenmekten ve başarmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Bu anlayışla, yanlışları eleştirmek ve düzeltmek hepimizin görevidir.

Çünkü eleştiri, tehlikeye işaret ettiği kadar, o tehlikeden kurtulmanın en uygar araçlarından biridir. Bu aracı iyi değerlendirmenin bir yolu da, onu toplumsal konumumuza uygun biçimde kullanmaktır. Eleştiri konusunda üniversitelerin herkesten farklı bir özelliği olduğunu unutmamalıyız. Üniversiteler, 9’uncu Cumhurbaşkanımız sayın Süleyman Demirel’in deyimiyle, “Ülkemizin deniz fenerinin de bir eleştiri anlayışı vardır. Onun “eleştirisi” denizin yüzeyindeki tehlikeyi gösterdiği gibi, o yüzeyde de gemilerin yolunu da aydınlatır. Bu nedenle eleştirisi üç boyutludur. Üniversitelerin eleştirisi, ülkemizin ne durumda olduğu, neler yapılabileceği ve nasıl yapılabileceği bilgisini, yöntemini ve somur tasarımını içerir. Bizler, ülkemizin özelliklerini ve gizli gücünü anlayabilecek bilgiyi, bu bilgiyi geliştirme yöntemini, çağdaşlığın bilincini taşıyor olmanın sorumluluğuyla davrandığımızda. Ülkemizin fenerleri olma onurunu hak etmişiz demektir.

Bu davranış, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” yurttaşlar olmamızı öğütleyen ve özgür kimliğimizle yaşamamızı sağlayan Atatürk’e, arkadaşlarına ve aziz şehitlerimize bir borç ödeme, bir şükran sunma biçimidir.

İşte bu inanç ve anlayışla, Atatürk’ü, arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi şükran duygusuyla ve saygıyla anıyorum.


Leydihan bunu beğendi.
👍 1
 
 

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
atatürk, medeniyettir


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 

Gönderme Kuralları
Konu açma yetkiniz yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti ekleme yetkiniz yok
Mesaj düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık





JRodix Logo
ForumKalbi.Com, JRodix.Com Sunucularında Barınmaktadır.

FK

ForumKalbi

ForumKalbi cebinde, tek dokunuş uzağında

1️⃣ Safari'de Paylaş ⬆️ butonuna basın
2️⃣ Ana Ekrana Ekle seçeneğini seçin
3️⃣ Sağ üstten Ekle deyin

Yükleniyor