Penelope
25 Ekim 2026, 23:41
[Only Registered Users Can See Links] g&utm_campaign=index&utm_content=original
Peygamberimizin (sav) vefatından sonra Hz. Fatıma, ahiret hazırlığını daha ciddi bir şekilde yapmaya başlamış. O her hâliyle “yolcu” olduğunu belli ediyor ve hazırlığını ebedî âleme göre yapıyormuş.
Peygamber Efendimizin (sav) vefatının üzerinden altı ay geçmişti ki Hz. Fatıma validemiz hastalanmış.
Halife Hz. Ebû Bekir’in hanımı, büyük sahabe Hz. Esmâ ziyaretine gelmiş. Konuşurlarken Hz. Fâtıma annemiz günlerdir kalbini huzursuz eden bir hususu açmak istemiş.
Hz. Esmâ, “Ya Fâtıma, seni üzen şey nedir, söyle de Ebû Bekir’i haberdar edeyim, bir çare bulsun.” demiş.
O iffet ve fazilet timsali, o hayâ örneği, o nezahet membaı Hz. Fatıma’nın son demlerinde kalbini dilhun eden şey elbette mühimdi.
Arkadaşlar bakınız o peygamber neslinin son çiçeği ne istiyormuş: “Ya Esma, beni günlerdir düşündüren şey, vefatımdan sonra üzerine konarak götürüleceğim tabutun şeklidir. Çünkü bu tabutlar dümdüz tahtadan ibarettir. Bu tabuta konan cesede bir kilim örtülmekte ise de cesede yapışan örtü mevtanın vücudunu belli ediyor. Bakanlar cesedin iriliğini, ufaklığını anlıyorlar. Benim cesedimin de namahreme böyle görülmesini istemiyorum. Kalbimi huzursuz eden, şimdiden üzüntüsünü çektiğim şey budur.”
Hz. Fatıma validemizdeki hassasiyete bakınız ki vefatından sonraki durumu düşünmekteymiş. Zaten kefenlenmesine, kefenin üzerine de kilim örtülmesine rağmen o vücudunun ana yapısının belli olmasından rahatsızlık duymaktaymış.
Hz. Esma, Hz. Fâtıma’nın bu problemine şu çözümü getirmiş: “Yâ Fâtıma, biz Habeşistan’a hicret ettiğimizde onların cenazelerini taşıdıkları tabutları gördüm. Dümdüz tahtaların üzerine çatı yapıp bu çatının üzerine de hasır örtüyorlar ve böylece tabutun içinde bulunan cesedi başkaları görmüyor.”
Hz. Esma, böyle dedikten sonra eline aldığı ince hurma dallarının iki ucunu yere saplayıp ortasını yukarı doğru kamburlaştırarak, “İşte böyle yapıyorlar.” diye tabutun şeklini de göstermiş.
Hz. Fâtıma sevinmiş: “Bunu çok beğendim, vasiyet ediyorum; beni taşıyacağınız tabutu böyle yapın ve kefene sarılı cesedimi bakanların nazarından gizli tutun.”
Sonra Hz. Esma’dan su kaynatmasını istemiş ve gusül abdesti almış. Temiz kıyafetlerini giymiş ve yatağını odanın tam ortasına yaptırmış. Hz. Esma’ya sessizce,
“Ben şimdi öleceğim, vasiyetimdir; beni kabre gece yerleştirin.” demiş.
Ardından çocuklarını yanına çağırmış ve onlara:
“Sizleri şerefli bir babaya teslim ediyorum.
Yaşları küçükmüş, çocukları ne olduğunu anlamamışlar. Onları odadan çıkartmışlar. Hz. Fatıma sağ tarafı üzerine yan bir şekilde elini yüzünün altına koymuş.
Hz. Esma O’nun dinlendiğini zannetmiş. Biraz sonra Hz. Fatıma annemize seslenmiş ama cevap yokmuş. Yanına gelmiş ve Resulullah’ın (sav) vefatından sonra ilk defa bu mübarek yüzde hafif bir tebessüm ve buğulu gözlerinde donuk bir bakış görmüş.
Ruhunu teslim ettiğini anlamış, ağlayarak O’nu öpmüş, koklamış, “Resulullah’ın (sav) narin çiçeği, işte babana kavuştun. Resulullah’a (sav) benden selam söyle!” demiş ve dışarı çıkmış.
Kapıda Hz. Ali varmış. Hz. Esma’yı üzgün görünce, “Ne oldu?” demiş.
Hz. Esma hıçkırıklar içinde, “Resulullah’ın son çiçeği de soldu. Babacığına kavuştu.” demiş.
Hz. Ali içeri girmiş. Odanın ortasında bir nur yumağı yatıyormuş. Hz. Ali üzgün bir şekilde eşinin yanına varmış, “Seni ne kadar çok sevmiştim.” demiş ve biricik eşinin gözlerini kapatmış.
