PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün | Spider-Man: Brand New Day (2026) - Film Eleştirisi


Leydihan
23 Eylül 2026, 23:28
Aktörün Şöhreti Kahramanı Gölgelediğinde: Yeni Nesil Örümcek Adam Eleştirisi


[Only Registered Users Can See Links] salonlarının yaz aylarındaki vazgeçilmez geleneği yine yerini buldu; namı diğer Örümcek Adam, binbir akrobasi hareketle yine perdede. Salonun girişinde tişörtünü giymiş genç arkadaşlar, ellerinden tuttuğu çocuklarına aynı heyecanı aşılamaya çalışan ebeveynler… Peki bendeniz, kurgulanan bu fantastik evrenin hedef kitlesinden uzakta, bu salonda ne arıyordum? Malum, merdivenleri tırmanmaktan vazgeçmeyen bir sokak kedisi gazeteci olarak kurgunun ve merakın peşindeyim. Kategorisi ne olursa olsun, iyi çekilmiş her yapımdan zevk almayı bilirim; fakat bu kez işler beklendiği gibi gitmedi.

Karakterle Kurulamayan Gönül Bağı

Bir süper kahraman filmine adım atarken tüm fizik kuralları askıya alınır, bunu peşinen kabul ederiz. Problem kurallarda değil, tam olarak gönül bağında başlıyor.


Kostümün Arkasındaki Yüz: Tom Holland’ı yakın zamanda Odysseus filminde Telemakhos rolünde izlemiş biri olarak aklım o tarihi kıyafetlerde kalmış durumda. Orada bin yıl önceki destansı dünyanın içinde, annesi tarafından korunmaya muhtaç, kahraman olamamış bir genci canlandırıyordu. Şimdi aynı genci modern dünyada dünyayı kurtarırken izlemek zihnimde oturmuyor; o korunmaya muhtaç çocuk gözümün önünden gitmiyor.



Şöhretin Yarattığı Duvar: Durum sadece geçmiş rollerle de sınırlı değil. Odysseus tanıtımlarında Athena’yı canlandıran gerçek hayattaki eşi Zendaya ile medyada o kadar çok boy gösterdiler ki… Filmde onları yan yana izlerken aklıma kameralar karşısındaki şık pozları geliyor. Sahnedeki karakterler buhar olup uçuyor, inandırıcılık sıfırlanıyor.

Sinema kuramındaki “inanç askısı” kavramı tam da burada devreye giriyor. Seyirci gerçek dışı olayları kabul etmeye hazırdır, ancak bunu sürdürebilmek için karakterin duygusal dünyasına inanmak ister. Zaten gerçek hayatta da evli olan bir çifti filmde sevgili olarak izlerken, içimden “Hadi ama, saklanmanıza gerek yok, zaten berabersiniz” diye geçirmekten kendimi alamıyorum.

Patlayan Köprüler Arasında Kaybolan Ruh Dünyası

New York yanıyor, binalar uçuyor, Hulk burada, Scorpion meydanda; kısacası bütün kötüler ve kahramanlar sahneyi paylaşıyor. Polislerin altından kalkamadığı her olayı ellerinden püskürttüğü ağlarla çözen Peter’ın içsel dünyasını sorgulamaya başlıyoruz:


Peter neden bu kadar içine kapandı?



Sevgilisinden neden koptu, evine kapanıp neden fizik ve moleküler biyolojiyle dünyayı kurtarmaya çalışıyor?



Yalnızlık gerçekten depresyondan başka bir şey değil mi?

İşte bu sorulara yanıt ararken yine dönüp dolaşıp oyuncuların kamusal şöhretine çarpıyoruz. Çatışmalar, patlamalar ve aksiyon bittiğinde akılda kalan tek şey; polisin her koşulda kusurlu gösterildiği, üniversite derslerinin süper kahramanlığa alet edildiği ve yalnızlığın depresif bir sarmaldan ibaret olduğu gerçeği kalıyor.

Gençliğin Lunaparkı: Eğlenceli Ama Geçici

Tabii ki filmin hakkını yememek lazım; Marvel ekolünün vazgeçilmezi olan bol aksiyon, görsel efekt, gençlik enerjisi ve mizah tam anlamıyla işliyor. Lunaparktaki oyuncaklar gibi heyecan ve korku yaratan bu yapım, özellikle 35 yaş altı erkek izleyiciler için kusursuz bir kaçış noktası. Kadınların veya biraz daha olgun sinemaseverlerin aynı coşkuyu paylaşması zor görünse de, elinde mısır kovasıyla salona girenler için eğlencenin dozu yüksek.

Özetle; köprüler uçuyor, ağlar havada uçuşuyor ama aktörlerin devasa şöhreti, kahramanın üzerindeki kostümden çok daha baskın gelince, geriye sadece gürültülü bir eğlence kalıyor.

Yazan: Leydihan

Matsuro
24 Eylül 2026, 00:00
Anladım, bu film beklentilerini karşılamamış. Bazen sırf popüler diye yapılan işler, beklentiyi karşılamıyor gerçekten. Senin gibi meraklı bir gazeteci gözüyle bile hayal kırıklığı yaratmış olması ilginç. Karakterle bağ kuramamak en büyük sorunlardan biri bence süper kahraman filmlerinde.