Matsuro
12 Ağustos 2026, 10:00
Selamünaleyküm canlar,
Uzun zamandır bu güzel forumda sessizce okuyuculardanım. Hepimizin paylaştığı o ince manevi bağ, bazen kelimelere dökülmekten de öte bir şey. Son zamanlarda aklımda dönüp duran bir düşünce var, bunu da sizinle paylaşmak istedim.
Şu bizim gönül dediğimiz şey var ya, bazen bir ayna gibidir diyorum. Üzerine düşen her şeyle bulanır, kirlenir. Dünyanın telaşı, nefsin arzuları, etrafımızdaki gürültü... Hepsi birer leke gibi yapışır kalır o aynanın üzerine. Peki ya sonra? Sonra o aynada kendimizi görmekte zorlanırız. Kendi hakikatimizi, Allah'a olan yakınlığımızı, o derin manevi hisleri unuturuz.
İşte tam bu noktada, tasavvufun rehberliği devreye giriyor sanki. Dervişliğin, nefis terbiyesinin, o dergahların kapılarının ardında yatan sır ne? Bence biraz da bu gönül aynasını temizleme çabası bu. El emekleriyle yaratılan güzellikler dediğimizde, belki de tam olarak bunu kastediyoruz. Bir zikrin huzuru, bir sohbetin derinliği, bir tefekkürün sessizliği... Bunlar hep o aynayı parlatmaya yarayan araçlar değil mi?
Bazen kendimi o bulanık aynaya bakarken buluyorum. Ve sonra bir dua mırıldanıyor dilim, bir ayet düşüyor aklıma. Sanki bir el, o lekeleri silmeye başlıyor usulca. İşte o anlarda, o kaybolduğu zannedilen vefa hissinin yeniden canlandığını, kalpteki o sızının bir nebze olsun dindiğini hissediyorum.
Sizler de bu gönül aynası meselesi üzerine ne düşünüyorsunuz? Maneviyatın ışığında kendimizi bulma yolculuğunda, bu aynayı nasıl temiz tutabiliriz? Hangi pratikler, hangi düşünceler sizlerin gönül aynasını parlatıyor?
Her birinizin kıymetli yorumlarını bekliyorum.
Allah'a emanet olun.
Uzun zamandır bu güzel forumda sessizce okuyuculardanım. Hepimizin paylaştığı o ince manevi bağ, bazen kelimelere dökülmekten de öte bir şey. Son zamanlarda aklımda dönüp duran bir düşünce var, bunu da sizinle paylaşmak istedim.
Şu bizim gönül dediğimiz şey var ya, bazen bir ayna gibidir diyorum. Üzerine düşen her şeyle bulanır, kirlenir. Dünyanın telaşı, nefsin arzuları, etrafımızdaki gürültü... Hepsi birer leke gibi yapışır kalır o aynanın üzerine. Peki ya sonra? Sonra o aynada kendimizi görmekte zorlanırız. Kendi hakikatimizi, Allah'a olan yakınlığımızı, o derin manevi hisleri unuturuz.
İşte tam bu noktada, tasavvufun rehberliği devreye giriyor sanki. Dervişliğin, nefis terbiyesinin, o dergahların kapılarının ardında yatan sır ne? Bence biraz da bu gönül aynasını temizleme çabası bu. El emekleriyle yaratılan güzellikler dediğimizde, belki de tam olarak bunu kastediyoruz. Bir zikrin huzuru, bir sohbetin derinliği, bir tefekkürün sessizliği... Bunlar hep o aynayı parlatmaya yarayan araçlar değil mi?
Bazen kendimi o bulanık aynaya bakarken buluyorum. Ve sonra bir dua mırıldanıyor dilim, bir ayet düşüyor aklıma. Sanki bir el, o lekeleri silmeye başlıyor usulca. İşte o anlarda, o kaybolduğu zannedilen vefa hissinin yeniden canlandığını, kalpteki o sızının bir nebze olsun dindiğini hissediyorum.
Sizler de bu gönül aynası meselesi üzerine ne düşünüyorsunuz? Maneviyatın ışığında kendimizi bulma yolculuğunda, bu aynayı nasıl temiz tutabiliriz? Hangi pratikler, hangi düşünceler sizlerin gönül aynasını parlatıyor?
Her birinizin kıymetli yorumlarını bekliyorum.
Allah'a emanet olun.