Arkadaşlar Hz. Fatıma annemiz geride dört nur çiçeği bırakmıştır.
Annemiz’in cenaze namazını Hz. Abbâs veya zevci Hz. Ali’nin kıldırdığı rivayet edilmektedir. İslâm’da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadın cenazesi Hz. Fâtıma’nın mübarek naaşı olmuştur.
O, vasiyeti üzerine gece defnedilmiş. Medineliler vefatı ancak sabah öğrenmiş.
Medine ağlamış. Medineliler çok üzgün ve hüzünlüymüş.
Sevenlerin muhabbeti, özlemi, hâli, yaşantısı, ahlâkı, hayâsı, edebi, terbiyesi ve vuslatı demek ki böyle oluyor değerli arkadaşlar.
Rabbim bizlere de sevenlerin bu hâlinden bir zerre de olsa nasip eder inşallah.
Rabbim bizleri de sevsin, sevdiklerine sevdirsin inşallah.
Hz. Fatıma anamız vefat ettiğinde onun cenazesini Esma binti Umays yıkamış.
Cafer’in hanımı o cenazeyi yıkarken çıktığında hüngür hüngür ağlıyormuş. Medineli kadınlar, “Niye ağlıyorsun Esma, Fatma’da bir ayıp bir kusur mu gördün?” diye sorunca:
“Vallahi Peygamberimiz’in kızının su taşımaktan şu omuz başları öyle nasır bağlamış ki iki omzunda şöyle kalın kalın nasırlar vardı. Ben onu yıkarken o nasırları görünce Peygamber kızına hizmetçi tutmamış, ona bir yardımcı vermemiş; yani Medineli halktan biri gibi yaşatmış. Resulallah’ın kızının dünyadan böyle gidişi beni çok etkiledi.” demiş.
Hz. Fâtıma…
Nebîler Efendisinin son çiçeği…
Peygamber Efendimizin dünyada neslini devam ettiren nur yumağı…
Kızlarının en küçüğü…
Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin’in anneleri…
Hz. Ali’nin zevcesi…
Eli değirmen döndüren “Fâtıma ana” diye anılan bir sultane anne…
Beyi ve çocuklarıyla Ehl-i Beyt’i teşkil eden ümmetin hanımlarının seyyidesi…
Cennet hanımlarının efendisi…
Rabbim makamını âli eylesin…
Zekeriya EFİLOĞLU
Eğitimci-Yazar
Peygamberimizin (sav) vefatından sonra Hz. Fatıma, ahiret hazırlığını daha ciddi bir şekilde yapmaya başlamış. O her hâliyle “yolcu” olduğunu belli ediyor ve hazırlığını ebedî âleme göre yapıyormuş.
Peygamber Efendimizin (sav) vefatının üzerinden altı ay geçmişti ki Hz. Fatıma validemiz hastalanmış.
Halife Hz. Ebû Bekir’in hanımı, büyük sahabe Hz. Esmâ ziyaretine gelmiş. Konuşurlarken Hz. Fâtıma annemiz günlerdir kalbini huzursuz eden bir hususu açmak istemiş.
Hz. Esmâ, “Ya Fâtıma, seni üzen şey nedir, söyle de Ebû Bekir’i haberdar edeyim, bir çare bulsun.” demiş.
O iffet ve fazilet timsali, o hayâ örneği, o nezahet membaı Hz. Fatıma’nın son demlerinde kalbini dilhun eden şey elbette mühimdi.
Arkadaşlar bakınız o peygamber neslinin son çiçeği ne istiyormuş: “Ya Esma, beni günlerdir düşündüren şey, vefatımdan sonra üzerine konarak götürüleceğim tabutun şeklidir. Çünkü bu tabutlar dümdüz tahtadan ibarettir. Bu tabuta konan cesede bir kilim örtülmekte ise de cesede yapışan örtü mevtanın vücudunu belli ediyor. Bakanlar cesedin iriliğini, ufaklığını anlıyorlar. Benim cesedimin de namahreme böyle görülmesini istemiyorum. Kalbimi huzursuz eden, şimdiden üzüntüsünü çektiğim şey budur.”
Hz. Fatıma validemizdeki hassasiyete bakınız ki vefatından sonraki durumu düşünmekteymiş. Zaten kefenlenmesine, kefenin üzerine de kilim örtülmesine rağmen o vücudunun ana yapısının belli olmasından rahatsızlık duymaktaymış.
Hz. Esma, Hz. Fâtıma’nın bu problemine şu çözümü getirmiş: “Yâ Fâtıma, biz Habeşistan’a hicret ettiğimizde onların cenazelerini taşıdıkları tabutları gördüm. Dümdüz tahtaların üzerine çatı yapıp bu çatının üzerine de hasır örtüyorlar ve böylece tabutun içinde bulunan cesedi başkaları görmüyor.”
Hz. Esma, böyle dedikten sonra eline aldığı ince hurma dallarının iki ucunu yere saplayıp ortasını yukarı doğru kamburlaştırarak, “İşte böyle yapıyorlar.” diye tabutun şeklini de göstermiş.
Hz. Fâtıma sevinmiş: “Bunu çok beğendim, vasiyet ediyorum; beni taşıyacağınız tabutu böyle yapın ve kefene sarılı cesedimi bakanların nazarından gizli tutun.”
Sonra Hz. Esma’dan su kaynatmasını istemiş ve gusül abdesti almış. Temiz kıyafetlerini giymiş ve yatağını odanın tam ortasına yaptırmış. Hz. Esma’ya sessizce,
“Ben şimdi öleceğim, vasiyetimdir; beni kabre gece yerleştirin.” demiş.
Ardından çocuklarını yanına çağırmış ve onlara:
“Sizleri şerefli bir babaya teslim ediyorum.
Yaşları küçükmüş, çocukları ne olduğunu anlamamışlar. Onları odadan çıkartmışlar. Hz. Fatıma sağ tarafı üzerine yan bir şekilde elini yüzünün altına koymuş.
Hz. Esma O’nun dinlendiğini zannetmiş. Biraz sonra Hz. Fatıma annemize seslenmiş ama cevap yokmuş. Yanına gelmiş ve Resulullah’ın (sav) vefatından sonra ilk defa bu mübarek yüzde hafif bir tebessüm ve buğulu gözlerinde donuk bir bakış görmüş.
Ruhunu teslim ettiğini anlamış, ağlayarak O’nu öpmüş, koklamış, “Resulullah’ın (sav) narin çiçeği, işte babana kavuştun. Resulullah’a (sav) benden selam söyle!” demiş ve dışarı çıkmış.
Kapıda Hz. Ali varmış. Hz. Esma’yı üzgün görünce, “Ne oldu?” demiş.
Hz. Esma hıçkırıklar içinde, “Resulullah’ın son çiçeği de soldu. Babacığına kavuştu.” demiş.
Hz. Ali içeri girmiş. Odanın ortasında bir nur yumağı yatıyormuş. Hz. Ali üzgün bir şekilde eşinin yanına varmış, “Seni ne kadar çok sevmiştim.” demiş ve biricik eşinin gözlerini kapatmış.
Arkadaşlar Hz. Fatıma annemiz geride dört nur çiçeği bırakmıştır.
Annemiz’in cenaze namazını Hz. Abbâs veya zevci Hz. Ali’nin kıldırdığı rivayet edilmektedir. İslâm’da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadın cenazesi Hz. Fâtıma’nın mübarek naaşı olmuştur.
O, vasiyeti üzerine gece defnedilmiş. Medineliler vefatı ancak sabah öğrenmiş.
Medine ağlamış. Medineliler çok üzgün ve hüzünlüymüş.
Sevenlerin muhabbeti, özlemi, hâli, yaşantısı, ahlâkı, hayâsı, edebi, terbiyesi ve vuslatı demek ki böyle oluyor değerli arkadaşlar.
Rabbim bizlere de sevenlerin bu hâlinden bir zerre de olsa nasip eder inşallah.
Rabbim bizleri de sevsin, sevdiklerine sevdirsin inşallah.
Hz. Fatıma anamız vefat ettiğinde onun cenazesini Esma binti Umays yıkamış.
Cafer’in hanımı o cenazeyi yıkarken çıktığında hüngür hüngür ağlıyormuş. Medineli kadınlar, “Niye ağlıyorsun Esma, Fatma’da bir ayıp bir kusur mu gördün?” diye sorunca:
“Vallahi Peygamberimiz’in kızının su taşımaktan şu omuz başları öyle nasır bağlamış ki iki omzunda şöyle kalın kalın nasırlar vardı. Ben onu yıkarken o nasırları görünce Peygamber kızına hizmetçi tutmamış, ona bir yardımcı vermemiş; yani Medineli halktan biri gibi yaşatmış. Resulallah’ın kızının dünyadan böyle gidişi beni çok etkiledi.” demiş.
Hz. Fâtıma…
Nebîler Efendisinin son çiçeği…
Peygamber Efendimizin dünyada neslini devam ettiren nur yumağı…
Kızlarının en küçüğü…
Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin’in anneleri…
Hz. Ali’nin zevcesi…
Eli değirmen döndüren “Fâtıma ana” diye anılan bir sultane anne…
Beyi ve çocuklarıyla Ehl-i Beyt’i teşkil eden ümmetin hanımlarının seyyidesi…
Cennet hanımlarının efendisi…
Rabbim makamını âli eylesin…
Zekeriya EFİLOĞLU
Eğitimci-Yazar